|
Türkiye'nin yerleşik ve tarihsel sorunlarına, çatışma eksenlerine
bakıldığında, son zamanlarda beliren şu iki gelişme çok önemlidir.
1. İslami kesimin kendi içinde, kendi referanslarıyla seküler bir
yaşam alanı ve anlayışı geliştirmesi, bu çerçevede kendi içinde
çoğulculaşması eğilimi...
2. Silahlı Kuvvetler'in içinde yaşanan farklılaşmalar ve yeniden
yapılanma arayışında sadece asker-sivil ilişkileri açısından değil,
asker kişinin rolünün tanımlanması açısından da "demokrasi"
kavramının ilk kez devreye girmesi...
Bu gelişmeler, farklılıkların yan yana durmasından öte bir durumu,
bunların kendi aralarında ilişkiye zorlanmalarını ve bu zorlanmanın
her bünyede yarattığı kaçınılmaz ve doğal değişimi ifade ediyor.
Bu "kırılma"nın değerini bilmek, anlamını görmek gerekir.
Bu noktaya ülkenin çok hızlı bir biçimde geldiği, yaşanan bu değişimin
"ilke"den çok "fayda"dan doğduğu, zorunlu değişim
hamlelerinin onu maruz kalanlar ve onu gerçekleştirenler tarafından
henüz sindirilmediği söylenebilir.
Bunun tam olarak doğru bir görüş olduğunu sanmıyoruz.
Kanımız odur ki, gelinen nokta onlarca yıllık gerginliklerin, çatışmaların,
sorgulamaların ve bunlar çerçevesinde ard arda yaşanan mikro değişim
hallerinin sonucudur.
Örneğin İslami kesimdeki değişme on yıllık bir öykünün sonucudur.
Laik kesimde reaksiyonların, sert kemalist tepkilerin yerini daha
demokrat bir eğilimin alması da bu öyküyle etkileşim içinde son
yıllarda şaşırtıcı bir hız kazanmıştır.
Aslında iç içe geçmiş iki daire var...
Bunların ilki "iç dinamikler arası ilişki dairesi"dir;
ikincisi "dış dinamikler ve iç dinamikler arasındaki ilişki
dairesi"dir...
Yeni bir siyaset damarı ve yeni bir toplumsal uzlaşma hali bunlar
içinden üremeye başlamıştır.
Etkileşimin gücü açıktır: Avrupa bile kendi içinde, özellikle Türkiye'nin
AB üyeliği tartışmaları üzerinden bu yeni siyaset ve uzlaşma damarıyla
tanışma, buradan hareketle kendisini sorgulama noktasına gelmiştir.
6 Ekim tarihinde açıklanan "İlerleme Raporu"nun Türkiye'de
ilk aşamada yarattığı tedirginlik havasının yerini yoğun bir tartışamaya
bırakması da bu damarın zemin hazırladığı sağlıklı gelişmelerden
birisidir.
Türkiye bu çerçevede uzun süreden sonra bir sorun ya da durum karşısında
ilk kez geleneksel "politik pozisyon alma"nın ötesinde
o durum ya da sorunu "pozisyonlar" da dahil türlü yönleriyle
"düşünme"ye başlamıştır. Bu tür "düşünerek tartışma
süreçleri" yeni ayrışmalara, yeni ittifaklara yol açarlar,
başka bir deyişle taşları yerli yerine oturturlar, hareketli parçaları
sabitleştirirler.
AB meselesi her toplumsal grup içinde kimlik tartışmalarını, politik
tavır sorununu, kültürel refleksleri tahrik etmekte, ayrışmalara
zemin hazırlamaktadır.
Buna bir tür "çoğulculaşma süreci"nin başlangıcı da denebilir.
Bu tür süreçler, denge koşulları devam ettiği oranda, her grup alanın
bir anlamda uzun vadede "demokrasi"yle tanışmasını da
beraberinde getirir.
Örnek: Kürt alanı uzun süredir artan oranda kendi içinde farklılaşmakta,
monolitik yapısı kırılmakta, bir anlamda çoğulculaşmanın krizlerini
yaşamaktadır.
Örnek: Muhazafakar alan bu tür bir yırtılmayı daha önce yaşamış
olmakla birlikte, 6 Ekim sonrası tartışma ivme kazanmıştır. Bu tür
bir ayrışma da çoğulculaşmadan ve değişimden azade değildir.
Örnek. Katı kemalist aktivist grup her geçen gün arkasındaki toplumsal
desteği kaybetmekte, laik kesim içindeki motor rolünü yitirmekte,
böyle oldukça kendilerini ait oldukları büyük kesimden ayrıştırarak
marjinalleşmektedirler.
Evet, cin şişeden çıktı, bir kere...
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
22.10.04
|