Avrupa Birliği’ni, bizi dönüştürdüğü için istiyorum

 

AB üyeliğinin en ateşli destekçilerinden Prof. Dr. Mehmet Altan, bir iktisatçı.

"Dünya vatandaşıyım, Avrupalılık, Asyalılık derdim yok." diyen Altan, AB sürecini Türkiye'yi dönüştürme potansiyeli dolayısıyla desteklediğini belirtiyor.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini neden bu kadar altını çizerek destekliyorsunuz?

Bu konudaki mantığım çok açık. Türkiye 80 yıldır bir iç sömürge gibi yönetilmiş, devlette olanlar önemli olmuş, toplumun içindeki bireyler ve vatandaşlar önemsenmemiş. Yönetenlerin her zaman çok önemli sayıldığı, yönetilenlerin ise eski teba gibi hiç ciddiye alınmadığı bir yapılanma var. Onun için yeryüzü standartlarının çok altında bir zenginlik ve özgürlük elde etmişiz. Ben bir yönetilen olarak Türk devletine, yönetenlere verdiğim paranın karşılığını alamadım. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yeryüzü standartlarında zenginlik ve özgürlük istiyorum. Buna layık olduğumu düşünüyorum. Bu yüzden bireyi/vatandaşı önemseyen insan odaklı dönüşüm projesi olarak AB sürecinin başarılı olmasını istiyor ve bunun için de elimden geleni yapıyorum.

Halkımız AB’yi niçin bu kadar istiyor?

Vatandaş, sorunlarının AB sayesinde aşılacağına, işsizlerin iş bulacağına inanıyor. Çağın şartlarını çok iyi incelemeseler de vatandaş kendi konumundan memnun değil. Türk insanı, AB vatandaşlarının kendilerinden daha iyi yaşadığını görüyor.

AB üyeliği Türkiye’ye ne kazandırır?

Eşit üye olacak düzeye gelindiği vakit zaten üye olmasak da olabilir. Üyelik bir yönetilen olarak, bana refah, mutluluk ve özgürlük kazandıracak. Türkiye, vatandaşı için zenginlik ve özgürlük üreten bir yönetim biçimine kavuşmuş olacak. AB, bizi bu yönde dönüştürdüğü için önemli. Türkiye için o seviyeye gelmek önemli. Yoksa biz Norveç’te yaşıyor olsaydık zaten o kaliteye sahip olduğumuz için AB üyeliği peşinde koşmayacaktık. Ama biz kötü yönetildiğimiz ve düşük standartlarda yaşadığımız için bu süreci önemsiyoruz. Temel hedef zaten üyelik değil, önemli olan AB’nin gücünü arkamıza alarak bir dönüşüm süreci yaşamak. AB, katalizör olacak. Şahsen Avrupa hayranı falan değilim. Çünkü etrafımızda küresel bir dünya var, AB’nin ötesinde bir çağ var. Bir küreselleşme dinamiği var. AB bu süreçte bir ara duraktır. Ben dünya vatandaşıyım, Avrupalılık, Asyalılık derdim yok.

Türkiye’nin üyeliği AB’yi de değiştirmeyecek mi?

Globalleşme, masaya getirecek malı olanların bunları ortaya sermesidir. Biz eskiden ne kivi yerdik ne suşi. Dünya da ne beyaz peynir ne kebap döner yerdi. Biz onlara kendi lezzetlerimizi tattırdık; onlar da bize. Aynı sofraya bir sürü lezzet koyabilmekten bahsediyorum. Bu AB süreci için de geçerli. Türkiye kendi değerlerini insanlık sofrasına sunacaktır; yeter ki sunacak bir şeylerin olsun. Her iki taraf da birbirini zenginleştirecek. Türkiye AB’ye gençleşme, farklı kültür ve değerler ve bir dinamizm getirecek. AB’nin de bizden alacağı çok şey var.

AB sürecinde tartışılan egemenliğin devrini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ulusal egemenlik, incelenmesi gereken bir kavram. Türkiye’de egemenlik gerçekten ulusun mu? Gerçekten ulusun ise neden bu kadar hukuk dışı uygulamalar ve yolsuzluklar yaşanıyor? Niye bebek ölümlerinde şampiyonuz, neden Yunanistan önümüze geçti? Neden büyük gelir dağılımı adaletsizliği var? Neden yargıda çifte standart var? Yönetenlerin takip edilmediği, yargılanmadığı ve çok daha iyi yaşadığı bir düzen var. Egemenlik, demokrasi olmadan hiçbir işe yaramaz. Güney Afrika, ırkçılık döneminde egemendi; ama siyah vatandaşlarını lokantalara bile sokamıyordu. Egemenlik insanı gözetmediği, insanın lehine olmadığı, insanın zenginlik ve özgürlüğüne çalışmadığı vakit yönetenlerin keyfi tutumlarının bir aracı haline geliyor. Egemenlik Türkiye’de yönetenlere ait bir kavram. Egemenliği bu anlamda yeniden yorumlayarak, bir kısmını yerel yönetimlere bir kısmını da evrensel birtakım ulus üstü kurumlara devretmemiz gereken bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’de egemenlik içi boş bir laftır. Sonuçta bağımlılık, bağımsızlık, ulusal egemenlik gibi kavramların özünde insan olmalıdır. İnsanlar sefil bir haldeyse egemenlik de anlamını yitirir. Paris Şartı, evrensel insan hakları ilkelerini uygulamayan ülkelere müdahale hakkı veriyor. Artık ulus devlet tek başına iç işlerinde istediğini yapamıyor.

Sizce AB dışında bir alternatif var mı?

AB, Türkiye ile ilişkileri olarak da en fazla birikimi olan coğrafya. Bizi çağa taşıyacak başka bir alternatif bir kuruluş göremiyorum. AB ile ilişkilerimiz yolunda gitmezse, hem AB hem Türkiye zarar görür. AB, gençleşme ve çoğulcu bir yapı kazanma şansını geçici süre de olsa yitirir. İslam âlemi ile Batı’nın el sıkışması gündemden kalkar. Türkiye’de de içe kapanmacı, devletçi, insanını reddeden, slogan peşinde koşarak iç sömürge mantığını sürdürmek isteyenler güçlenir. Kopuş, Müslüman âlemin Batı’ya karşı şüphelerini artırır ve kışkırtıcı bir sürece gireriz.

“Ne yapsak AB bizi almaz” diyenler de var. Siz ne diyorsunuz?

Almayacak olsalar neden bu ilişkiyi böyle sürdürmek istesinler ki! AB ile gümrük birliği sürecinden Türkiye kazançlı çıktı. İhracatımız 50 milyar doları geçti. Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracat rakamıdır. Türkiye bu yıl 10 milyar dolarlık araba sattı ki otomotiv sektörü yeminli gümrük birliği düşmanıydı. Bu sayede Türkiye’nin rekabet yasası oldu. Zaten biz yaptıklarımızı AB için değil kendimiz için yapıyoruz. Boşu boşuna demokratikleşmiş olmaktan mı korkuyoruz! Biz belki AB’ye girmeyiz; ama dünya standartlarında bir ülke oluruz. AB, yöneten ile yönetilen arasında bir projedir. Konuyu milliyetçi söylemle anlamak imkansız.

Mehmet Altan ile söyleşi, Zaman
10.12.2004