Demokrasi korkusu!

 

Ellerinden gelse linç edecekler. Öylesine bir kampanya başlatıldı. Zorbalık, kaba kuvvet, tehdit...
Özellikle iki kişi hedefte:
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu ile, bu kurulun Azınlıklar Raporu'nu kaleme alan ve TESEV'e Türkiye'de Azınlıklar konulu 170 sayfalık bir çalışma yapan Prof. Dr. Baskın Oran.
İki değerli bilim adamı.
İkisi de Lozan'ı savunuyor. İkisi de üniter devleti savunuyor. İkisi de bölücülüğe karşı çıkıyor. İkisi de demokrasiden yana. İkisi de Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini istiyor.
Ama kıyamet kopuyor.
Sorun bir noktada:
Türkiyelilik üst kimliği...
Bir başka deyişle:
Türk yerine Türkiyelilik üst kimliği anayasal olarak kabul edilirse, bu üst kimliğin altında Türkler, Kürtler, Çerkezler, Gürcüler, Araplar ya da Yahudiler, Ermeniler, Rumlar yer alırsa, Türkiye'de 'toplumsal barış'ın daha kolay gerçekleşeceğine inanıyor bu iki bilim adamı.
Türkiyelilik konusunda özellikle Prof. Baskın Oran bastırıyor. Bu yüzden de tam bir linç kampanyasıyla karşı karşıya.
'Bölücülük'le suçlanıyorlar.
Vatan haini damgası yiyorlar.
Tehditle sindirilmek isteniyorlar.
Bu demokrasi korkusu niye? Özgürce tartışmaktan, sorgulamaktan çekinmeyelim. Çünkü bunca yılın suskunluğu ve baskısı, hiç dokunulmayan tabular barış ve huzur getirmedi bu topraklara.
Kimliklerin, dillerin inkarı mı barış getirdi Türkiye'ye? Hayır. Yakın tarihimizdeki Varlık vergileri, 6 - 7 Eylül'ler gibi kepaze sayfaların üstünü örtmek mi Türkiye'ye bir şey kazandırdı? Hayır.
Her şeyi uygarca tartışalım.
Her şeyi sorgulayalım.
Rahatlarız.
En aykırı fikirler de çıksın ortaya. Buna ülkemizin çok ihtiyacı var. Ama zorbalığı, kaba kuvveti bir yana bırakalım. Her şeye vatan hainliği damgası vurmaktan kaçınalım. Fikri fikirle karşılayalım.
Hangisi barış için daha iyi?
Türkiyelilik mi üst kimlik olarak? Ben farklı düşünüyorum. İlle de Türkiyelilik gerekmiyor. Bu konuda Taha Akyol'la aynı görüşü paylaşıyorum.
Türkiye'de devletin daha çok demokrasi sorunu var, kimlik değil. Çözümün, demokrasi çerçevesinde ve Türk kavramının vatandaşlık anlamının derinleştirilmesinde aranması daha doğrudur.
Bir başka deyişle:
Türkiyelilik yerine, bugünkü gibi Türklüğün üst kimlik olarak kalmasında bir sakınca yok. Etnik kökenin farklı olabilir. Ama hem Türk vatandaşı, hem Türk, Kürt, Çerkez, Arap, Ermeni, Yahudi olabilirsin. Dinin, inancın başka başka olabilir.
Ama fark etmez.
Ne olursan ol. Önemli olan, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olman. O zaman Türk vatandaşısın. Bu anayasal bir bağdır. Ve bu senin Kürtlüğünü, Çerkezliğini, dinini, imanını değiştirmez ki...
Ve sen, bu devletin eşit bir vatandaşı olarak demokrasiden kaynaklanan bütün bireysel hak ve özgürlükleri kullanıyorsan... Dilin, dinin, kimliğin inkar edilmiyorsa... Şu ya da bu olduğun için birtakım haklardan, özgürlüklerden yoksun kılınmıyorsan...
Bu durumda sorun kalmaz.
Devlete demokrasi götürülmüş olur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında, hayatın içinde de birinci sınıf, ikinci sınıf vatandaşlar kalmaz böylece.
Bunun için Türkiyelilik gerekmiyor.
Ama ille de demokrasi gerekiyor.
Lozan'ı bazı açılardan tam uygulamak gerekiyor. İnsanların diliyle, diniyle, kimliğiyle oynamamak gerekiyor. Kürt oldukları için, Alevi oldukları için, gayrimüslim oldukları insanlara farklı değil, eşit muamele etmek gerekiyor.
Avrupa Birliği projesi de böyle bir proje. Derya Sazak'ın dünkü Sohbet Odası'nda Prof. Baskın Oran'ın dediği gibi Türkiye'nin 70 milyon insanını da kurucu unsur, asli unsur, yani eşit yapmak gerekiyor.
Tarih sayfalarımızda eşitlik açısından ayıplarımız var. Bugün de bazı ayıplarımız devam ediyor.
Bunları oturup tartışalım.
Ama uygarca, özgürce tartışalım. Barış ve huzurun yolu demokrasiden geçiyor, demokrasi korkusundan değil.

Hasan Cemal, Milliyet
09.11.04