'Sinagoglar onarıldı, kilise bürokrasiye takıldı'; Sabah, bu bilgiden ne çıkardı?

 

New York Times, geçen yılki İngiliz Konsolosluğu saldırısından zarar gören Rum Ortodoks Panayia Kilisesi'ne tamir izni çıkmadığı için çürümeye başladığını yazmış. Sabah hem haberi aktarıyor, hem de New York Times'a laf yetiştiriyor: "Kasıt yok, bildiğimiz bürokratik prosedür. Ayrıca New York Times, neden Musevi vatandaşlarımızın ibadethanelerindeki tamir sürecini haberleştirmiyor?" Sabah'çılar farkında değil, haberi fena halde ıskalamış durumdalar...

Sabah gazetesinin "gündem" sayfalarında iki gün üst üste (22 ve 23 Kasım) "Bir türlü tamir edilemediği için çürümeye başlayan Panayia Kilisesi" haberleri yer aldı. Birinci haber "Dış Haberler Servisi" imzasını taşıyordu; New York Times'da yer alan bir haberin çevirisinden ibaretti bu ama araya Sabah'çılar bir iki yorum da sıkıştırmıştı.

"TARİHİ KİLİSE KÜFLENDİ" başlıklı haberde şöyle deniyordu:

"ABD'nin yüksek tirajlı gazetelerinden New York Times, Türkiye'deki azınlıklar tartışmasını, az sayıdaki Rum Ortodoks kiliselerinden Beyoğlu'ndaki Panayia Kilisesi'ne dikkat çekerek, sayfalarına taşıdı. 200'üncü yılını kutlayan kilisenin, geçen yıl İngiliz Konsolosluğu'nun hedef olduğu bombalı saldırılarda hasar gördüğünü yazan gazete, kilisede yapılması gereken tamiratın bir türlü yapılmadığını yazdı. Ortodoks liderlerin kilisenin patlamanın şiddetinden kırılan camlarını yenilemek için hükümete başvurduğunu, ancak izin alamadığını yazan gazete, bu yüzden tarihi kilisenin halılarının küflendiğini, yağan yağmurdan duvarların boyasının kalktığını, nem yüzünden tavanın çökmesinin zaman meselesi olduğunu belirtti. Kilise yetkililerinin birkaç ay cevap gelmesini bekledikten sonra, 'gizli' olarak pencerelerine cam taktırdıklarını, fakat 'yenileme' işlemlerine başlamaktan çekindiklerini belirten New York Times, Ortodoks cemaatinden Andrea Rombopulos'un şu sözlerine de yer verdi: 'Bu, çok sık karşılaşılan bir taktik. Hiçbir cevap vermiyorlar...'"

SABAH'IN YORUMU

Sabah'ın, habere monte ettiği yorum da şöyleydi: "Oysa benzer terör saldırılarında zarar gören Neve Şalom ve Beth İsrael sinagoglarının yenilenme ve tamir süreçleri New York Times sütunlarında yer almadı. Gazete Hıristiyan vatandaşlarımıza gösterdiği hassasiyeti Musevi vatandaşlarımızdan esirgedi."

Biz Sabah'taki meslektaşlarımızın yerinde olsaydık, "hassasiyet" meselesinin başka bir versiyonu üzerinde de düşünürdük. Malum, iki sinagog da hızla yenilendi. Bu durumda, "Acaba" diye sorardık, "Türk bürokrasisi Musevi vatandaşlarımıza gösterdiği hassasiyeti Hıristiyan vatandaşlarımıza göstermediği için mi ortaya bu imtiyaz manzarası çıkıyor?"

Ertesi gün, Sabah haberini sürdürdü... Bu kez "New York Times'ın diline doladığı" (Sabah'ın haber başlığından) kiliseye gidip yerinde gözlem yapmıştı bir Sabah muhabiri. Evet, Kilise'nin durumu gerçekten yazıldığı gibi kötüydü ama, acaba bu New York Times'ın iddia ettiği nedenlerden mi kaynaklanıyordu? Sabah, bu soruya kesin bir cevap veriyor, "hayır":

"Bir yıldır onarılmayı bekleyen Panayia Kilisesi'ne gittik ve durumu yerinde inceledik... İşte sonuç: Bombalı saldırının ardından adeta çürümeye yüz tutan kilisenin onarım çalışmaları için ilk olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Anıtlar Kurulu'ndan izin alındı. Ardından planları ve krokileri çizildi. Bunların onaylanması 4 ay sürdü. İşlemlerin tamamlanmasının ardından başlayan yazışmalar ise prosedüre takıldı. (...) Uzun lafın kısası; kilisenin tamiratının gecikmesinde The New York Times'ın imaettiği gibi Türkiye'de yaşayan Hıristiyan vatandaşlara karşı yapılan bir tutum sözkonusu değil... Bir Türkiye klasiği olan prosedür, yazışmalar ve bunların onaylanması için gereken evraklar, Panayia Kilisesi için de engel teşkil etti."

FARKLI UYGULAMA

Türkiye'deki "bürokratik prosedür"ü hepimiz biliyoruz, ama örneğimizde, bir gazetecinin bunun ötesinde bir şeyler bulunduğundan şüphe etmesini gerektirecek şeyler yok mu? Her şeyden önce, bizzat Sabah'çıların baş vurduğu "Neve Şalom ve Bet İsrael hızla tamir edildi" argümanı bunu göstermiyor mu? Sözü edilen prosedür acaba burada neden devreye girmedi?

Bir daha söyleyelim: Aslında burada gazetecinin peşinden koşturacağı soru şu: "Neden Musevi vatandaşlarımızın ibadethaneleri hızla tamir edildi de Hıristiyan vatandaşlarımızınki edilmedi?"

ASIL HABERİ ISKALADILAR

Buradan başka sorulara kapı aralamak ve onları soruşturmak da mümkün. Mesela: "Bu farklı uygulama, bürokrasi içinde yer alan AB karşıtı bir grubun tercihi olabilir mi?" Ya da: "Bu farklı uygulama, Türk bürokrasisinin zihniyetindeki bir 'ehven-i şer' modelinden mi kaynaklanmaktadır? Bu uygulamanın, Türk bürokrasisinde Rumlar ve Ermenilere kıyasla 'Lozan'ın üç azınlığı'ndan biri olan Musevilere karşı daha hayırhah bir yaklaşım olduğu iddialarını bir kez daha doğruladığı söylenebilir mi?"

Sonuç olarak biz şöyle düşünüyoruz: Sabah'taki meslektaşlarımız, New York Times'a laf yetiştireceğiz diye asıl haberi ıskalamış bulunmaktadırlar.

Ve soru hâlâ gazetecisini arıyor: "Neden sinagoglar hızla onarıldı da, kilise 'prosedür'e takıldı?" (A.G.)

OKUMA PARÇASI

Ön not: Bu okuma parçası, Türk bürokrasisinin "azınlıklara" farklı bir muamele yapmadığına, mesela bu bürokrasinin bir kiliseye tamir izni vermemesinin onun malum "hantallığı"ndan başka bir şeye bağlanmaması gerektiğine hemen inanan Sabah'taki meslektaşlarımız içindir...

Hükümetin, "Azınlık okullarında müdür yardımcısının Türk öğretmen olması" koşulunu kaldırma yönünde attığı adıma gelen tepkilerden biri, geçtiğimiz günlerde Sabah gazetesinin Posta Kutusu'na düştü. Yazarı, eski milli eğitim müdürlerinden Naci Akay'dı. Akay, 27 Ocak 1995'te Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nde yapılan bir toplantıda, azınlık okullarındaki Türk Müdür yardımcılarına hitap etmiş ve şöyle demişti: "Dikkatli olmalısınız. Bütün müdür yardımcıları dikkatli olmak zorunda. Bildiğiniz gibi halk arasında size 'Türk Müdür' denir. Sizler bu okullarda bizim gözümüz ve kulağımızsınız. Burada olup biteni takip etmek ve bizlere haber vermek sizin göreviniz." (Aktaran Hrant Dink, Birgün, 22 Kasım).

Milli Eğitim Müdürü olarak dokuz yıl önce böyle konuşan Akay, geçtiğimiz hafta Sabah'ın Posta Kutusu'na da şöyle yazmıştı:

"Tamamına yakını İstanbul'da bulunan yabancı okullarla azınlık okullarında, okulun müdürü azınlıklardan, müdür başyardımcısı ise 6581 sayılı yasaya göre norm kadrosunun bulunduğu Milli Eğitim Müdürlükleri'nden maaşını alması koşuluyla Türk öğretmenlerden seçiliyordu. Milli çıkarlarımız açısından bu gereklilik bugüne kadar hiç tartışılmadı. Tartışmak da zaten doğru olmazdı. Ne var ki, ortalığı karıştıran 'Azınlık Raporu'ndan sonra, SABAH gazetesinin 9 Kasım 2004 günlü haberine göre 625 sayılı Özel Okullar Yasası'nda yapılacak bir değişiklikle bu konuda da yeni bir 'taviz kapısı'nın açılmak istendiği anlaşılıyor. (...) Türk yönetici ve öğretmenlerin bu okullardan çekilip yerlerine Türk vatandaşı sayılan azınlıkların atanması katiyen doğru değil. Aksine, buralarda görevlendirilecek olan Türk öğretmenlerin daha titiz bir biçimde seçilmesi sağlanmalıdır." (A.G.)

Kronik Medya, Yeni Şafak
26.11.04