Ankara Ankara duy sesimizi

 

Futbol maçlarının, özellikle de Avrupa kupası maçlarının meşhur sloganını hatırlıyorsunuz: Avrupa Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türklerin ayak sesleri...
Bugünlerde, daha doğrusu son bir haftadan beri slogan değişti galiba. Artık sesimizi duyması istenen yer Avrupa değil Ankara. Bir haftadır neredeyse bütün Türkiye, işadamından muhalefet partisine, gazetecisinden sokaktaki vatandaşına, bankacı-borsacısından bir kısım iktidar partisi milletvekili ve yöneticisine dek herkes, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan Türk Ceza Kanunu'nu kaldırdığı raftan indirmesini ve TCK'nın bir an önce, tercihan 6 Ekim'den önce yasalaşmasını istiyor.
Önceki gün Doğan Yayın Holding'in düzenlediği Anadolu'daki Avrupa toplantıları nedeniyle İzmir'deydim. Bir salon dolusu iş insanı aynı dileği seslendiriyordu: TCK bir an önce yasalaşsın, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması zora girmesin.
Sadece İzmir'de değil. Türkiye'nin her yerinde bu hassasiyetin yaşanmakta olduğunu söylemek mümkün. En azından Radikal'e Türkiye'nin dört bir yanından ulaşan duygular bu yönde.
Mesele zina tartışmasını çoktan aşmış durumda. En azılı zina karşıtları bile bugün TCK'nın raftan inip bir an önce yasalaşması uğruna neredeyse zinanın suç haline getirilmesine razı durumda.
Kuşkusuz zinanın hapislik bir suç olarak TCK'ya girmesini savunuyor değilim, kimse de bunu söylemiyor ama geçen hafta Başbakan Erdoğan öyle kritik bir karar aldı ve bu kararını da öyle asabi ve maksadı aşan cümlelerle ifade etti ki, bütün Türkiye bir anda sarsıldı.
Sarsıntının sebebi de belli: Türkiye'nin AB üyeliği hedefinin zedelenmesi.
Belki çok farkında değiliz ama Başbakan Erdoğan'ın TCK'yı rafa kaldırması ve Avrupa karşıtı bir söyleme sarılması aslında siyasi istikrarsızlık anlamına da geliyor. Çünkü, dar anlamıyla siyasi istikrar belki tek parti hükümeti anlamına geliyor ama bunun bir de geniş anlamı var: O tek parti iktidarının davranışlarının, tutum ve kararlarının önceden kestirilebilir bir tutarlılıkta olması da siyasi istikrarı oluşturuyor.
AKP geçmişte de önceden kestirilemez bazı davranışlar içinde oldu ama hiçbiri hepimizin dengesini bu son seferki TCK olayı kadar sarsmadı. YÖK'teki değişiklik girişimi ya da imam-hatiplerle ilgili düzenleme arayışları AKP açısından çok da fazla sürpriz yaratmıyordu zaten. Olsa olsa bu girişimlerden geri dönülmesi AKP hanesine siyasi hatalar olarak yazıldı. Öyle ya, ya bir yasayı çıkaracaksınız ya da onu hiç gündeme getirmeyeceksiniz.
Her neyse, AB hedefinden ciddi bir sapma anlamına gelen son davranış hâlâ akıl ve mantıkla izah edilebilmiş değil. İkidar partisi o kadar uğraştığı yasayı neden rafa kaldırdığını da henüz açıklamış değil.
Ve dolayısıyla bugün hâlâ belli bir düzeydeki bir siyasi istikrarsızlık içinde yaşıyoruz, çünkü ileriyi göremiyoruz.
Oysa biz 2002 seçiminden sonra bu durumun değiştiğini, artık hiç değilse belli bir süre için geleceği görebilir hale geldiğimizi sanıyorduk.
Ankara bakalım bu sesleri duyacak mı?

İsmet Berkan, Radikal
23.09.04