| |
İnternete girenler iyi bilir: Son yıllarda 'hisli yazılar' pek
moda. Hani 'Tavuk suyuna çorba; insanın içini ısıtan öyküler' diye
bir kitap serisi var ya... İşte o tip, 'kıssadan hisse' çıkarmamızı
isteyen, bazıları gayet zekice kaleme alınmış, bazısı ise düpedüz
'ağlak' yazılar...
Bunlardan Atatürk ile ilgili olan bir tanesini geçenlerde Reha Muhtar
köşesine taşımıştı. Hani içinde şöyle cümleler olanı: "Gençliğinde
kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları
kıran bir filme gidememiş. (...) Kazandığı her savaştan sonra, savaş
sahasına fırlayıp moral veren, mini etekli ponpon kızları da yokmuş."
Yazıda daha ne örnekler var: Atatürk'ün cep bilgisayarı ve cep telefonu
yokmuş. Çalgılı fasıllara katılıp, sabahlara kadar içki içip, vals
yapmak yerine memleketi düşünmüş...
Bu ve benzeri metinleri okuyarak kendinizi suçlu hissedeceksiniz,
titreyip hizaya geleceksiniz!
***
Güzel kardeşim...
1) O devirde zaten cep telefonu ve bilgisayar yoktu. Dolayısıyla
sadece Atatürk değil; kimse bu tip elekronik cihazları kullanmadı.
Herkes gibi onlar da mektupla, telgrafla haberleşirdi.
2) Atatürk, Şarlo filmlerini severdi. Kahkahalar atarak izlerdi.
Şarlolar dönemin 'gişe yapan' fimleriydi.
3) Sıkı içerdi! Memleketin önemli meseleleri ünlü sofrasında konuşulurdu.
Hatta bazen yapılması mümkün olmayan kararlar alındığı için İnönü
ona kızardı. Defalarca bu yüzden tartıştılar.
4) Balolar düzenler, burada kadınlarla vals yapardı.
5) Devlet başkanı olmadan önce de 'modern hayat' nedir farkındaydı.
Sofya'da Carmen operasını izlemişti. Hatırlayın, yeniçeri giysileriyle
kıyafet balosuna katılmamış mıydı? Fransızca bilirdi. Bugün bile
bize parmak ısırtacak derecede şık giyinmeyi nerelerden öğrendi
sanıyorsunuz?
***
Daha birçok örnek verebilirim...
Özetle... Atatürk çağına ve yaşadığı ülkeye göre gayet iyi bir eğitim
almıştı. Bir askerdi... İmparatorluğu batmaktan kurtarmak için cepheden
cepheye koştu; diğer subaylar gibi... Elbette zor bir hayatı oldu
ama serbest zamanlarında 'ağzının tadını bilen' bir kişiydi.
Tarihte öyle abuk sabuk karşılaştırmalar yapılmaz. Olaylar kendi
şartları içinde değerlendirilir. Mesela, "Acaba o durumda başka
bir karar alabilir miydi, başka türlü davranabilir miydi" diye
sorabilirsiniz. Ama 'kot pantolon giyemeden öldü' diye yazıklanamazsınız!
Böyle çocuksu metinler, Atatürk'ü ve dönemini anlamamıza hiçbir
katkıda bulunmaz. Üstelik göründükleri gibi masum değillerdir: Bunlar
gerçekleri çarpıtan, tarihi romantikleştiren, edebiyat parçalayarak
'altın çağ' ideolojilerini pekiştiren palavralardır.
Atatürk'ü öğrenmek istiyorsanız sürüyle kitap var. Niye okumuyorsunuz?
Sizi gidi tembeller!
Emre Aköz, Sabah
17.11.04
|