| |
Oran, "İslam üstündür, Türklük üstündür, kurucu ve asli unsurdur
dediğiniz anda, başkalarını dışlarsınız, ikinci, tali unsur sayarsınız,
bu bölücülüktür" diyor
Oran, "İslam üstündür, Türklük üstündür, kurucu ve asli unsurdur
dediğiniz anda, başkalarını dışlarsınız, ikinci, tali unsur sayarsınız,
bu bölücülüktür" diyor
SAZAK: Azınlık Hakları Raporu'na yönelik tepkiler Prof. İbrahim
Kaboğlu'nun saldırıya uğramasına varacak kadar sertleşti. Siyasi
planda ise Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Silahlı
Kuvvetler'in 'üniter yapıyı tartışmaya açacak tartışmaları onaylamadığını'
açıkladı. Raporu yazarken bu denli tepki çekeceğinizi düşünmüş müydünüz?
ORAN: Hiç düşünmedim. Çünkü, ben, ne politikacı ne diplomat olduğum
için sadece siyaset biliminin ve Türkiye'nin durumunun gerektirdiği
şeyleri yazmak gibi bir kaygı vardı kafamda. Doğrusu bu kadarını
beklemiyordum. Altı sayfalık rapor 30 yıldır söylenen şeylerin kağıda
dökülmesidir. Resmi niteliği olduğu için tepkiye yol açtı sanıyorum.
1920'lerden beri halının altına süpürülen meseleler en sonunda AB'nin
el atması üzerine ortaya döküldü.
Gürültü koparan 'Türkiyelilik' üst kimliği önermesi oldu. Anayasa'nın
'Değiştirilmesi teklif dahi edilemez' 3. maddesindeki 'milletin
bölünmezliği' ilkesinin çıkarılmasına da şiddetli itirazlar var.
ORAN: Azınlık kavramı hiç anlaşılmıyor. Türkiye, 1923 yılına takılmış
kalmış. Lozan'da bir statü verilmiş gayrimüslimlere, şimdi azınlık
deyince AB'nin başka gruplara da statü tanınmasını isteyeceğinden
korkuluyor. O anlayış, Milletler Cemiyeti döneminde, 1920'lerde
kaldı. AB eşit haklardan söz ediyor, Sünni Müslüman camide ibadet
ederken, elektriği bedava kullanıyorsa, Alevi de cemevinde bedava
kullanacak. Okulda Türkçe ders veriliyorsa, bir Kürt, Çerkez de
Kürtçe veya Çerkezce dersi alabilecek.
Siz, 'Türk üst kimliği ülkeyi bölüyor' diyorsunuz.
ORAN: Türkiye milleti içinde, Türk etnik unsurunun kurucu ve asli
unsur olduğunu iddia edenlerin zihniyeti, doğal olarak başkalarını
tali, ikinci unsur saymak durumunda. Bu zihniyetle çıkarsanız yola,
Türkiye'yi parçalarsınız. O zaman Kürtler de, 'Efendim, ben de asli
unsurum' diye ortaya çıkacak, Aleviler de. Oysa 70 milyon Türkiyeli
asli kurucu unsurdur. Bunu kabul etmedikçe, Türkiye'nin bölünmez
bütünlüğünü devam ettiremeyiz.
Türkiyelilik üst kimliğini reddeden iki tane ufak grup var: Aşırı
Türk ve Kürt milliyetçileri.
Öcalan'daki değişime ne diyorsunuz? Ayrılıkçı terörle ayrı devleti
savunurken, yakalandıktan sonra, İmralı'da Türkiyelilik önermesinde
bulundu. Kürtler de arayışta!..
ORAN: Kürtler uzun zamandır arayış içerisinde. Ancak Leyla Zana'nın
sözlerine yansıyan çok önemli bir yanlışı var Kürtlerin. Onlar da
Türk etnik kimliğinden kaptılar bu söylemi, 'Biz azınlık değiliz,
asli kurucu unsuruz!' Tamam anlıyorum, Türkiye'de azınlık demek,
aşağılanmak demek. Fakat 'Asli kurucu unsuruz' demek feci bir hata.
O zaman tali unsurlar, Çerkezler ne olacak? Eğer Kürtler, asli unsur
olma nedenlerini Türklerin yanında Kurtuluş Savaşı'na katılmak nedeniyle
ileri sürüyorlarsa, Çerkezler de katıldılar. Yozgat, Ankara'nın
doğusunda bir yerdir, Bursa'dan kalktı geldi, isyan bastırdı Çerkezler.
Kimseyi dışlamamanın yolu Türkiyelilikten geçiyor. 70 milyon kurucu
unsur. Asli, tali yok.
Anayasa'daki 3. madde ne olacak?
ORAN: 3. maddede üç unsur var. Birincisi, dili Türkçedir. Bunu düzeltmek
lazım, 1961 Anayasası'nda olduğu gibi 'Resmi dili Türkçedir' denilmeli.
İkincisi, 'ülkesiyle bölünmez bütünlük'. Buna kimsenin itirazı yok.
Dünyadaki bütün devletler ülke toprağının bölünmesine şiddetle tepki
gösterirler. Üçüncüsü 'milletin bölünmezliği.' Bu kavram Avrupalıya
son derece terstir. Alt kimliklerin inkarı anlamına geliyor.
Birleştirici unsur ne oluyor?
ORAN: Türkiyelilik... Bir zamanlar Demirel'in de telaffuz ettiği
anayasal vatandaşlık. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı... Siz kalkıp
da bu memlekette 'İslam üstündür, Türklük üstündür' dediğiniz anda,
olmayanları dışlarsınız. Bu bölücülüktür. Tamam, devlet 81 yıl önce
kurulmuş, adı Türkiye Cumhuriyeti. Babam CHP milletvekiliydi, biraz
heyecanlandığı zaman 'Türkiya' derdi. Acaba niye 'e' değil de 'a'
diyor... İnce sesli yerine kalın sesli koymak, meydanlarda nutuk
atarken daha mı uzağa ses götürüyor diye düşünürdüm. Değil. 14.
yüzyıldan itibaren bütün Osmanlı imparatorluğu haritalarının üzerinde
'Türkiya' yazıyor.
1920'de Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. İstiklal Marşı'na, bayrağına
dokunulmaz. Fakat milletin niteliği, demokrasiyi engelleyici bir
üst kimliğe dayanıyorsa, o tartışılır. Amerika'da yönetimi elinde
tutanlar gibi bizim de WASP'ımız (Beyaz, Anglo Sakson, Protestan)
var: Laik, Sünni, Müslüman, Türk (LSMT). Böyle sürerse Kürdü de
kalkar 'Ben de asli unsurum' der. Milletin tekliğini iddia ederseniz,
ülkeyi bölersiniz.
Prof. İbrahim Kaboğlu, 'Ben olsam Türkiyelilik diye yazmazdım'
sözleriyle, kurulun size verdiği yazım yetkisindeki üsluba katılmadığını
belirtti.
ORAN: Ne fark eder? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı diye yazsan, anayasal
vatandaşlık desen ne değişecek? Efendim, bu Türkiyelilik lafına
niye bu kadar tepki geliyor, söyleyeyim mi? Türkiyelilik lafını
ilk defa Devrimci Doğu Kültür Ocakları, 1969 veya 1970'te ortaya
attı, Kürtler ortaya attı, fakat biz o zaman müthiş tepki gösterdik.
Çünkü Türkiye halkları diyorlardı. İşte o bölücülüktür. Türkiyelilik
dediğiniz zaman alt kimlikleri olan bir bütünden, birlikten bahsediyoruz.
Ermeni meselesi getirilmeyecek
AB ile 2005'te tam üyelik müzakereleri başladıktan sonra azınlık
tartışması, Kürtler ve Aleviler bağlamında gündeme gelecek. Güneydoğu
açısından ileride demokratikleşme baskısı ayrılıkçılığı körükler
mi?
ORAN: Türkiye'de güçlü bir Kürt kimliği var, bir de güneyimizde
Irak'ta Kürdistan kurulma olasılığı var, bu bağlamda soruyorsanız,
o zaman tartışmayı şu eksende yapmak gerekiyor:
AB ekseninde Türkiye'nin yapması gereken bir tek şey vardır: 70
milyon Türkiyelinin din, mezhep, ırk farkı gözetmeden tek kurucu
unsur olduğunu kabul etmek. AB'nin istediği budur. Başka bir şey
istemesi mümkün değildir.
Mesela, Ermeni diaspora milliyetçilerinin bozuk plak gibi çaldıkları
bir şey var. AB'ye girmek için Türkiye 'jenosid'i kabul etmeli!
Benim gözlemim, AB hiçbir zaman bunu, Ermeni meselesini ileri sürmeyecek.
Çünkü daha geçen gün Venedik'teydik, bu konuda Batılıların tutumu
çok açık: Ermeni diasporasına 'Hata ediyorsunuz' diyorlar. Türkiye'ye
bunu ön koşul olarak sunamayız. AB hiçbir grubun egemen olarak ortaya
çıkmasını istemiyor.
Demokrasi varsa ayrılma olmaz
Genelkurmay İkinci başkanı İlker Başbuğ, Avrupa Konseyi'nin Ulusal
Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi'nde 'bireysel
hakların kullanılmasının, ilgili ülkenin toprak bütünlüğüne ve ulusal
egemenliğine karşı kullanılamayacağı'nı anımsattı.
ORAN: Zaten 1970 yılındaki BM kararından beri, bir ülkenin içinde
demokrasi varsa, o ülkeden ayrılmak mümkün değildir. Buna 'iç self
determinasyon' deniyor. Dış self determinasyon ise, bir ülkeyi parçalayarak
ayrılma hakkıdır. Birleşmiş Milletler, uluslararası toplum bunu
kabul etmez.
Eski Yugoslavya nasıl bölündü?
ORAN: Tito'nun nefesi kesilince eski Yugoslavya da dağıldı. Almanya,
Hırvatistan ve Slovenya'yı kendi yanına çekmek istiyordu. Türkiye'nin
Yugoslavya'yla karşılaştırılması, anlamsız. Hem Türkiye'yi kim parçalamak
isteyebilir? Kürtler mi? Karaya hapsedilmiş, yarı feodal, en az
3 dil konuşan Irak'ın kuzeyinde yeni kurulacak bir Kürt devletinin
peşinden gitmek mi, Kürtlerin çıkarınadır? Yoksa AB üyesi veya en
azından AB adayı olan bir Türkiye'de eşit şartlarla kalmak mıdır?
Mazoşist olması lazım Kürtlerin!
Üniter devletten vazgeçen yok
Azınlık raporuna yönelik ulusalcı tepkiler karşısında solcu refleks
ne olmalıydı? 1968 kuşağı temsilcisi bir aydın olarak, ideolojik
çizgide kırıklıklar gözlemlediniz mi?
ORAN: 1920'lerde Kemalizm, solcu ve ilericiydi. Artık, 2000'li yıllarda,
hâlâ 1920'leri muhafaza etme anlamındaki Kemalizmden bahsediyorsanız,
tutucudur. Nasıl, 1920'lerde Kemalizmin ilerici ve yukarıdan devrimci
stratejisine, aşağıdan irtica adı verilen bir gerici tepki gelmişse,
AB yolunda '2. Muasır Medeniyet' dalgasına 'Sevr paranoyası' diye
tepki gösteren bir aşırı milliyetçi çevre var, bugünün gericiliği
de odur. Bugünün gericiliği 1920'lerin arkaik yapısını muhafaza
etmek isteyenlerdir. Şimdi gerçek Kemalistler benim bu söylediğime
itiraz edecekler ama hiç itiraz etmesinler çünkü sesleri hiç çıkmıyor.
Kemalizmin asıl büyük başarısı nedir, biliyor musunuz? 1920'lerde
kendisi yukarıdan devrim yaptığı zaman, aşağıdan irtica tepkisini
verenlerin torunları, bugün '2. Muasır Medeniyet' dalgasını lanse
ediyorlar. AB uyum paketleri adı altında bu muazzam transformasyonu
getirdi Kemalizm.
Son gelişmeler, laik Sünni Müslüman Türk biçiminde tekçi, monist,
üst kimliğin ortadan kalktığını müjdeliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin
devletinin değil ama Cumhuriyet'in milletinin parametreleri değişiyor.
Eşitlikçi 70 milyona, eşitleyici bir parametre ortaya çıkıyor. Bunun
getirdiği rüzgârdan korkuyor insanlar ve o korkularını da nasıl
ifade ediyorlar: 'Üniter devleti terk etmeyiz.' Üniter devletten
vazgeçen tek bir kişi yok bu ülkede.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) konusunda Türkiye ne yapmalı?
ORAN: Türkiye BOP'u bir kalemde reddedemez. ABD'nin en büyük hatası,
Filistin sorununu halletmeden projeyi ortaya attı. Türk diplomasisi
aynen Bizans, Osmanlı diplomasisi gibi muazzam güçlüdür. Stratejik
orta boy bir devlet olarak, ancak denge ortamında nefes alabilirsiniz.
Denge bozulmaya başladığı zaman astım krizine girersiniz. İstediğiniz
kadar monşer falan deyin, Türk hariciyesi Ali'nin külahını Veli'ye,
Veli'nin külahını Ali'ye giydirir ve bu denge ortamında ayakta kalmayı
bilir.
Irak'ta Kürtlerin ayrı bir devlet kurmaları olasılığı güçleniyor
mu?
ORAN: Türkiye, Irak'ın toprak bütünlüğünü savunmalıdır. Bir devlet
kendi toprak bütünlüğünü istiyorsa, komşularının toprak bütünlüğünü
savunmak zorundadır. Türkiye'nin Kürdistan'a itirazı var. Neden?
Çünkü Türkiye, kendi Kürtlerine yeterince iyi muamele yapmadığının
bilincinde. Biz Kürtlerimizden emin olduğumuz anda, Kürdistan diye
bir dış politika sorunu yoktur. Kürtlerle Araplar anlaşamayacak
olursa, Şiiler, 'Ayrı devlet kuracağız' derlerse ve Kürdistan da
ayrı bir devlet şeklinde Irak'tan ayrılmak zorunda kalırsa, Türkiye
bu olayın ebeliğini yapmalıdır.
Türkiye bu olaya, 'kırmızı çizgidir, asker yollarım' gibi komplo
teorileriyle yaklaşamaz.
ABD, Kuzey Irak'ta 'İkinci İsrail' gibi bir devlet kurdurabilir
mi?
ORAN: Kürtler bütün kartlarını ABD üzerine oynamak yüzünden yakın
tarihte dört kez açığa düştüler. Hegemon devlete hiçbir zaman güvenemezsiniz.
Hegemon devlet sizi kullanır ve kağıt gibi atabilir. Kuzey Iraklı
Kürtlerin bunu anlaması lazım.
Lozan, Osmanlı'yı sürdürdü
Yeni Şafak'ta Ahmet Taşgetiren, Lozan'ın azınlıklar çözümü 'Dini
eksenlidir' diye yazdı: Laik sistem din eksenli tanımlamayı, İslamı
dışladıkça, yerine 'çatı değer' olarak Türklüğü koymuş. Ancak, günümüzde
bu da yetmiyor. Cumhuriyet'in kuruluş paradigmasını tehdit eden
Kürt ve İslam meselesi, AB sürecinde yeniden tartışmaya açılıyor.
ORAN: Lozan, Osmanlı'nın, cemaatler, yani dinsel farklılıklar üzerine
kurduğu millet sistemini devam ettirmiştir. Bir yanda Türkü, Kürdü,
Gürcüsü, Arnavutu hepsi bir arada, hiçbir soy farkı gözetmeden 'Müslüman
milleti.' Diğer yanda da gayrimüslimler. Zaten, Cumhuriyet'in kuruluşunda,
Mustafa Kemal hiçbir zaman Türk, Kürt demez. Feodal toplumlarda
tutunum ideolojisi dindir. Türkiye Cumhuriyeti, Türk ve Müslümanların
birliği üzerine kuruldu. Şimdi bizim rapor bunu altüst ediyor. Diyor
ki, ne Müslümanların üstünlüğü vardır, ne Türk etnik kimliğinin...
70 milyon Türkiyeli eşit haklara sahip olarak bu memleketin kurucu
unsurudur.
Baskın Oran kimdir?
1945'te İzmir'de doğdu. Saint Joseph ve İzmir Atatürk Lisesi'nden
sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. SBF'de Uluslararası
İlişkiler asistanı olarak 1974'te doktorasını tamamladı. 1982'de
YÖK kararıyla, 1983'te de 1402 uygulamasıyla görevine son verildi.
1990'da Danıştay kararıyla tekrar SBF'ye döndü. Değişik yayın organlarında
köşe yazıları yazıyor. Eserlerinden bazıları: Azgelişmiş Ülke Milliyetçiliği:
Kara Afrika Modeli (1977), Türk - Yunan İlişkilerinde Batı Trakya
Sorunu (1986), Atatürk Milliyetçiliği - Resmi İdeoloji Dışı Bir
İnceleme (1988), Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları (1989), Son Defter
(1990), Nerde O Eski Mapusaneler (1991), Devlet Devlete Karşı (1994).
Derya Sazak - Sohbet Odası, Milliyet
08.11.04
|