| |
Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) fırtına kolay dineceğe benzemiyor.
Liderliğe göz koyan Mustafa Sarıgül ile CHP yönetimi kılıçlarını
kından çıkardılar. İstanbul'un bir ilçesinin belediye başkanı Sarıgül,
CHP tabanını hareketlendirerek liderliği ele geçirme çabasında;
yönetimin elinde kendisine karşı kullandığı tek silâh 'yolsuzluk'.
Mustafa Sarıgül'ün rüşvet aldığı ileri sürülüyor.
Ancak, CHP lideri Deniz Baykal'ın dün gazetelere geçen açıklaması
başka yönlerden ilginç: "Atatürk'ün oturduğu CHP genel başkanlığı
koltuğuna adı rüşvetçiye çıkan biri oturamaz" diyen Baykal
CHP genel başkanlığını "Atatürk'ün koltuğu" sayıyor ve
o koltuğa oturmak isteyenlerde yasa ve tüzük ötesi şartlar arıyor...
CHP'nin Atatürk ve arkadaşları tarafından kurulduğu tarihî bir
olgu; ancak, Atatürk'ün sonradan CHP'yi aştığına da hiç kuşku yok.
Tarihî CHP'ye kimliğini kazandıran ise Atatürk'ten çok İsmet İnönü'dür.
Bugünkü CHP, varlığını, 12 Eylül'de kapatılan partilerin yeniden
açılmasına izin veren düzenlemeye borçlu. Atatürk'ün adını gerekçe
olarak kullanan 'darbe' yönetiminin CHP'yi kapatmasındaki çelişkiyi
de, "Atatürk'ün koltuğu" edebiyatını başlatanların açıklaması
gerekiyor...
Mustafa Sarıgül CHP yöneticilerinin iddiası olan 'suçları' işledi
mi? CHP'nin raporlara dayandırdığı iddialar henüz mahkeme kararına
dönüşmüş değil, bu sebeple gerçeği 'kesin olarak' bilmemiz imkânsız.
Ancak, 'kesin' olarak bildiğimiz bir 'gerçek' var: CHP, Mustafa
Sarıgül'ü bu yılın nisan ayında yapılan yerel seçimlerde yeniden
aday göstermişti; ona atfedilen suçların tarihi ise daha eskilere
dayanıyor. Bunu, CHP'nin "Atatürk'ün koltuğu" ile belediye
koltuğu arasında fark görmesine mi bağlayacağız?
Acaba, "Atatürk'ün koltuğu" parti içi mücadelede malzeme
olarak kullanılmalı mı? Atatürk, ad olarak, bugüne kadar hep münasebetsiz
vesilelere âlet edildi. Bütün anti-demokratik müdahalelerde Atatürk
bir gerekçe olarak kullanıldı. Bir ara, yıkım kararı çıkmış kaçak
yapılar bile, ellerinde Atatürk posteri taşıyan mukavemet güçlerince
savunuluyordu. Bugün de, 'çağdaş' projelere, bazı çevreler, Atatürk
adına karşı çıkabiliyorlar. Baykal'ın "Atatürk'ün koltuğu"
metaforu bu açıdan da bir talihsizlik...
Tarihî figürlerin tek bir siyasî çizgiye mâl edilmeleri de ayrıca
mahzurlu. Parti içi kavgalarda adı kullanılacak kadar "CHP'ye
ait bir kişilik" ise Atatürk, bu durumda, CHP'ye oy vermeyen
geniş bir kitlenin ve CHP dışındaki partilerin Atatürk'e de karşı
olduklarını mı varsayacağız? Yoksa, Deniz Baykal, "Sadece CHP'nin
değil, bütün partilerin başkanlık koltuğu ona ait" mi demek
istiyor? Öyle ya, Atatürk'ün, sonradan vazgeçse bile, birkaç kez
çok partili düzene geçme girişiminde bulunduğu ve öz kızkardeşi
ile en yakın arkadaşlarını muhalefet partisine ödünç verdiği de
biliniyor.
Yok, dert, Atatürk ile rüşvet arasında ters ilişki kurmak ise,
bu mantığın da şöyle bir mahzuru var: "Deniz Baykal'ın oturduğu
koltuğa bir rüşvetçi tâlip olabilir, ama Atatürk'ün oturduğu koltuğa
asla..." Öyle mi, yoksa rüşvete bulaştığı mahkeme kararıyla
kesinleşmiş kişilerin hiçbir kamusal göreve tâlip olamamaları yasal
bir zorunluluk değil midir?
Atatürk adı, ülkemizde, başı dertte olanların son sığınağı gibi;
ancak, CHP içinde kopan fırtınalar Atatürk adı ardına saklanarak
dindirilemeyecek çapa ulaştı... Deniz Baykal başka bir savunma tarzı
bulmak zorunda.
AÇIKLAMA: Lahey'de bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki
gün bu sütunda çıkan, 'Gazetecilik değil bu' başlıklı yazımla ilgili
bir açıklama yaptı. Yayınlıyorum: "Yazınızda, 1 Mart tezkeresi
sonrasında yapılan ilk Milli Güvenlik Kurulu toplantısında geçen
konuşmalara atıfta bulunmuşsunuz. MGK toplantılarıyla ilgili olarak,
her toplantı sonrası yapılan resmî açıklamalar dışında anlatılanları
veya sağda-solda çıkan bilgileri doğru kabul etmemek gerekir. Nitekim,
1 Mart oylaması sonrasının MGK toplantısında geçtiğini bildirdiğiniz
konuşmayı ben farklı hatırlıyorum. O günlerde kamuoyunun ciddiye
aldığı "Asker rahatsız" başlıklı haberin kaynağının kim
olduğunu ise, doğal olarak, o haberi yazan meslektaşınız bilebilir.
Bu açıklamamı, yazınızın yanlış anlamalara ve gereksiz polemiklere
yol açmaması için yapıyorum." Bilginize sunarım.
Fehmi Koru, Yeni Şafak
25.11.04
|