| |
TÜRKİYE'de şu sırada şiir de yazan kaç milyon dost var, tam kestiremiyorum;
ama herhalde tüm dünyayı şaşırtacak kadar çok...
Neden resim gibi, heykel gibi, mimarlık gibi, müzik gibi, tiyatro
gibi, fotoğraf gibi; sanatın başka dallarındaki tomurcuklanmalarla
kıyaslanamayacak kadar yoğun "şiir"le olan bütünleşme?
* * *
İslamdan önceki Arap dünyasında da, insana özgü bir yaratıcılık
karizması; salt şiirde yaratmıştı, kendine özgü görkemli gökkuşağını...
Bunun bir nedeni de, çöller dünyasında başka sanat dallarının fışkırmasına
olanak bulunmamasıydı; ne yeterince mermer vardı, ne boya, ne de
yaygınlaşmış yerleşik bir yaşam düzeni...
Çöl bedevileri, develerin üstünde, sıcaktan kahrolarak, "gece"ye
duydukları özlemin türkülerini söylerlerdi, "Ya leyli, ya leyli,
ya leyli..."
* * *
O zamanların Kâbe'si, 80 bin kelimeyle şiir yazan üst düzey şairlerin,
şiirlerini sergiledikleri bir sanat galerisiydi.
Onların da en ünlülerinden 7 tanesinin Kâbe'de asılı duran şiirlerine,
"Muallakatü's Seba - Yedi Askı" adı verilmişti.
Yine o zamanın bazı Arap aydınları, Hz. Muhammed'in de; devrin ünlü
ozanlarından Antere düzeyinde bir şair olduğunu söylemişlerdi.
Ve bir ayet - i kerime inmişti göklerden; "O, onlardan fazladır"...
* * *
Katolik dünyası; Hz. İsa'yı, annesi Meryem Ana'yı ve simgesel olarak
Ruh - ül kuds'ü; çeşitli sanat dalları aracılığıyla somutlaştırmıştı
kiliselerde. Mimarlar, ressamlar, heykelciler, müzisyenler zengin
bir olanak bulmuşlardı Katolik kiliselerinde.
İslam ise, Tanrı'ya ve onun Peygamber'ine olan bağlılığın, heykel
ve resim gibi somut göstergeler önünde belirtilmesini günah saymıştı.
O nedenle, İslamda resim de günahtı, heykel de...
* * *
Türk şiirine bakıldığında, Alevi halk şairlerinin; gerek medrese,
gerek saray egemenliklerine karşı çıktıkları ve evrensel bir sanat
yelpazesini dokudukları görülür.
Yunus Emre'nin:
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni
mısralarıyla, Pir Sultan Abdal'ın:
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir
mısralarında ve Dadaloğlu'nun:
"Ferman padişahın dağlar bizimdir"
şahlanışında olduğu gibi...
* * *
Arı duru anlatımı, nükteli söz oyunları ve sürrealizmiyle; bin bir
güneş bahçelerinden süzülmüş gibidir bizde halk şiiri...
Divan edebiyatı ise büyük ölçüde "ihsan - ı şahane" bekleyen
şairlerin, padişahlara yazdıkları övgü kasideleriyle, Fars şiirinden
esintili aşklı şaraplı gazellerden oluşur.
Ve bir de, politik hicivlerden; yani yergi, yahut sövgü şiirlerinden...
* * *
Cumhuriyet döneminin çeşitli şiir akımlarından buğulanan ortak parfümü
ise, özellikle korkunç bir yalnızlık...
İşte Kemalettin Kamu'dan bir dörtlük:
Gözlerimde parıltısı bir tasın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın bir yudum su veren olmasın
Başucumda biri bana "su yok" desin de.
* * *
Yeryüzünde bir yığın şiir ve şair tanımlaması yapıldı.
Fransız politikacılarıyla Alman politikacılarının en hırlaştığı
yıllarda; Fransız heykelci Rodin'in sekreterliğini yapan, Avusturyalı
şair Rainer Maria Rilke; şairi, "ıssız bir adada, biraz sonra
rüzgârın sileceğini bilse de, yine mısralarını kumsala yazan kişidir"
diye tanımlar...
* * *
Şiir için de "güzelliğin nefes alışı" denmiştir.
Osmanlılar ise, Divan edebiyatının, pek de yürekten fıskıyelenmeyen
klişelerini, azıcık fiskelemişlerdir:
"Aldanma ki şair sözü elbet de yalandır"
* * *
Her sanat dalının anlatım alanı bitiminde, bir başka sanat dalı
başlar o boşluğu doldurmaya. Resmin anlatamadığı yerde, müziğin
başlaması gibi...
Bendenize göre de şiir, sözle anlatımın bittiği yerden sonrasını
da, yine sözle anlatma yaratıcılığıdır.
* * *
İslamın, 622 yılından önceki dönemleri, "cahiliye" dönemi
saymasına karşın; ilk bilim sıralamasını Yunanlı düşünür Aristo
yaptı...
Bir de bilimselliğin matematik iskeletine dayalı tutarlılığı dışında
kalan konular vardı; ahlak, estetik, hitabet, mantık, şiirsellik
gibi...
O nedenle de, bilimselliğin dışında kalan 5 konuyu; "fizik
dışı, yahut fizik ötesi konular" anlamına; "metafizik"
alan etiketiyle adlandırdı.
Ve bunlardan biri de, çok geniş bir kubbeyi içeren "şiirsellik"ti.
* * *
Ne yazık ki, okyanusların ve teknolojik üretim aşamalarının dışında
kalmış olan Şark âleminde; en büyük rant, politikayla, oligarşik
yapının makam koltuklarında...
Gerek "sanat", gerek "düşünce", gerek "bilim"
dallarında çiçek açmaya çalışan "değerlerin" piyasası
yok; o yüzden de, "değerliler, önemli değil"; nasıl ki,
"önemliler de, değerli değil" ise...
* * *
Bu kısır çoraklığı kıracaksa, 21. yüzyıl kıracak; yoksa ne diplomalı
işsizler kıracak, ne cennetmekan görünümlü mesleksizler, ne de resmi
bayramlardaki bol harcamalı törenlerle nutuklar...
* * *
Enseyi karartmayın. 21. yüzyıl füzelenmiş geliyor; çağdışı kalmışları,
yokluğa süpürerek...
Çetin Altan, Milliyet
26.11.04
|