| |
Malum filmin senaryosundaki tüm unsurlar aşinaydı. Çünkü, ortada
bir terör örgütü, bir 'siyasi kanat' vardı, bölücüler vardı. Buna
karşı ulusal bir tepki; yargı organları ve yasamanın aldığı yasaklama
kararları vardı. Öyle ise, 'durum, tıpkısının aynısı'ydı.
Batasuna, Sinn Fein ve HADEP arasında kurulan, daha doğrusu kurulmaya
çalışılan paralellikler ve uluorta karşılaştırmalardan söz ediyorum.
Yüzeysel (ve belki maksatlı) bakıldığında, sanki birbirinin kopyası
gibi görünen, ancak farklı koşulları bulunan farklı olaylar bunlar.
Sloganların ve klişe izlenimlerin ötesinde, en azından Sinn Fein
örneğinin iyice aktarılması gerekli:
İrlanda'da 1905'te kurulan ve 'IRA'nın siyasi kanadı', yani 'terörün
yasal parti süsü verilmiş vitrini' gibi görünen Sinn Fein (Biz-kendimiz)
partisinin temsil durumu şöyle: Britanya Avam Kamarası'nda (seçilmiş
ama görev yapmayan) dört vekili, İrlanda Cumhuriyeti'nde beş vekil.
Kuzey İrlanda yerel parlamentosunda 18 vekil, yerel kabinede iki
bakan (eğitim ve sağlık). Bölgede tam 118 belediye meclisi üyesi.
Hatta Sinn Fein'in Belfast belediye başkanlığını bile kazanmış gerçek
bir siyasi parti olduğunu belirtmek lazım.
Doğrudur, diğer ülkelerdeki emsallerini masum kılacak biçimde partinin
ileri gelenleri arasında bir zamanlar terör eylemlerinin ön safında,
eli silah-bomba tutarak yer almışlar vardır. Şimdiki Eğitim Bakanı
Martin McGuinness gibi, bir zamanlar 'IRA'nın genelkurmay başkanı'
unvanını taşıyan kişiler de parti liderleri arasındadır. Parti lideri
Gerry Adams, terör eylemleri içinde bir zamanlar aktif rol almış,
şiddet eylemlerinde ölenlerin tabutlarını taşırken kameralara ısrarla
ve 'ibret-i âlem için' poz vermiştir.
Ancak Britanya hükümeti sadece 10 Nisan 1998 tarihi Hayırlı Cuma
Anlaşması sürecinde değil, 30 yıl öncesinde, yani 'kan gövdeyi götürürken'
bile Sinn Fein'i yasaklamayı düşünmek bir yana (kimi zaman bakan,
hatta Harold Wilson örneğindeki gibi müstakbel başbakan düzeyinde)
doğrudan temas kurmuştur. Britanya yanlısı Birlikçi partilerin tüm
ısrarına rağmen dışlamamıştır. İşin ilginç yanı, bu siyaset hem
Muhafazakâr hem de İşçi Partili hükümetler döneminde değişmemiştir.
Wilson gibi sonradan dışişleri bakanlığı yapan Douglas Hurd, bile,
'eli kanlı' bu adamlarla görüşmelerde bulunmuş, terörün sona ermesi,
silahların susması için 'düşmanla temas kapısını' hiçbir zaman yüzlerine
çarpmamıştır.
Haklarını teslim etmek lazım. Sinn Fein de uzatılan bu elleri 'havaya
uçurmaya' kalkışmamış, tersine 'meşru siyasi zemindeki' varlığını
sonuna dek akıllaca kullanıp, 1998'e, oradan da bugünlere gelen
yolun parke taşları arasına 'harç taşımış', kazma sallamıştır.
IRA'nın 'siyasi kanadının' öyküsünde bugüne kadarki Kuzey İrlanda
tarihini yazanlar ve yazacak olanlar için ibret verici dersler vardır.
Basit bir 'Al birini vur ötekine' öyküsü değildir, anlayacağınız.
Zafer Arapkirli, Radikal; 2.09.2002
|