YÖK düzelmez!

 

Geçen cumartesi günü Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Kanunu'nun kabul ediliş yıldönümünü meydanlarda kutlayanlar oldu(!). Gazeteler, YÖK'e karşı çıkmak amacıyla toplanan öğrencilerin, polisle çatışmalarına YÖK'le ilgili söylediklerinden daha çok yer ayırdılar; Radikal haberi 'Yine YÖK savaşı' başlığıyla verdi. (7 Kasım) Sayısı çok olmayan öğrenciler, yükseköğretimle ilgili dişe dokunur bir şey söylememiş olacaklar ki gazeteler, kovalama ve biber gazı kullanma gibi unsurları öne çıkardılar.
Özetlersek, bu yıl üniversitelerimiz hakkında üniversite öğrencilerinin ne düşündüğü meydanlara yansımadı; belki bir şeyler söylemeyi gereksiz buluyorlar, belki de meydan toplantılarını anlamsız görüyorlardı!
Gençleri toplantılarda dinleyemedik, ama gazetemizin Cumartesi Eki'nde yayımlanan, 13 üniversitede okuyan 38 öğrencinin, daha çok günlük yaşamlarını yansıtan sözlerini okuduk (Cumartesi Radikal, 6 Kasım). 13 üniversitenin 900 binden fazla öğrencisini 38 öğrenci temsil etmez ise de 'Halinden memnun olan yok gibi' başlığıyla iki sayfada aktarılan sözler, öğrencilerin durumları hakkında bazı ipuçları veriyordu. Ben bu öğrencileri kötümser bulmadım, çoğu geleceğe umutla bakıyorlar gibi geldi bana.
Yıldönümünde Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ve YÖK'ten bir ses çıkmadı. Son YÖK raporu, 'Mart 2003' tarihini taşımaktadır. O tarihten bu yana rapor yenilenmedi ya da yenilendi de yayımlanmadı.
Bakan ve Başkan'ın, bu yıl başlarında canlanan ve sonra Meclis'te uyutulan kanun tasarısı üzerine görüşlerini biliyoruz, yükseköğrenim genelinde ne düşündüklerini topluca bilmiyoruz. Bir tasarı ve siyasal iddianın ortada olmadığı bugünlerde söylenenler, siyaset ve özellikle parti tercihlerinin baskısı dışında değerlendirilebilirdi.
YÖK yıldönümünde görebildiğim tek bildiri Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Kadir Erdin'inkiydi; başkasını görmedim, okumadım!
"Çağdaş üniversite için hemen yapılabilecek çok şey var!" diye başlayan Erdin'in bildirisi, "İdeal olarak Anayasa'nın 130 ve 131. maddelerinin değiştirilmesi lazımdır" dedikten sonra, Anayasa değişikliği olmadan, 'YÖK Yasası ile de çok önemli değişiklikler yapmanın mümkün' ve bunun da gecikmesi durumunda, 'YÖK'ün hemen yapabileceği çok şey' olduğu inancını dile getiriyor.
Öğretim Üyeleri Derneği yasaya gerek duyulmadan gerçekleşebilir bularak, rektör ve dekanların bazı yetkilerinin yeniden tanımlanacak fakülte genel kurullarına devredilmesini ve rektör seçimleri yönteminin değiştirilmesini önermektedir. Bu öneriyi, idareimaslahat (bir işi şöyle böyle görme) anlayışının ürünü olarak karşılayacaklar haksız sayılabilir mi? Çok değişik coğrafyada yerleşik; yapı ve varlıkları birbirine benzemeyen; öğrenci, fakülte, enstitü sayısı çok farklı, 74 üniversitenin aynı kurallarla yönetilmesi olanak dışıdır. Bana göre, değişime yönetim birliği dağıtılarak başlanmalıdır.
Yükseköğrenim alanında, hiçbir biçimde idareimaslahat yaklaşımına ve ehvenişer arayışına sapılmamalı; bugünkü YÖK sisteminin düzeltilemeyeceği bilinmelidir! Özellikle öğretim üyeleri, Anayasa'nın 130 ve 131'inci maddelerinin, değiştirilmesini değil, yürürlükten kaldırılmasını savunmalı, başka bir çözüm aramamalı ve önermemelidirler.
Not: Perşembe günkü yazımda, Genelkurmay İkinci Başkanı'nın adı, İlker Başbuğ yerine İrfan Başbuğ olarak yazılmıştır, özür dilerim.

Tarhan Erdem, Radikal
09.11.04