|
BEN zaten o olayın ertesi günü buradan suç duyurusunda bulunmuştum.
Cumhuriyet savcılarına, ‘anayasal düzeni zor yoluyla değiştirmek
amacıyla isyana teşvik’ cürmünden dolayı derhal soruşturma açmak
çağrısı yaptım.
Oysa, hemen hemen bir yılı geçti ve hiç ses sedá çıkmadı.
Eh, ‘dokunulmazlık zırhı’ları (!) var, demek yine kimse cesaret
edemedi.
* * *
FAKAT, işte bu defa yanılmışım. Tam bayram arifesiydi ki, müjdeyi
okudum.
Gazete, Türkiye adalet tarihinin en hariká haberlerinden birisini
yayınlandı.
Ve inanın, o bayram için Mahmutpaşa’dan cicili bicili esvapla donatılmış
bir yoksul mahalle çocuğu kadar sevindim. Velev ki, bayağı bayağı
geç kalmış olsun.
Velev ki, ‘Yeni Şafak’ta Ahmet Kekeç’in yazdığı iki yazı hariç,
medya yorumcularımız gelişmenin boyutunu görmezden gelsin.
* * *
EFENDİM, hani kendisini ‘Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu’
(!) diye vaftiz eden; hani çıkarttıkları iki ayrı dergilere ‘Evet,
Saddamcı Atatürkçüyüz’ manşetini atan; hani eski Anayasa Mahkemi
Başkanı Yekta Güngör Özden ve CHP Genel Başkan adayı Bedri Baykam’ın
o dergilere ‘yazar’ (!) olduğu hazretler var ya, hatırlayacaksınız,
işte o avene 25 Ekim 2003 günü Ankara Üniversitesi rektörlüğünce
düzenlenen ‘Cumhuriyet Yürüyüşü’ (!) sırasında ‘Ordu Göreve’ pankartı
açmıştı.
Varakparelerinde her an yaptıkları gibi, TSK’yı ‘Atatürkçülük’
(!) adına isyana ve itaatsizliğe teşvik ederek, orduyu alenen darbe
düzenlemeye çağırmışlardı.
İşte Ankara Savcılığı da Anayasa’nın 146. ve TCK’nın 153. maddeleri
uyarınca suç işlendiği kanaatine varmış ve ‘ADKF’ üyesi 11 kişi
hakkında soruşturma açmış.
Kemal Atatürk ve ‘ordu’ tabuları arkasına saklanarak her haltı
yemek cüretini gösteren aymazların dokunulmazlığına nihayet ‘d-o-k-u-n-m-a-k’
cesaretini göstermekten daha mutlu, daha kıvançlı, daha değerli
bir müjde olabilir mi?
* * *
AMA itiraf edelim ki, en yüksek yargı organında başkanlığa yükselebilmiş
bir zat; artı, ana muhalefet partisinde lider adayı diğer bir zat
eğer ‘Ordu Göreve’ çığırtkanlığı yapan şebekenin dergilerinde yazıyorsa,
halimiz cidden vahim demektir.
Demek kediye ciğer emanet ediliyor ki, sözümona anayasal düzeni
savunması gereken Özden ve aynı düzenin CHP’sinde önderliğe soyunan
Baykam, o düzeni yıkmak isteyen ‘Saddamcı Atatürkçüler’le ortak
davranmakta zerre beis görmüyor.
Zaten tüm sorun da, herkesin kendine göre çekip çekiştirdiği ve
dokunulmazlık duvarıyla ördüğü ‘Atatürkçülük’ ve ‘Kemalizm’ kavramlarından
kaynaklanıyor.
* * *
ÖYLE, çünkü Allah rızası için, hangi ‘Atatürkçülük’ ve hangi ‘Kemalizm’?
Düne kadar, ‘Bursa nutkunda komünizm görüldüğü yerde ezilmelidir
dedi’ diye ‘ultra sağ’ teorilere payanda oluşturmuş ‘Atatürkçülük’
mü?
Yoksa, ‘Karanlıkçı Maocular’ın Stalin’le özdeşleştirdiği ‘Kemalizm’
mi?
Yahut, ‘Hitler: Atatürk’ü anlayan tek şef’ manşetli ‘Cumhuriyet’
Gazetesi’nin Nazi liderle benzeştirmeye kalkıştığı ‘Atatürkçülük’
mü?
Ama yine aynı yerde Attila İlhan’ın Galiyef’’e yoldaş kıldığı ‘Kemalizm’
mi?
Tabii ki hiçbiri, çünkü ‘Atatürkçülük’ ve ‘Kemalizm’ yok ve de
hiç olmadı!
Biline ki, ideoloji üretmemek devliğine erişmiş Büyük Mustafa Kemal
Atatürk’ün tabusu arkasına gizlenen ‘Atatürkçülük’ ve ‘Kemalizm’
bezirgánlarının; hele hele O’nun adına ‘ordu göreve’ pankartı açan
rezillerin suçunu bağışlamayacağız!
Hadi Uluengin, Hürriyet
23.11.04
|