|
Şanslıymışız doğrusu; ya AB Konseyi tam da karar öncesinde, yani
17 Aralık'ta, tesadüfen de olsa Sabah'ın baş sayfasına göz atma
imkânı bulsaydı ne yapardık? Verilmiş sadakamız varmış doğrusu...
Yoksa, Ekim 2005'te müzakerelere başlayabilmek mümkün olur muydu?
Bu gerçekten "tarihî" sayı Konsey'in ya da Avrupa basınının
eline geçse hâlimiz nice olurdu?
Sabah'ın 17 Aralık tarihli baş sayfasının yol açması kuvvetle muhtemel
büyük bir tehlikeyi gerçekten ucuz atlattık. Hepimize geçmiş olsun...
Görmeyenler olduğunu düşünerek bu baş sayfanın nasıl bir şey olduğunu
kısaca anlatalım önce:
Gazete baş sayfasının tamamını bir "müsamere"ye ayırmış...
"Efendiler!" manşetinin hemen altında Atatürk'ün bir
fotoğrafı yer alıyor. Atatürk, otuzlu yıllarda alındığını tahmin
ettiğimiz bu fotoğrafta, elinde açılmış bir cep ajandası ile karşısında
konuşan birilerini dinler gibi duruyor...
Baş sayfa tasarımcıları bu Atatürk'ü önünde "Avrupa Konseyi"
yazan bir kürsüsünün arkasına yerleştirmişler. Yani bir "kolaj"
ya da "foto montaj" durumu... Nitekim kürsünün üzerinde
Atatürk'ün karşılaşmadığı bir su şişesi ve bardak bulunuyor. Suyun
markası "Carole" galiba...
Bir "kolaj" durumu ile karşı karşıya olduğumuz için,
doğal olarak, "Avrupa Konseyi" kürsüsünün arkasındaki
Atatürk ile arkadaki sıralarda oturan (kulaklarına dinleme aleti
yerleştirmiş) iki adamın birlikteliği de bir "anakronizm"
yaratmış!
Fotoğrafın hemen altında da şu sözler:
"('Efendiler'i unutmayın) Biz 81 yıl önce söyleyeceğimizi
söyledik. Çağdaşlaşma yolunda ne yaptıysak kendimiz için yaptık.
Bundan sonra da doğru bildiğimiz yolda ilerleyeceğiz. Sabah)"
Ne derece komik bir manzara ile karşı karşıya bulunduğumuzu takdir
ediyorsunuzdur herhalde...
"Avrupa Konseyi" kürsüsüne çıkartılan Atatürk, Sabah
dolayımıyla Avrupa Birliği'ne sesleniyor! Yani tam bir "müsamere",
bir "AB müsameresi" ile karşı karşıyayız...
80 YIL ÖNCESİNİN RUH HALİYLE...
Şimdi siz söyleyin haksız miyiz? AB Konseyi ya da Avrupa basını
Sabah'ın sahneye koyduğu bu müsamereyi kazaen görmüş olsaydı, Türkiye'nin
AB Konseyi nezdindeki durumu ne olurdu?
AB Konseyi, bu baş sayfayı görür görmez "Yahu biz ne yapıyoruz?
Ülkenin en büyük gazetelerinden birine kapak olmuş şu 'müsamere'ye
bakın! Bu 'Türkiyeliler' zaman ve tarih nosyonunu hepten yitirmişler
her hâlde... Aralık 2004'ü bile 80 yıl öncesinin ruh haliyle anlamaya
ve kavramaya çalışıyorlar!" demez miydi? Deseydi haklı olmaz
mıydı?
Görüyorsunuz; ülkenin nasıl büyük bir tehlikenin eşiğinden döndüğünü
görüyorsunuz...
Sen tut, tam da Brüksel'de dananın kuyruğunun kopacağı gün böyle
bir baş sayfa hazırla! Ve de böylece Avrupalılara "biz Türkiyeliler"in
dünya işlerini nasıl hâlâ bir takım "mitlere" başvurmadan
kavrayamadığımızı (delilleriyle) ilan et! Bravo doğrusu, bir gazetenin
hayal gücü ancak bu derece zengin olabilir!
İşin bir diğer şaşırtıcı yönü de, bu "müsamere"den gazetenin
genel yayın yönetmeni ve çok okunan bir yazarının son derece memnun
olmaları, hatta gurur duymaları...
'TÜYLERİ DİKEN DİKEN EDEN...'
Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, malum baş sayfanın
yayımlandığı gün bakın neler yazıyordu:
"SABAH'ın bugünkü birinci sayfası 81 yıllık bir çabanın özetidir.
SABAH'ın reklamı da bunun açık ifadesidir. Bu arada, izlerken insanın
tüylerini diken diken eden bu filmi hazırlayan Güzel Sanatlar Ajansı'nın
yaratıcı kadrosuna bir kez daha teşekkür ediyorum."
Baş sayfanın televizyon ekranına gelen versiyonu hakkında Hıncal
"Sabah'ın son reklamı muhteşem.. Avrupa Konseyi'nde Atatürk
konuşuyor.. Atatürk'ün gerçek görüntüleri, konseyin gene gerçek
görüntüleri üzerine enfes bindirilmiş.. Atatürk konuşmasını bitiriyor...
Sabah'ın mesajını okuyor ses... 'Efendiler' diye başlayarak... Atatürk'ün
izini sürerek.."
HANGİ 'RUH'?
Bir takım yanlış anlamalara fırsat vermemek için "baş sayfa"
ve televizyon reklamı hakkındaki fikrimizi daha açıkça belirtelim:
Bu "ruh hali"nin, herşeyden önce, Avrupa Birliği ruhuna
aykırı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu "müsamere" ile önümüze
gelen "ruh", AB üyeliğinin bir gereği olan "modern
toplum olma" amacının tamamen aksine "mitik bir toplum
olma" amacını körüklemektedir. Hepimiz biliyoruz ki, "mitik
toplum" -"modern toplum"un aksine- "varlığını-varoluşunu"
kanıtlamak için daima, her fırsatta "başlangıç mitine"
yani "ilk örnek"e atıf yapma gereğini duyar. Bu nedenden
dolayı da "zaman" ve dolayısıyla "tarih" kavramları
bu topluma yabancıdır; hatta bu kavramlardan hoşlanmaz, onları her
zaman "kovmak", devreden çıkartmak ister... Dolayısıyla
onun "tarih" arlayışı büyük ölçüde "döngüsel"
niteliktedir.
Yani -önümüzdeki "baş sayfa" ve televizyon reklamını
da işin içine katarak söyleyecek olursak- "mitik toplum"
hayalini kafalarından atamayanlar başka bir şey bulamadıkları zaman
da "yaratıcılıklarını" foto-montaj yöntemini uygulamaya
sokarak gösterirler! (K.B.)
Kronik Medya, Yeni Şafak
22.12.2004
|