| |
Büyükanıt, yeni geliştirilen 'Atatürkçü düşünce sistemi' anlayışını
kamuoyu önünde tartışmaya açtı: Atatürk'ün mirası bilim ve akıl
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dün Kara
Harp Okulu'nun 170'inci öğrenim yılını açarken yaptığı konuşma,
geleceğe yönelik önemli açılımların işaretini veriyor. Konuşmanın
birkaç açıdan önemi var.
Öncelikle, orgeneral Büyükanıt'ın bir süredir her konuşmasında biraz
daha açarak geliştirmekte olduğu bir fikrin, ilk gerçek ipuçlarını
Kara Harp Okulu'nda, Harbiye'de yapmış olması. Böylelikle, mesaj
geleceğin komuta kademesine verilmiş oluyor.
İkincisi, mesajın kendisi. Önce Büyükanıt'ın konuşmasından bazı
bölümleri aktarmakta yarar var:
- Olayları siz istemeden beyninize yerleşmiş veya yerleştirilmiş
kalıp düşüncelerle çözemezsiniz. Yaratıcı düşüncelere sahip olmanız
gerekir. Kurumsal ve yönetsel uygulamalar yaratıcı düşünceyi ve
üretimi sınırlar. Bu çemberin kırılması gerekir. Meslek yaşantınız
boyunca her şeyi sorgulayın. Sorgulama, değişim ve gelişimin ilk
basamağıdır.
- Atatürk, bize, sizlere hiçbir dogmatik, kalıplaşmış miras bırakmamıştır.
Onun manevi mirası bilim ve akıldır. Bilim ve aklın rehberliğinde
kendini sürekli yenileyen Atatürk ilkeleri sonsuza dek kendilerini
yenilemek, geliştirmek gücüne sahip bir düşünce sistemi olarak ortaya
çıkar.
- l Atatürk bize dar bir ideolojik kalıp bırakmamıştır. Her türlü
dogmadan uzak, bilimi ve aklı hedef gösteren bir düşünce sistemi,
hümanist ve çağdaş, gelişmeye ve değişime uygun bir dünya görüşünü
miras olarak bırakmıştır.
Büyükanıt'ın aynı konuşmada, Atatürkçü dünya görüşünün Türkiye'nin
önünü tıkadığını öne sürenleri ya Ziya Paşa'nın dizesine atfen 'gözleri
aydınlıktan rahatsız olan yarasalar', ya da Türkiye'ye ithal malı
sistemler dayatmak isteyenler olarak nitelemesi, okuru yanıltmamalı.
Zaten bu konuşmada söz konusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni, Atatürk
ilkelerini, eğitim doktrininin temel koşulu olarak almayı bir kenara
bırakması değil. Ama ilk defa, Kemalizmde reform ihtiyacını tartışmaya
açması.
Dikkat edilirse Büyükanıt, konuşmasının en akılda kalıcı kısmını
oluşturan 'yarasa' benzetmesinde dahi 'Atatürkçülük' ya da 'Kemalizm'
ifadesi yerine 'Atatürkçü dünya görüşü' ifadesini kullanıyor. 'Atatürkçü
düşünce sistemi' ise konuşmanın bütününe hâkim. Bir süredir TSK
bünyesinde tartışıldığı anlaşılan bu ifade, ilk kez kamuoyunun dikkatine,
belirgin şekilde 20 Ağustos 2004'te İstanbul'da Birinci Ordu Komutanlığı'nı
orgeneral Hurşit Tolon'a devrederken, Büyükanıt'ın konuşmasıyla
getirildi. Aynı konuşmada bir de TSK'nın 'güç kaynaklarından' söz
ediliyor, ama bunların ne olduğu açıklanmıyordu.
Büyükanıt, 27 Ağustos 2004'te Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nı orgeneral
Aytaç Yalman'dan devralırken yaptığı konuşmada, ilk kez bu 'güç
kaynaklarının' ne olduğunu açıkladı. 'Mutlak itaate dayalı disiplin',
'silah arkadaşlığının getirdiği birlik ve beraberlik', 'ulusun orduya
duyduğu güven' ve bunların da önünde sayılan, 'Atatürkçü düşünce
sistemi'.
Biz siviller için Kemalizm ile Atatürkçü düşünce sistemi demek arasında
bir algılayış farkı olmayabilir. Ama Silahlı Kuvvetler komuta kademesi
bünyesinde var. Bu konuda bir süredir yaptığım konuşmalardan edindiğim
izlenime göre, 'Atatürkçü düşünce sistemi' tam da Büyükanıt'ın dünkü
konuşmasında artık kamuoyu önünde tartışmaya başladığı gibi, daha
dinamik, geçmişe saplanıp kalmayan ve kavramların lafzından çok
ruhuna dönük ve çağın koşullarına uyum sağlayan anlamlar içeriyor.
Örnek istediğiniz zaman size verilenler de, Cumhuriyet'in kuruluş
kavramlarına ilişkin oluyor.
Bir örnek Avrupa Birliği. AB üyeliği 2000 yılında TSK içince karara
bağlandığı, daha sonra MGK toplantılarında, hükümet düzeyinde ve
nihayet Meclis tarafından oylanarak kabul edilen 'Ulusal Program'da
öngörüldüğü gibi, ulusal bir hedef.
Oysa AB hedefi, üyelik yaklaştıkça kademe kademe gelecek egemenlik
paylaşımını baştan kabul etmek demek. Bu da Cumhuriyetimizin temel
sloganı olan, TBMM Genel Kurulu'nda yazılı 'Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir' ilkesinin içinin, koşullara göre yeniden doldurulması
gereğini doğuruyor.
Aynı durum, Cumhuriyet'in kuruluşunda, tek partili sistemin Cumhuriyet
Halk Fırkası'nın, bugün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından
taşınan 'Altı Ok' simgesi için de geçerli. Bu tartışmaya göre, örneğin
Altı Ok'tan biri olan 'Devletçilik' serbest ekonomi koşullarında
yeni bir tanım, bir reform gerektiriyor. Keza, 'Milliyetçilik' ilkesinin
Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında, belki de bir ideolojik zorunluluk
olan ırkçı tonlardan, anayasal vatandaşlık kavramına doğru evrildiği
açık. 'Cumhuriyetçilik' artık çoğulcu demokrasi ile birlikte düşünüldüğünde
anlam taşıyor. 'İnkılapçılık' ve 'Laiklik' kavramları da bugün toplum
hayatında daha iyi karşılık bulmak için, daha gelişmiş tanımlara
ihtiyaç duyabilir.
Aslında bu reform ihtiyacının, TSK içinden tartışmaya açılması,
birkaç şeyi gösteriyor. Birincisi, Türkiye'de bu reformist tartışmaya
cesaret edebilen ilk kurumun yine ordu olması. İkincisi, artık bu
değişim ihtiyacının belli bir olgunluğa ulaştığı. Tartışmanın yalnızca
asker değil, belki daha çok siviller tarafından yürütülmesi gerekiyor.
Üçüncüsü, tartışmanın sağlıklı bir rotada yürümesi, Türkiye'ye özgü
tehdit değerlendirmesi modelinden kalkınma ve istihdam modellemelerine
dek ihtiyaç duyulan zihniyet değişimini beraberinde getirebilir.
Bu tartışmaya CHP'nin katkı sağlaması ise bir zorunluluk gibi görünüyor.
Murat Yetkin, Radikal
28.09.04
|