AKP, ekonomi çalışmalı
 

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) baskıcı/kirli siyaset ve yolsuzluk ekonomisine tepki oylarıyla seçim yarışını önde götürdüğüne cümle âlem hemfikir. Ancak bu parti işbaşına gelirse IMF destekli ekonomik programı nasıl ve hangi kadroyla sürdüreceği konusunda rivayet muhtelif. AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan CHP ile koalisyon kurmaları halinde bile ekonomide direksiyonu Kemal Derviş'e bırakmayacağını son derece açık dille ifade ediyor. AKP'nin ekonomik kurmayları IMF programında revizyondan söz ediyor. Belli ki ekonomik kriz mağduru seçmen tabanına 'IMF'ye ve Derviş'e teslim olmayacağız' mesajını verebilmek amacını taşıyan bu çıkışlar piyasaya güven telkin etmiyor, aksine kafa karıştırıyor. Tıpkı geçen hafta AKP'nin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Coşkun'un faiz dışı fazlayı artırma senaryosunun uyandırdığı soru işaretleri gibi.
Coşkun programın yumuşak karnı sayılan faiz dışı fazla için bakın ne diyor:
"'Yüzde 6.5 faiz dışı fazla elde edilecek' deniyorsa ederiz. Biz bu oranı yüzde 9'a çıkarmayı planlıyoruz. Aradaki farkı ekonominin canlandırılması için kullanacağız. Bunun için kaynak var." (Zaman gazetesi, Harun Çümen, 26 Ağustos 2002)
Ali Coşkun'un bu sözlerini IMF'ye meydan okuma saymıyoruz. Tam tersine niyeti belli: IMF'yi de ikna ederek belirli alan ve kesimlere kaynak
transferi amaçlıyor.
Ne var ki AKP'nin kıdemli ekonomi kurmayının önerisinde bariz çelişkiler yatıyor:
1) Faiz dışı fazla zaten gelir-gider farkından ibaret... Madem bin bir zahmetle bu farkı büyütüyoruz, neden tekrar harcıyoruz ki?
2) Faiz dışı fazlayı artırmanın bir yolu geliri yükseltmek... Diyelim ki vergiler arttı, ekonomik büyüme yavaşlayacak, üretim ve istihdam azalacak... Yani AKP'nin planının tam aksi yaşanacak...
3) Daha yüksek faiz dışı fazla vermenin bir diğer yolu da giderleri azaltmak... Faize dokunmadan gider azaltmak için memura ve kamu işçisine daha düşük zam verilecek, yatırım bütçesi kısılacak, yine AKP'nin dediğinin tersi olacak.
Özetle hiçbir seçenekte AKP'nin düşündüğü gibi dargelirli, kriz mağduru kesime gelir transferi mümkün gözükmüyor, hatta tam aksine:

·  Eğer faiz dışı fazla oranını yükselmek amacıyla servetten alınan vergiler ve/veya dolaylı vergiler artılırsa bu karardan en çok kümesteki kazlar, yani mevcut/sınırlı vergi tabanı olumsuz etkilenecek.

·  Benzer şekilde giderleri azaltırken de yük öncelikle çalışan kesimin sırtına binecek.
***
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali Coşkun iktidara geldiklerinde ekonomiyi canlandırmak için acil harcama (primary pumping-can suyu) gereğine inanıyor. Bu harcama için kaynağı da zorunlu tasarruf olarak bilinen Çalışanları Tasarrufa Teşvik Hesabı olarak gösteriyor: "Hastaya verilen serum gibi ani bir şey yapmak lazım ilk üç ayda. 11 katrilyon lirayı aşan bir para var, Ziraat ve Merkez Bankası'nın elinde. Bunun ödeme planını açıklayıp, yüzde 25'ini hemen ödeyeceğiz. Bu, piyasaya 'can suyu' olarak hemen verilecek. Talebi canlandırır. Türkiye'de iç talep canlanmazsa ekonomi büyümüyor. Biz minimum yüzde 5 büyüme öngörüyoruz." (Zaman gazetesi, Harun Çümen, 26 Ağustos 2002)
Bu öneri üzerinde fazla söze, yoruma gerek yok...
Çünkü devlet idaresinde tek bir gün geçiren herkesin bildiği gibi Ali Coşkun'un göz koyduğu hesapta değil 11 katrilyon, delik kuruş bile yok. Yani AKP olmayan paranın hayalini kuruyor, bir de nasıl harcayacağının hesabını yapıyor!
***
Merkez medyanın mütefekkirleri iktidara oynayan AKP'yi sıkıştırmak istediklerinde artık temcit pilavına dönen 'Hidiv Kasrı'nda bira satmıyorsunuz' veya 'Doğum kontrolüne karşı çıkıyorsunuz' türü tezlere sarılıyorlar. Partinin ekonomik programındaki karadelikleri -belki de kendileri de anlamadıkları için- pas geçiyorlar.
Oysa resmi rakamlara göre sadece son bir yılda 1 milyon 300 bin kişinin işsiz kaldığı kriz ortamında hangisi daha çok ilgi çeker dersiniz... İstanbul'un üç mekânında alkol özgürlüğü mü, yoksa iş umudu mu?

Enis Berberoğlu, Radikal; 2.09.2002