|
Cumhuriyet gazetesi, Öğretmenler Günü afişlerinde bu yıl Atatürk
fotoğraflarına yer verilmeyişine çok kızmış... Ülkede yavaş yavaş
"afiş hazırlamak" konusunda da "yetişkin" bir
ruh haline girmenin zamanı gelmedi mi? "Atatürk" fotoğrafının
bu afişlerde de ilelebet kullanılacağına dair bir kural mı var?
Dün (24 Kasım) "Öğretmenler Günü"ydü... Şu acı tesadüfe
bakın ki, "Öğretmenler Günü"nde gazetelerin baş sayfalarında
yer alan bir haber, görev yaptıkları köylerine giderken kaza geçiren
dört öğretmenden üçünün öldüğünü, hayatta kalanın ise ağır yaralı
olduğunu bildiriyordu...
Bir gazete dört öğretmenin fotoğraflarının üzerine şu başlığı atmıştı:
"Türkiye genç öğretmenlerine ağlıyor".
Emin değiliz doğrusu; "Türkiye" yirmili yaşlarının hemen
başındayken ölen Rukiye Karaca, Ayşe Özdemir, Güzin Yılmaz ile kazadan
ağır yaralı olarak çıkan Birsen Tümey için gerçekten "ağlıyor"
mu?
Üçü 23, dördüncüsü onlardan ancak bir yaş büyük dört öğretmen...
Bu dört genç kadın görev yaptıkları Yozgat'ın Saraykent ilçesine
bağlı Dedekafalı Köyü'ne dönüyorlardı.. İlçe merkezinde katıldıkları
"bilgisayar kursu"ndan dönüyorlardı...
Dört "stajyer öğretmen", 9 ay sonra yapılacak "asil
atamaları"nı bekliyorlardı...
Henüz çok genç, çok güzel dört kadın öğretmen....
HAYATTAYKEN?
Gazete ve televizyon kanallarının "hayattayken" bir gün
olsun dönüp bakmadığı, hangi koşullarda hangi amaçlarla köylerin
yollarını tuttuklarıyla bir gün olsun ilgilenmediği öğretmenler
içinden dört tanesi...
"Cumhuriyet" bahsi açılınca laf çok; "Aydınlanma"
bahsi açılınca laf çok; "İlim-irfan" bahsi açılınca laf
çok; "Okul'un nimetleri" bahsi açılınca laf çok; "Öğretmen
mesleğinin erdemleri" bahsi açılınca laf çok ....
Ama sıra binlercesi köy yollarını tutmuş bu gençlerle ilgili "Beş
N Bir K"ya gelince, bir iki değinmenin dışında laf yok...
Hepsi üniversite diplomalı, hepsi "Hiç değilse bir ilkokul
öğretmenliği" diyerek doğup büyüdükleri şehirlerden kilometrelerce
uzaktaki bir köy okulunda bir "stajyer öğretmenlik" postu
bulabilmek için kura çeken bu binlerce genç kadın da kimsenin ilgisini
çekmiyor...
Ancak topluca öldüklerinde haber konusu...
Ama unutulan bir şey var; eğer büyük ilgiye mazhar olan ülkenin
"büyük şehir hayatı"nda işler yolundaysa, "göz kamaştıran"
bu sonuçlar binlerce köyde binbir sıkıntı içinde görev yapan, "irfan
ordusu"nun bu genç mensupları sayesindedir... Gazetelerin yeni
"okurlar" edinmesi ve dolayısıyla gazetecilerin "Londra'nın
gözde İtalyan restoranları"nda atıştırabilmesi de onların sayesindedir...
"Türkiye genç öğretmenlerine ağlıyor".
Umarız söylendiği gibidir...
YENİ BİR 'AYIP'
Şimdi de gelelim bu yılki "Öğretmenler Günü" kutlamaları
çerçevesinde Cumhuriyet gazetesinde yer alan bir eleştiriye:
Gazete "Çelik'in 24 Kasım ayıbı" diyor. Çünkü, Milli
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bakanlığının 24 Kasım Öğretmenler Günü
nedeniyle bakanlık koridorlarına astığı kutlama afişlerinde bu yıl
"Başöğretmen Atatürk" fotoğrafı yerine kendi fotoğrafını
kullanmış...
Cumhuriyet'in bu yılki afişlere yönelik başka eliştirileri de var:
"Geçen yıllarda bakanlığın duvarlarına ve panolarına, üzerinde
Atatürk'ün fotoğraflarının ve mesajlarının bulunduğu afişler yoğunlukla
asılırken bu yıl bu uygulamadan vazgeçildi. Bunun yerine bakanlığa,
üzerinde 'Öğretmenim', '24 Kasım' yazılı çiçek ve doğa afişleri
asıldı."
Enteresan bir eleştiri doğrusu...
Ülkede yavaş yavaş "afiş hazırlamak" konusunda da "yetişkin"
bir ruh haline girmenin zamanı gelmedi mi? "Atatürk" fotoğrafının
bu afişlerde de ilelebet kullanılacağına dair bir kural mı var?
Bize sorarsanız, "Öğretmenler Günü"ne ilişkin bir afişin
hiçbir fotoğraf kullanılmadan (ne Atatürk'ün ne de Milli Eğitim
Bakanı'nın fotoğrafları) hazırlanmasının çok daha uygun olduğunu
söyleriz. Ülkemizdeki "afiş sanatı", bu anlamlı günü bambaşka
bir tarzda düzenlemekten aciz mi?
Ancak şu hususu da unutmayalım: Türkiye Cumhuriyeti, adı üzerinde
bir "Cumhuriyet" olduğuna göre, artık yavaş yavaş resmi
kurumlarının duvarlarına "resim asma" tarzını da gözden
geçirmeye başlamalıdır. Yönelinmesi gereken bu yeni tarzın ne olduğu
da besbellidir: Duvarları ülkenin-devletin görev başında olan Cumhurbaşkanı'nın
fotoğrafları süslemelidir. Ya da Cumhurbaşkanı'nın fotoğrafları
bu resimlere ayrılan bölümü Atatürk fotoğrafları ile paylaşmalıdır.
Böyle bir tarza yönelmenin amacı "ideolojik " olarak
algılanmamalıdır.
Bu tarz "Cumhuriyet" idaresinin bir gereğidir... Böylece
resmi bir kuruma giren vatandaşlar karşılarına çıkan fotoğrafa bakarak
"ölümsüz bir monarşi" idaresi altında değil, başındaki
kişiyi oylarıyla işbaşına getirdikleri bir "Cumhuriyet"te
yaşadıklarını çok daha iyi anlayacaklardır...
Sanırız bu tarza Cumhuriyet gazetesinin de bir itirazı olmayacaktır.
(K.B.)
Kronik Medya, Yeni Şafak
25.11.04
|