| |
Daha demokratik, zengin ve güçlü bir toplum için birey hakları
genişletilmeli
Son haftalara damgasını vuran azınlık hakları tartışması, dün Genelkurmay'ın
açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı. Genelkurmay İkinci Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğ'un yaptığı 'birey hakları/kültürel haklar-grup
hakları/siyasal haklar' ayrımı, sağlam bir tartışma ve ayrım zemini
olarak önümüzde.
Orgeneral Başbuğ'un cümlesi şöyle: "Azınlık hakları bireysel
haklar olup, bu hakların ilgi alanı kültürel alandır. Diğer bir
deyişle, azınlık haklarını grup haklarına dönüştürmek ve ilgi alanını
siyasal alana yaymak, konuya ilişkin uluslararası kabul edilen görüşlere
uygun değildir."
Başbuğ, açıklamasının ilerleyen bölümünde, Avrupa Birliği'nin İlerleme
Raporu'nda Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların da azınlık olarak
nitelenmesine 'Lozan'ın ihlali' olarak tepki gösterirken konuyu
biraz daha açıyor. Şöyle: "Kendilerini azınlık olarak düşünmeyen
bireylerin, azınlık olduklarının açıkça söylenmesini veya ima edilmesini
tasvip etmiyoruz ve düşündürücü buluyoruz. Düzenlemelerin kültürel
alanda kalması ve üniter yapının zedelenmesine yol açılmaması koşuluyla,
Türkiye Cumhuriyeti ilgili uyum yasaları ile Türkiye'deki kültürel
zenginliğin yaşaması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirmiştir
ve uygulamalar devam etmektedir."
Demek ki;
1- Genelkurmay, AB uyum yasaları çerçevesinde atılan adımları,
"Türkiye'deki kültürel zenginliğin yaşaması için gerekli"
görüyor,
2- Atılan adımları yeterli buluyor ve bu aşamada daha fazlasının,
işi kültürel haklar boyutundan çıkaracağını düşünüyor,
3- Azınlık hakları tartışmasının kültürel haklar boyutundan siyasi
haklar boyutuna tırmanmasının ise, Türkiye'deki devlet yapısını
dağıtacağına inanıyor ve karşı çıkıyor.
Orgeneral Başbuğ'un bu çerçevede, Anayasa'nın değiştirilmesi bile
teklif edilemeyecek 3'üncü maddesinin değiştirilmesi önerisini kötü
örnek olarak göstermesi de anlamlı. Başbuğ adını vermiyor ama, 3'üncü
maddenin hakları kısıtlayıcı mevzuata temel oluşturduğu eleştirisi,
Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun Azınlık Hakları
ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu'nun tartışmalı raporunda yer alıyordu.
Başbuğ'un kabul edilemeyeceğini söylediği bir başka husus da, (daha
çok PKK ve destekçisi örgütler tarafından dile getirilen) 'Kürtlerin
de Türklerle birlikte kurucu iki halk olarak anayasal kimliğe kavuşturulması'
önerisi.
Peki, uluslararası hukukta da üzerinde herkesin anlaştığı bir azınlık
tanımının bulunmadığını söyleyen Başbuğ, birey hakkı-grup hakkı
ayrımıyla ne demek istiyor?
Biraz geriye dönelim.
Çok değil 10 yıl önce 1993-94 yıllarında Türkiye, uluslararası zeminde,
PKK'nın Kürt halkının tek temsilcisi olduğu ve kanlı eylemlerle
sonuçlanacak şekilde silaha başvurmaktan başka çaresi kalmadığı
gerekçesiyle meşruluk taşıdığı teziyle uğraşıyordu. Bu mücadelenin
ön safında BM'nin Cenevre'deki merkezinde Türkiye'yi temsil eden
büyükelçi Gündüz Aktan bulunuyordu. Aktan, müthiş bir hukuk ve diplomasi
çalışmasıyla, birinci tezi, PKK ile mücadele eden korucuların varlığını
göstererek aştı. O dönem, PKK kendisine bağlı militan sayısını 20
bin civarında duyuruyordu. Oysa yine o dönem devletten maaşa bağlı
70 bin civarında köy korucusu vardı ve hepsi de Kürt kökenli Türk
vatandaşlarıydı. Demek ki PKK Kürtlerin tek temsilcisi değildi.
İkinci ve daha büyük bir engel ise, Aktan ve ekibinin bir yıllık
bir çabayla ulaştığı 1970 yılındaki bir BM kararıyla aşıldı. Buna
göre bir ülkede serbest, demokratik seçimler yapılıyorsa, herhangi
bir grubun kendi kaderini tayin hakkından, hiçbir koşulda söz edilemezdi.
Türkiye bu deneyimleri yaşadı; sadece güvenlik alanında değil, hukuk
ve diplomasi alanında da çok ciddi mücadeleler verdi. Orgeneral
Başbuğ, 1984'ten bu yana yaşanan kanlı olaylara karşın toplumda
(mutluluk verecek şekilde) gözlemlenmeyen kutuplaşma ve parçalanmanın,
grup hakları tartışmasıyla birlikte yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
Daha demokratik, daha yüksek yaşama standardı olan bir toplum mücadelesi
de aynı bütünün parçalarıdır. Daha demokratik, zengin ve güçlü bir
toplum için birey haklarını temel almak ve onları genişletmeye çalışmak,
toplumda yeni gerilimlere yol açabilecek grup hakları hedeflemesinden
daha çağdaş, daha geçerli ve gerçekçi görünüyor.
Murat Yetkin, Radikal
03.11.04
|