|
Acaba "Tayyip Erdoğan hakkında son sözü Yargıtay söyledi,
olay kapandı" denilebilir mi?
Yargıtay bir çok hukuk ve ceza dâvâsında gerçekten de son söz makamı.
Sivil mahkemelerin, DGM'lerin verdiği kararların temyiz mercii orası.
Yargıtay'ın onadığı karar kesinleşiyor, bozunca, kararında ısrar
eden mahkemenin kararı yine Yargıtay'ın önüne geliyor... Bu tamam.
Ancak, Tayyip Erdoğan'ın adaylığı konusunda son söz makamı Yargıtay
değil; bağlayıcı hükmü Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verecek...
YSK'da görevli hukuk adamlarının işi çok zor. Zorluk, Tayyip Erdoğan'ın
bilinen bir isim olmasından kaynaklanıyor. Erdoğan'la benzer durumda
olan nicesi geçmişte aday olabilmiş, hatta Meclis'e girebilmişti;
muhtemelen bu seçimde de 'erteleme yasası' kapsamına giren cezaları
bütün sonuçlarıyla birlikte 'yok sayılmış' nice kişi parti listelerinden
aday gösterilecek.
Tayyip Erdoğan'ın durumunu benzerlerinden ayıran konunun son beş
yıldır Türkiye gündemine mâl olması; bir de tâkipçisi bol bir dâvâ
onunki. Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı, Erdoğan lehindeki gelişmeler
yetkisi içine girdiğinde derhal itiraz sesini yükseltiyor; yetki
alanı dışında kalan noktalarda ise "Vatandaşlık görevi"
olduğunu belirterek 'ihbar' işleminde bulunuyor. Yargıtay 8. Ceza
Dairesi'nin kararını Adalet Bakanlığı aracılığıyla YSK'ya sevk eden
başsavcıydı; YSK'nın önündeki 'Erdoğan dosyası' içerisinde başsavcının
'vatandaş' sıfatıyla yaptığı 'ihbarlar' da bulunuyor...
Çizgi kırıklığı iyice görülsün diye kaydediyorum: Anayasa Mahkemesi'nin
Tayyip Erdoğan'la ilgili kararı ile benzer durumdaki Hasan Celal
Güzel hakkında verdiği karar arasında önemli farklar vardı; buna
rağmen, Güzel kararının gerekçesi Erdoğan'a da adaylık yolunu açık
bırakacak kadar özgürlükçüdür. YSK, konuyu görüşüp karara bağlayan
Anayasa Mahkemesi'ni dinleyecek olsa "Erdoğan aday olabilir"
diyecektir; tıpkı Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından 'yok sayılan'
Diyarbakır 4 Numaralı DGM'nin kararına baktığında diyeceği gibi...
8. Ceza Dairesi kararı ile o kararla iptal edilen Diyarbakır 3 Numaralı
DGM'nin kararı ise, YSK'yı, "Aday olamaz" demeye zorluyor...
Bizdeki yargı sisteminin en tepesinde Adalet bakanı bulunuyor;
Yargıtay'dan çıkan son kararı, bu yüzden, Adalet Bakanlığı YSK'ya
iletti. Açıklamalarından biliyoruz; Adalet Bakanlığı koltuğunda
hâlâ Prof. Hikmet Sami Türk oturuyor olsaydı, Yargıtay'ın kararını
işleme koymama ihtimali büyüktü. Oysa, seçim dönemi bakanı, görevini,
belge yönlendirmede bir tür trafik memurluğu gibi görerek, kararı
YSK'ya tebliğ etmiş oldu...
Kendinizi YSK üyelerinin yerine koyun, ne kadar zor bir durumda
kaldıklarını hemen anlarsınız. Önlerinde birbiriyle çelişen bir
dizi yargı kararı var; bunlardan herhangi birinden yana tavır almaları
ve Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatını buna göre belirlemeleri mümkün.
"Aday olabilir" de diyebilirler, "Aday olamaz"
da... Birinci yolu tercih ettiklerinde de tercihlerini ikinci seçenekten
yana kullandıklarında da eldeki kararlara göre 'hukuki' davranmış
olacaklar; her iki halde de kendilerini alkışlayanlar kadar eleştirenler
de çıkacak...
YSK üyeleri de bu ülkede yaşıyorlar. "Aday olabilir"
kararını verirlerse bunun ne tür bir siyasi sonuca yol açacağını
elbette biliyorlar; Erdoğan'a siyaset yolunu kapatmanın sonucundan
da haberdarlar... Her iki durumda da kendilerini bekleyen bir 'bedel'
olduğunun herhalde farkındalar. Kararları, kendi hayatlarını da
derinden etkileyebilecek...
Umarız, ülke için 'hayırlı' olacağına inandıkları bir karar verirler;
torunlarının bile kendileriyle övünecekleri türden bir karar...
Seçime giden bir ülkede, kulaklarını yargı alanındaki gelişmelere
mecburen diken halk, Edirne'den Kars'a kadar, "Türkiye'de hâkimler
var" diyebilecekleri bir karar bekliyor...
Biz de öyle.
Fehmi Koru, Yeni Şafak ; 18.09.2002
|