|
BAŞBAKANLIK bünyesinde kurulan İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun
biz 7 sayfalık bir raporu var diye biliyorduk. Dünkü gazetelerde
verilen bilgiye göre anlaşılan başka ve ayrıntılı bir raporu daha
varmış.
Hemen belirtelim. Bizim 7 sayfalık dediğimiz raporda bazı ciddi
saptamalar var.
Örneğin Lozan Antlaşması hükümlerinin hem yanlış hem de eksik uygulandığı
bize göre de doğrudur.
Keza Anayasa’nın, ‘Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan
almayan bir devlet yetkisi kullanamaz’ diyen 6’ncı maddesine rağmen
‘İçişleri Bakanlığı Azınlık Tali (alt) Komisyonu’ adıyla oluşturulmuş
bir komisyonun kararlar alıp devlet uygulamalarını etkilediği bir
gerçektir.
Ama rapordaki birkaç -veya birkaçtan fazla- doğru, burada savunulan
görüşlerin Türkiye’nin geleceği açısından davet ettiği sakıncaları
ve tehlikeleri göz ardı etmeyi gerektirmez.
Örneğin Lozan’ın koyduğu ‘azınlık’ ölçütünün yani ‘Türkiye’de sadece
gayrimüslimler azınlıktır’ demenin bugün yetersiz olduğu savunulabilir.
Ama unutmayalım ki Lozan’ın azınlık tanımı sadece Türkiye ve Yunanistan’ı
bağlar.
Rapordaki anlayış eğer kabul görürse Türkiye’de ‘etnik’ veya ‘bölgesel’
hatta ‘dini’ temele dayalı siyasi parti kurmak mümkün olacaktır.
Çünkü rapor bu tür yaklaşımların ‘bölücü’ etkisi olmayacağı, laik
rejim için tehlike oluşturmayacağı anlayışına dayalıdır.
Bu tipik bir sorumsuzluk örneğidir ve Başbakanlık bünyesindeki
bir Danışma Kurulu’nun devletin temel sistemine karşı görüş üretmesi,
kabul edilebilir bir husus değildir.
Rapor ‘azınlık’ kavramından söz ederken ‘Demokrasi anlamına gelen
‘iç self-determinasyon’ ile parçalanma anlamına gelen ‘dış self-determinasyon’
aynı şey sayılmakta/sanılmakta ve sonuçta farklı kimliklerin tanınması
ile devlet toprağının parçalanması aynı şey sayılmaktadır’ diyor.
Raporu yazanlar ‘iç self-determinasyon’ sonucu ‘farklı kimliklerin
tanınması gerekeceğini’ üstü örtük şekilde söylüyorlar. Ama aslı
bizce şu:
Bu raporun istediği kabul edilirse Türkiye’de ‘demokrasi’ adına
düpedüz birtakım ‘muhtar’ (özerk) oluşumlara kapı açılacak demektir.
Ama neye nasıl güvenip söylüyorlarsa, birilerinin arzularına uyup
onlara ‘azınlık’ statüsü tanıyacak, sonra da ‘özerklik’ verecekmişiz.
Ama yine de bu yolun sonu ‘parçalanma’ olmayacakmış.
Yeri gelmişken şu ‘Biz Türkiye’de azınlık değiliz. Biz Cumhuriyet’in
kurucu ortağıyız’ lafına da bir örnekle değinelim:
Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin, 1970’li yıllarda
Irak’taki yönetime karşı başlattığı isyan nasıl bastırılmıştı bilir
misiniz?
Barzani, o tarihteki Irak Cumhurbaşkanı Abdülkerim Kasım’dan ‘Irak’ın
kurucu iki halkından biri Araplar, öteki Kürtlerdir’ ödününü aldı
ve bunu Irak Anayasası’na koydurdu.
Hikáyenin sonrasını şimdi Irak’ta okuyoruz. Ama aynı oyunun burada
yani Türkiye’de de oynanmasını isteyenlere de uyumadığımızı duyurmak
istiyoruz.
Türkiye’de istisnasız herkesin eşit, özgür ve mutlu olmasına hepimiz
ama varız bu ülkeyi ve ulusu parçalatmaya sonuna kadar HAYIR!
Oktay Ekşi, Hürriyet
22.10.04
|