Adalet Bakanı, azınlık ve şeriat

 

ADALET Bakanı Cemil Çiçek'e önce "azınlık" tartışmalarını soruyorum, tepki gösteriyor:
- 'Türkiyelilik' milli kimlik olamaz. Yapay kavramlar devletin ve milletin kimliği olamaz. Türk üst kimliği tarih içinde oluşmuş, reel bir kavramdır. Modern devlet, vatandaşlık kavramına dayanır. Bizim devletimiz de 'Türk vatandaşlığı' kavramına dayanmaktadır.
Genelkurmay İkinci Başkanı Org. İlker Başbuğ da benzer şeyler söylemişti. Çiçek, bu benzerliği onaylıyor:
- Evet, biz de özü itibariyle öyle düşünüyoruz.
Çiçek, kültürel çeşitliliğin bireysel özgürlüklerle ilgili olduğunu, "azınlık" kavramının ise "kamu hukuku alanında ayrılıklar yaratmak" anlamına geleceğini ve kabul edilemeyeceğini söylüyor:
- Dünyada mutabakata varılmış bir azınlık tarifi yok. Herkes ya kendi tarihî geleneklerine göre veya bugün işine geldiğine göre değişik tarifler veriyor. Bulanık bir kavram.
Çiçek, Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu'nu da eleştiriyor:
- Başbakanlığa bağlı diyorsun, Başbakan'a nezaketen haber bile vermeden açıklama yapıyorsun. Üstelik kurul içinde küçük bir azınlığın görüşüdür. Birbirlerine nasıl davrandıklarını da gördük. Kamuoyu nasıl saygı duysun? Keşke böyle olmasaydı.
* * *
CMUK konusuna sözü getiren Çiçek, Ceza Usul Kanunu'nda "kadının muayenesinin" kadın hekim tarafından yapılmasını "şeriat" diye nitelemenin "çok yanlış" olduğunu söylüyor:
- Havaalanında kadınları kadın polis aramıyor mu?
Ve Alman Ceza Usul Kanunu'nun 81. maddesini okuyor:
"Vücudun muayenesi kadının utanma duygusunu rencide edecekse, muayene bir kadın veya hekim tarafından yapılır. Muayene edilen kadın isterse, muayene sırasında bir kadının veya bir yakınının bulunmasına izin verilir."
Çiçek, CMUK tasarısını ve kadını kadın hekimin muayene etmesini öngören maddeyi kendilerinin değil, Hikmet Sami Türk zamanında Ecevit hükümetinin hazırladığını, kendilerinin müzakere edilmesi için aynen Meclis'e gönderdiklerini anlatıyor.
"Ecevit hükümeti şeriatçı mıydı!"
Bu sitemi yapan Çiçek "konuları kendi kavramlarıyla, hukuki konuları hukuk kavramlarıyla tartışmalıyız" diyor.
Üstelik bu bir sağlık muayenesi değil, "suç şüphesi olan veya sanık kadınların vücutlarının iç muayenesi" ve "vücut boşlukları"nın muayenesini düzenleyen Ceza Usul hükmü.
Kadın doktora öncelik verilmesinde ne sakınca var? Ecevit hükümeti de sakınca görmemiş!
Komisyon Danışmanı Prof. Bahri Öztürk'ü aradım, toplantıdan çıkarak şunu söyledi:
- 'Kadın hekim' terimi geçen metin 2001 tarihlidir. Biz şimdi müzakere ediyoruz ve değiştirdik, Alman metnini kabul ettik.
Yani kadın vücudunda suç bulgularının aranması için muayeneyi "bir kadın veya hekim" yapacak, muayene edilen kadın isterse "bir kadın veya bir yakını" da hazır bulunacak.
* * *
YARGI bağımsızlığı? Çiçek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bakan ve müsteşarın katılmasını yargı bağımsızlığına aykırı bulmuyor.
Ben de eskiden beri şahsen bu görüşteyim.
Çiçek, gerekçesini anlatırken "Fransız modeli" diyor:
- Fransa'da da bizdeki gibi... Üniter devlet ve azınlık kavramını kullanmama konusunda olduğu gibi, adli sistem bakımdan da Fransa'ya benziyoruz. Fransa için kimse 'Yargı bağımsız değil' demiyor.
Peki Adalet Bakanlığı'nın müfettiş gönderme yetkisinin olması? Çiçek şu cevabı veriyor:
- Çapraz denetim modern hukuk devletinin hem şeffaflık hem rasyonellik ilkelerinden biridir. Yararlı da olmaktadır. Vazgeçmeyeceğiz.
Ama bu konular AB raporlarında yer alıyor! Ben bunu söyleyince, Çiçek diyor ki:
- Bizdeki birtakım gerçekçi olmayan tartışmaları Avrupa bazen gerçek bir sorun varmış gibi algılıyor. Bu da öyle...

Taha Akyol, Milliyet
05.11.04