|
Tayyip Erdoğan'ı yasaklayarak, seçimi erteletebileceklerini düşünenler
yanlış hesap yapıyor.
Hesap şu: Tayyip Erdoğan'ın bihakkın tahliye tarihi 20 Ocak 2000
idi. Bu yüzden 20 Ocak 2003'ten itibaren memnu haklarının iadesini
isteyip, alabilir. Demek, seçimin o tarihe ertelenmesi, Tayyip Erdoğan'ın
da işine gelir.
Pazarlık yok
Ama hayır! AK Parti ileri gelenleri böyle ahlâksız bir pazarlığın
içine girmeyeceklerini, ilk günden açıkladılar.
Demokrasi paketi, TBMM'de görüşülürken, Tayyip Erdoğan'a yaraması
ihtimaline karşı, Anayasa'nın 76'ncı maddesi gerekli oy çoğunluğunu
alamamıştı. O zaman da AK Parti, destekten vaz geçmedi.
76'ncı madde, milletvekili seçilme yeterliliğinin unsurlarını tesbit
ederken "ideolojik veya anarşik eylemlere katılma ve bu gibi
eylemleri tahrik ve teşvik suçundan hüküm giymiş olanların, affa
uğrasalar bile milletvekili seçilemeyeceğini" belirtiyor.
Demokratikleşme adımları atılırken, "bu gibi eylemleri tahrik
ve teşvik" ibaresinin metinden çıkarılması istenmişti. Anayasa
Uyum Komisyonu, "düşünce suç olmasın" iradesi ile hareket
ettiği için, ideolojik ve anarşik eyleme bizzat katılmayıp, sadece,
tahrik ve teşvik edenlerin kapsam dışı kalması görüşünü benimsemişti.
Ama Meclis'te, mutabakat bozuldu ve Tayyip Erdoğan'ın durumunu güçleştiren
metin korundu.
* * *
Buna rağmen AK Parti, paketteki diğer değişiklikleri, oyu ile desteklemek
suretiyle, tutarlı davrandı. Şahsî çıkar hesabıyla hareket edilmediğini
gösterdi.
Bu defa da AK Parti'nin, Tayyip Erdoğan'ın çıkarını ön plana almayarak,
ülke menfaatine uygun bir çizgiyi benimseyeceği anlaşılıyor: Seçim
3 Kasım'da yapılacak.
Ne biçim demokrasi!
Radikal'in manşeti çok yerinde: "Meğer demokrasi gelmemiş."
Hukuku ne kadar eğip bükseniz de, mızrağı çuvala sokmağa çalışsanız
da, Türkiye'nin en büyük partisinin genel başkanını seçimlere sokmadığınız
gerçeğini değiştiremezsiniz.
Üstelik, ortaya atılan bütün hukukî gerekçeler sakattır. En kuvvetli
gerekçe olarak Anayasa'nın 76'ncı maddesi ve Milletvekili Seçimi
Kanunu'nun 11'inci maddesi gösteriliyor.
Çünkü 76'ncı maddede "...ideolojik ve anarşik eylemleri tahrik
ve teşvik edenler... affa uğrasalar bile milletvekili seçilemez"
deniliyor.
Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11'inci maddesinde ise "312'nci
maddeden hüküm giyenlerin affedilseler bile seçilemeyecekleri"
öngörülüyor.
Erteleme yasası çıkmamış ve 312'nci maddenin unsurları değişmemiş
olsaydı, Milletvekili Seçimi Yasası Tayyip Erdoğan'ın seçilmesini
engelleyebilirdi.
4454 ve 4616
Ama "Basın yoluyla işlenen suçlar" 4454 sayılı ve 3 Eylül
1999 tarihli kanunla ertelendi. Bu kanunun kapsamı, sonradan, 4616
sayılı yasa ile (22 Aralık 2000'de) -miting ve panelde yapılan konuşmaları
da içine alacak şekilde- genişletildi.
Anayasa Mahkemesi, 312'den mahkûm olan Hasan Celâl Güzel'in, siyasî
haklarına kavuştuğunu kabul ediyor: "Güzel, 4454 sayılı kanunun
kapsamına girmektedir. Bu kanuna göre, yeni bir suç ortaya çıkmazsa,
üç yıllık deneme süresi sonunda, mahkûmiyet vaki olmamış sayılacak
ve 3 Eylül 2002'de bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır. 3 yıllık
deneme süresinde ise, aslî cezaya bağlı olarak gerçekleşen ferî
ceza veya hak yoksunlukları da ertelenecektir."
* * *
Anayasa Mahkemesi'ne göre, Anayasa'nın 76'ncı maddesi veyahut Milletvekili
Seçimi Kanunu'ndaki 11'inci madde, yani "affedilseler bile
milletvekili seçilemezler" ibaresi, 312'den mahkûmiyet alan
Hasan Celâl Güzel'e uygulanmıyor. Çünkü Güzel, Erteleme Yasası'ndan
yararlanıyor.
Burada sorun, Güzel ile aynı durumda olan Tayyip Erdoğan'ın, -cezanın
infaz tarihi itibariyle- Erteleme Yasası'ndan yararlandırılmaması.
İnfaz tarihi
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Baş Savcısı Sabih Kanadoğlu'nun AK
Parti'ye yönelik ihtar başvurusunu görüşüp "...10 ay hapis
cezası alan, cezasının infazına, 26.3.1999'da başlanılarak, bihakkın
tahliye tarihi 20.1.2000 olduğu halde, 647 sayılı yasadan yararlanarak,
24.7.1999'da salıverilen Recep Tayyip Erdoğan'ın, 4454 sayılı Erteleme
Yasası kapsamında olmadığı gibi, cezası infaz edildikten sonra yürürlüğe
giren 4616 sayılı yasa hükümlerinden yararlanması da mümkün değildir"
sonucuna varmıştır. (Esas sayısı 2001/8, karar sayısı 2002/9 karar
günü 9.1.2002).
Görüldüğü gibi, Tayyip Erdoğan'ın milletvekilliğine, ne Anayasa'nın
76'ncı maddesi engel, ne de Milletvekili Seçimi Kanunu.
Eğer Erdoğan, hapse, 26 Mart 1999'da değil de, Güzel gibi 16 Aralık
1999'da girseydi, bugün bütün siyasi haklarına kavuşmuş bulunacaktı.
Böyle bir keyfîliği bana izah edebilir misiniz?
Behice Boran
Erdoğan, Erteleme'den yararlandırılmadı; ama, bu arada 312'nci
maddede suç unsurları değiştirildiği için, onun fiili, suç olmaktan
çıktı.
Aynı durum T.İ.P. Genel Başkanı Behice Boran'ın başına gelmişti.
Boran, Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesini eleştirmişti. Bu yüzden
"halkın maneviyatını kırmak ve düşman karşısında memleketin
mukavemetini azaltmak" suçunu düzenleyen 161'inci maddeden
mahkûm olmuştu. Boran'ın mahkûm olduğu son fıkra, suçun barış zamanında
işlenmesini içeriyordu. Boran'ın cezası infaz edildi. 1965'te Boran
milletvekili seçildi. 161'inci maddeden mahkûm olan birinin, affa
uğramış bile olsa, milletvekili seçilemeyeceği gerekçesiyle, Adalet
Partisi, Yüksek Seçim Kurulu'na başvurdu. Oysa, aradan geçen zaman
içinde, Boran'ın mahkûm olduğu 161'inci maddenin son fıkrası kalkmış
ve sadece savaş zamanında, halkın maneviyatını kıracak propaganda
yapmak suç sayılmıştı.
Yüksek Seçim Kurulu, Boran'ın fiilinin suç olmaktan çıktığı tesbitini
yaparak, milletvekilliğini yasaya uygun buldu.
* * *
Yüksek Seçim Kurulu, Tayyip Erdoğan'a bu emsal kararı uygulayabilir.
Çünkü gerçekten Erdoğan'ın fiili, 312'nci madde değişikliğinden
sonra suç olmaktan çıkmıştır.
Erdoğan ve avukatları, biraz da çekindikleri için, hep başkaları
hakkında emsal kararların çıkmasını beklediler, bu yüzden yasal
adımları gerektiği gibi atamadılar.
Oysa, Yargıtay'ın, Mehmet Kutlular hakkında verdiği karar, ışık
tutar mahiyettedir. "312'nci madde değişikliği, iade-i muhakeme
sebebi değil" gerekçesiyle, Kutlular'ın beraat kararını bozan
Yargıtay, DGM'nin, Türk Ceza Kanunu'nun 2'nci maddesinin ışığı altında,
yeniden karar vermesini istemiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 2'nci maddesi şöyle diyor: "Suç işlendikten
sonra yapılan kanuna göre, cürüm sayılmayan bir fiilden dolayı kimse
cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuşsa, icrası ve KANUNİ
NETİCELERİ kendiliğinden ortadan kalkar.
Aslında Tayyip Erdoğan'ın, Diyarbakır 3 No.'lu DGM'ye başvurup,
hakkında hüküm kurulmuş olan fiilin, suç olmaktan çıkıp çıkmadığının
tesbitini talep etmesi gerekirdi. 3 No.'lu DGM'nin olumsuz kararından
çekinildiği için hep emsal kararlar beklenildi.
Sonra da, hiç lüzum yokken sicil silinmesi talebiyle, gene aynı
mahkemeye, Diyarbakır 3 No.'lu DGM'ye başvurulmuştur.
Gözden kaçan
Bir ufak nokta gözden kaçırılmıştır. 312'de unsurları tarif edilen
eylem, suç olmaktan çıkmadı. Sadece, Erdoğan'ın fiili suç olmaktan
çıktı.
İşte, bu yüzden, hem 3 No.'lu DGM, hem de Yargıtay, sicil bilgilerinin
silinmesini red'edebildi.
Yargıtay 8'inci Dairesi'nin gerekçesi çok açık: "312'nci madde
suç olmaktan çıkmadı, unsurları yeniden düzenlendi" diyor.
Kutlular hakkında verilen kararla birlikte mütalâa edilirse, takib
edilecek yol açık: 312'nci madde suç olmaktan çıksaydı, bu maddeden
mahkûmiyet alan Tayyip Erdoğan'ın sicilinin temizlenmesi talebinde
bulunmak mümkündü. Ama şimdi, unsurlar değiştiği için -tıpkı Behice
Boran gibi- Türk Ceza Kanunu'nun 2'nci maddesine dayanarak "Tayyip
Erdoğan'ın fiilinin, suç olmaktan çıktığının" tesbitini ve
bütün neticelerin ortadan kalkmasını talep etmek gerekiyor.
Elbette, adli merciler iyi niyetli davransaydı, farklı bir sonuç
elde edilebilirdi.
Fakat, izlenen hukukî yolda da hata yapılmıştır.
Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay 8'inci Dairesi'nin
kararına rağmen, doğru olanı yapmalı ve Tayyip Erdoğan'ın milletvekilliğinin
önünü açmalıdır.
Nazlı Ilıcak, Yeni Şafak; 18.09.2002
|