|
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nu
şu sözlerle değerlendirmiş: "Bu kurul zamanında 'entellik olsun'
diye kurulmuş."(!)
Adalet Bakanı "Rapor krizi"nin hemen ardından yaptığı
açıklamada da benzer şeyler söylemişti.
"Entel işi", ya da arada bir karşımıza çıkan kısaltılmamış
biçimiyle "Entel-dantel işi".
Tarihi en fazla beş-on yıl geriye giden bu küçümseyici ifadelerin
kimler tarafından kimler hakkında kullanıldığını iyi hatırlıyorsunuzdur.
Tabii ki hatırlıyorsunuzdur; ülkenin ekonomisinden ideolojisine,
politikasından kültürüne kadar aklınıza gelen her alanda bir milim
bile ilerleme olmasını istemeyen kişiler ve merkezler tarafından
bütün bu alanları çeviren duvarların yıkılmasını isteyenler hakkında
kullanıldı bu ifadeler...
"Haaa o mu? Cumhuriyet ve demokrasi ilişkisi mi, boş ver entel
işi tartışmalar bunlar!"
"Haaa o mu? TSK'nın ülkenin siyasi hayatını sırasında esir
alması mı, boş ver entel-dantel işi tartışmalar bunlar!"
"Haaa o mu? Ülkede isteyenin kendisini istediği dilden ifade
edebilmesi meselesi mi, boş ver entel işi işler bunlar!"
Ve tabii "Rapor"le ilgili olarak da:
"Haaa o mu? Devletin ülkesi ve milleti ile yekpareliği meselesinde
milleti bu işe sokmamak; 'Türk' üstkimliği yerine 'Türkiyelilik'i
önermek; 'azınlık' kavramını yeniden tarif etmek yönünde çabalar
mı? Boş veeer, işin mi yok, bunların hepsi zaten entel işi faaliyetler!"
Herkes gibi Adalet Bakanı'nın da (siyasi ve ideolojik idmanını
başka yerlerde yapıp AKP trenine son dakikada yetişmiş olsa da)
bu çerçevede şunu unutmaması gerekir:
"Entel işi" tartışmalar olmaksızın AKP'nin ülkede bugün
tek başına hükümet olması pek kolay olmazdı herhalde...
Başbakan'ın her fırsatta karşısına çıkarılan "demokrasi tramvayı"
hikayesi "entellik olsun" diye yapılan tartışmalar olmadan
gündemden çıkabilir miydi?
İnsan hakları, özgürlükler, hak-hukuk meseleleri ülkenin en tutucu
kesimlerinin "entel" olarak niteledikleri çevreler tarafından
ısrarla tartışmaya açılmasa ve bu yönde bir kamuoyu oluşturulmasıydı
AKP hükümeti AB yolunda bu derece kararlı adımlar atabilir miydi?
Şurası kesin: Bugün Türkiye AB'nin kapısını aralayabilmişse, ülkede
cumhuriyet ile yaşıt olan "laik-İslamcı" gerginliği giderek
heyecanını kaybediyorsa, Kürt sorununun çözümü yolunda eskiye kıyasla
çok yol alınmışsa, hatta ekonomi göreli olarak "tıkırında"
ise, "entel işi" tartışmalar olmadan bu günleri göremezdik...
Madem söz açıldı, isterseniz bu "entel işi" tartışmaların
çok mu çok ihmal ettiği, kayıtsız kaldığı meselenin ne olduğunu
da söyleyeyim: "Entel işi" tartışmalar -belki de kaçınılmaz
olarak, o da tartışılır- özellikle hak-hukuk meseleleri ile uğraştıklarından
ülkenin "sosyal politikası" bu arada hepten güme gitmiştir!
Ve ayrıca "enteresan" bir biçimde hükümet de bu işten
zaten memnun görünmektedir. Hem de, özellikle günümüzde, hükümetleri
alaşağı eden asıl etkenin "sosyal politika eksikliği"
olduğunun apaçık bir hakikat olarak ortada durmasına rağmen.
"Rapor"u kaleme alan Prof. Baskın Oran, Cemil Çiçek'in
açıklamasını bakın ne güzel değerlendirmiş:
"Ben kurul üyelerinden biriyim. Bu kurul entel işi değil.
Bu kurul şu andaki hükümetin hedeflerini yani Kopenhag Kriterleri'ni
yerine getirmek için kurulmuştu. Sayın Adalet Bakanı'na bunu söylemek
ve hatırlatmak gerek."
İyi işte; biz de bu yazı dolayımıyla söylemiş ve hatırlatmış olduk.
Ülkenin Adalet Bakanı'nın göğsünü gere gere yaptığı şu açıklamaya
bakın... Danışma Kurulu "entellik olsun" diye kurulmuşmuş...
Hakikatsizliğin bu kadarı da fazla kaçmıyor mu? Bu memleket "entellik"ten
bugüne kadar ne zarar görmüş. Bir koltuğunu işgal ettiği hükümetin
"entellik olsun" diye kurulduğunu ve ülkeyi yönettiğini
ne kadar çabuk unutmuş!
Kürşat Bumin, Yeni Şafak
08.11.04
|