Sol yurtsever olur, milliyetçi olmaz

 

Adaylıkla ilgili kararını bu hafta açıklayacağını söyleyen Livaneli 'Parti değişim ihtiyacı hissediyorsa biz bu değişimi sağlarız' dedi


Türkiye garip bir ülke. Her ülkede iktidar aranır. Bu ülkede muhalefet
aranıyor. Politik yelpazenin solunda durduğunu iddia eden ama sol tanımının içini bir türlü dolduramayan CHP, siyasi hayatta hep bir boşluk yaratıyor.
Kaçınılmaz olarak da Türkiye yıllardan beri bu boşluğun nasıl dolacağını tartışıyor. Sol kesim, CHP'nin yarattığı boşluğu ciddi bir değişimle yine kendisinin doldurmasını bekliyor. Ancak sürekli sözü edilen bu değişim bugüne kadar hiç gerçekleşmedi. Birçok CHP'linin de söylediği gibi bu parti her geçen gün soldan ve solculuktan uzaklaştı. Sonunda iş, CHP gibi saygıdeğer olması gereken bir partinin içinde rüşvet suçlamalarının patlamasına kadar vardı. Şimdi CHP yeni bir kurultaya gidiyor. Kurultayı kim kazanırsa kazansın, CHP'nin aynı kalamayacağı ya da öleceği ya yeniden doğacağı hemen herkesin ortak fikri.
29 Ocak'taki kurultayda başkan adaylığı için adı geçen ve kararını bu hafta açıklayacağını söyleyen Zülfü Livaneli ile CHP'nin bu hale nasıl geldiğini, yapılan hataları ve sıkıştığı bu noktadan kurtulup kurtulamayacağını konuştuk.

CHP'de olaylar biraz çirkinleşti galiba, ne dersiniz?
Maalesef çirkinleşti. Bütün ülke görüyor ne olduğunu. CHP'nin yenilenmeyle, Türkiye'nin yeni sorunlarıyla, dünya ve Avrupa Birliği'yle uğraşacak yerde, rüşvet, delege, para pul gibi tartışmaların içine sürüklenmesi, bu partiye oy veren, gönül bağlayan ve parti mensubu olan herkes için acıtıcı.

Daha önce hiç böyle bir olay yaşanmış mıydı CHP'de?
Ben bu derecede, bu sertlikte bir olayın dünyada bile yaşandığını hatırlamıyorum. Bir partinin genel başkanı var. Bir de partiye davet edip aldığı, övdüğü bir belediye başkanı var. O belediye başkanı da halkın yüzde 65 oyunu almış. Daha sonra bu belediye başkanı disiplin kuruluna gönderiliyor. Disiplin kurulunda, bu belediye başkanının ihracı reddedildi diye, rüşvet iddiasıyla parti kurultaya gidiyor. Sanki bir 'rüşvet kurultayı' yapılıyor. Bu kurultay, rüşvet değil, CHP'nin yenilenme kurultayı olmalı. Çünkü sorun sadece genel başkan sorunu değil. CHP'de genel başkan da sorun, partinin yönetim kadroları ve ideolojisi de sorun.

CHP'nin bu hale gelmesini, partinin hiçbir konuda ciddi bir proje ve muhalefet ortaya koyamamasına bağlıyorlar. Katılıyor musunuz?
Şöyle katılıyorum: Aslında CHP yönetimi tutarlı bir muhalefet yapıyor.
Ama AB'ye karşı yapılan bu tutarlı muhalefet, Türkiye gerçekleriyle uyuşmuyor. Yanlış politikalar dediğimiz işte bunlar. Ben çok karşı çıktım ve genel başkanı ikna etmek için saatlerce tartıştım. Kemal Derviş gibi bazı arkadaşlarım ve ben 'Böyle yapmayın. Elbette hepimiz ulusalcıyız, yurtseveriz ama AB, Türkiye'nin geleceğidir. Biz AB ve değişim konusunda öncü olmalıyız' diye çok uyardık. Baykal kabul etmedi.

CHP, AB ve Kıbrıs konularında özellikle Onur Öymen'in çıkışlarıyla solcudan ziyade milliyetçi, MHP'ye yakın bir parti görünümü vermeye başladı. Kıbrıs'ta 'Ada satılıyor'dan öteye geçen bir politika üretemedi. AB ve Kıbrıs'ta, daha sosyal demokrat ve çağdaş yaklaşımlar sergileyebilir miydi CHP?
Tabii sergileyebilirdi. Yanlış politika genel merkezden kaynaklanıyor. Ben Yeşil Hat'ta konser verdim, Annan Planı'nı destekledim. Ama CHP bunun, Kıbrıs'ı Rumlara satma planı olduğunu söyledi. Sonra gördük ki, Rumlar plana hayır dedi. Şu anda zor durumda olan Rumlar. Biz barış taarruzu yaptık, kuvvetli pozisyona geçtik. CHP ise, Kıbrıs'ta Denktaş'la işbirliği yaptı. Denktaş şimdi, 'Silahlı mücadeleye gireriz' diyor. CHP bu çılgınlığı da destekliyor. Halbuki, 3 Kasım öncesi bütün seçim gezilerinde Kemal Derviş ve ben Baykal'la birlikte sahne üstündeydik. Halka, partiyi ve Türkiye'yi birlikte yöneteceğimiz izlenimi verildi. Ama sonra bizim görüşlerimiz rağbet bulmadı ve Baykal'la bütün tartışmalarım hüsranla sonuçlandı. Onur Öymen'in görüşleri partiye tamamen hâkim oldu. Hatta Baykal onun yazdığı konuşmaları Meclis'te okumaya başladı. Baykal'la
aramızda büyük bir ideolojik ayrışma oldu. Mesela CHP sadece Kıbrıs'taki sosyal demokratlarla da ters düşmedi.

Başka kimlerle ters düştü?
CHP, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen Avrupa'daki bütün sosyal demokrat ve yeşil partilerle de ters düştü. Avrupa'nın sosyal demokratları AKP'yle diyalog kurmak zorunda kaldılar. CHP ise milliyetçi fren vazifesini üstlendi. Oysa Türkiye'deki değişim, Batılılaşma hareketlerini düşünün. Bu hareketler yüzlerce yıla yayılıyor. Atatürk, Batılılaşma hareketinin önemli bir hamlesi ama onunla başlamadı bu iş. Çok önceden başladı. Tanzimat bence Avrupa'yla ilk uyum paketidir. Türkiye'nin iki yüzyıllık kıvrana kıvrana bir Batı'ya yürüme macerası var. Batı kurumları ülkeye getirildi. Üçüncü Selim öldürüldü. 31 Mart isyanları, Hareket Ordusu, neler neler oldu... Sultan Abdülaziz'in Paris, Londra gezileri de Avrupa'ya girme çabalarıydı. İşte CHP bütün bu çabaların sonucunda ortaya çıktı. Batılılaşmak, reformları sürdürmek göreviyken, CHP bu görevini yapmadı ve Türkiye'de bu görev tutuculara geçti. Tutucu kesimler, mevcudu muhafaza etmek yerine, değiştirmenin ve reformun yanında yer aldı.

Türkiye'yi çağdaş uygarlığa taşıma görevini tutucular mı üstlendi?
Evet. Onlar çağdaş uygarlıktan yana tavır aldı. 31 Mart'ta isyan edenlerin torunları AB'ye yürümek istiyor. Hareket Ordusu'nun torunları ise 'Hayır, oraya gitmeyelim' tutuculuğuna bürünüyor. Büyük bir ideolojik kargaşa bu. Türkiye'de sağ, 'sol' oldu. Sol, 'sağ' oldu. Gerici, 'ilerici' oldu. İlerici 'gerici' oldu. O yüzden de CHP büyük bir bunalıma sürüklendi. Ben 1999'da parti meclisinde, 'Üç kutuplu bir Türkiye'ye gidiyoruz. Din ağırlıklı hareketler, Kürt ağırlıklı hareketler ve bunlara karşı Türk milliyetçiliği refleksi. CHP'nin yeri bu üç kutupta da değil. CHP ne dinci ne de Kürtçü parti olabilir. CHP'nin önündeki en büyük tehlike milliyetçiliğe kaymaktır. Bu da partinin sonu olur. Çünkü sol milliyetçi olmaz. Bütün dünyada sol yurtsever olur. Nasyonalist olmaz, patriot olur' dedim. Kabul ettiremedim. CHP milliyetçiliğe kaydı.

Peki bu durumda CHP'nin sonu mu geldi?
Hayır. CHP kadrolarında çok iyi insanlar var. Eğer partideki ortak akıl harekete geçip de CHP'yi ideoloji ve kadro olarak yenileyemezse, CHP için bölünme kaçınılmazdır. Bu da tabii çöküşün başlangıcıdır. 29 Ocak'ta yapılacak kurultay, ya ideolojik olarak doğru yere oturmanın çıkış yolunu bulacak ya da şu aldı, bu aldı kavgalarının sonucundan ortaya bir bölünme çıkacak.

Siz CHP'de ciddi değişim gerektiğini yazdınız. Ne gerekiyor sizce?
CHP, ideoloji ve kadro olarak yenilenmeli. Halka açık olmalı. Bu partide gençler, yok kadınlar yok. Türkiye'nin modern, çağdaş insanları yok, sol entelijansiya, sol sanatçı, sol aydın yok.

Bu partide kimler var peki?
Profesyonel particilerle, biraz da Halk Partililik geleneğinden gelen temiz insanlar var. Bakın Fransız Sosyalist Partisi, İngiliz İşçi Partisi, Alman SPD ve İspanyol Sosyalist Partisi yenilenmeyi becerdi. İtalya ve PASOK bu işi başardı. Biz niye başarmayalım?

CHP'nin en temel sıkışıklığı ve sorunu nerede ortaya çıkıyor?
CHP'nin geleneğinde ve genlerinde bugüne uymayan bir şey var. CHP, Türkiye'nin güç bir zamanında kurulmuş. İmparatorluk dağılmış ve CHP patron olarak bir devlet, bir ulus oluşturmuş. Büyük Atatürk ve arkadaşları iyi ki de bunu yapmışlar. Ama şimdi 21'inci yüzyıla gelmişiz. CHP hâlâ, 'Ben karar veririm, halk bana uyar' refleksiyle hareket ediyor olabilir. Hayır, artık bu ülkede patron halk. CHP halkın patronu değil. Bu değişimi yapmak lazım. kendini sen halka beğendireceksin. Halk kimi istiyorsa, onu başa getireceksin. Halk neyi duymak istiyorsa, onu söyleyeceksin. Kendini gidip halka anlatacaksın. 'Halk bizi anlamadı, oy vermedi' demeyeceksin. O zaman size Brecht'in dediği gibi, 'Baylar o halde kendinize yeni bir halk bulun' derler. CHP halkın sesini duymakta çok güçlük çekti. Kendi doğal müttefiki sayılan halkın ilerici kesimlerini bile kaybetti. Ülkenin sol birikimiyle ilişkisiz bir sol parti olur mu? CHP şu anda sol görünümünden uzaklaşmış bir parti. CHP'yi tekrar çağdaş bir sol parti haline getirmek gerekiyor ve gelebilir de.

CHP, Kıbrıs ve laiklik konularını, üstelik de çok harcıâlem söylemlerle, kendi varlık nedeni gibi sundu. CHP, gerçekten bu ülke için şu anda en önemli sorunların bunlar olduğuna mı inanıyor?
CHP yönetimi belli ki buna inanıyor. Brüksel'de müzakere tarihi almak için AB'yle görüşmeler sürerken, basın toplantısı yapıp, 'Hükümeti görüşmeleri dondurmaya çağırmak' büyük hataydı. İdeoloji olarak yanlış yerde durursan, işte böyle hatalar birbirini takip eder. Daha sonra Meclis'te yapılan konuşmalar da hatalıydı. Çünkü yüzde 100 başarısızlıktan söz edildi. Burada yüzde 100 başarısızlık da yok, yüzde 100 başarı da yok. Elde bir müzakere tarihi var ve yapılan bazı yanlışlar da var. Türkiye'nin meseleleri karmaşık. Bu sorunlar ideolojik katılıklarla çözülemez. Esneklikle çözülebilir.

Sizin de içinde bulunduğunuz bir grubun, hem Baykal'ın hem de Sarıgül'ün başkanlığına karşı çıktığını okuduk. Doğru mu bu? Bu
iki adaya da karşı mısınız?
Üçüncü yol arayışı, sadece üçüncü kişi arayışı değil. Üçüncü yol, Sarıgül ve Baykal'ın dışında bir ideolojik yol, kadro ve kişi arayışı demek. Bu arayış giderek çok güçleniyor. Bu ihtiyacı duyan milletvekilleri, il başkanları ve parti üyeleri çeşitli isimleri tartışmaya açmışlar. Başkanlığa adaylık için, milletvekillerinden ve örgütten böyle yoğun bir talep bana geliyor şimdi. Geçen perşembe gazetelerde haberi çıkıncaya dek, benim de haberim yoktu bundan.

Kemal Derviş, sizin adınızı başkan adaylığı için önerdi. Başkanlığa aday mısınız?
Şu anda adayım ya da değilim diyemem. Bu hafta belli olur. Bakacağım. Üçüncü yol arayışı çığ gibi büyüyebilir ve biz, 'CHP'yi değişimin, özgürlüğün, partisi yapıyoruz. AB sürecini yürütecek kadrolarla geliyoruz' diyebilirsek, aday olurum. Yoksa her şey aynı devam ettikten sonra genel başkan olmuşum, olmamışım ne olacak ki... Eğer parti değişim ihtiyacını hissediyor ve bize bunun için gel diyorsa, biz CHP'yi gerçek sosyal demokrat parti haline getiririz.

CHP'nin tabanı gerçek bir sosyal demokrat partiye dönmeye, klişelerin dışına çıkmaya hazır mı?
Hazır. Parti yöneticilerinden, il başkanlarından ve delegelerden de çok iyi sinyaller alıyorum. Kendi kendine gruplar örgütleniyor. Çünkü CHP'nin şu durumuna, en çok örgüt kahroluyor.

Sizin ve arkadaşlarınızın yönetimindeki CHP, devletin örgütlenmesi, ordunun siyasetteki rolü, sendikacılık, türban, işçi hakları gibi sorunlarda halkın arzularını ciddiye alabilecek mi? Cumhuriyet elitinin değil de cumhuriyet cumhurunun çıkarları yönünde gerçekleri söyleyebilecek mi?
Biz söyleyeceğiz. Söylemezsek olmaz. Siz halk için uygun gördüğünüz şeyleri söylersiniz. Kabul eder veya etmez. Halkı ikna etmek zorundasınız. Yukarıdan yönetim, empoze mümkün değil. Dünyadaki halkların temel sorunları var. İngilterenin de, ABD'nin de , İspanya'nın da, Türkiye'nin de bugün meselesi geçim sorunu, işsizlik, eğitim ve sağlık. Oradaki her siyasi parti cumhurun çıkarlarına yönelir ve bu temel sorunlara getirdiği çözümleri söyler. İnsanlar da buna oy verir. Biz bu noktaya gelemedik. Ayrıca tabii sosyal demokrat bir parti, o ülkenin aydın birikimini harekete geçirerek çözüm bulur. CHP ise ülkedeki sol, aydın birikiminden kopuk, kendi kendine bir şeyler söylüyor. Türkiye ise kapalı kapıların ardında büyük yolsuzlukların yapıldığı çürümüş bir ülke olarak korkunç sorunlar yaşıyor. Futbolda, partilerde, orduda, her türlü kurumda yolsuzluk... Bu nasıl bir çürümedir?

Sizce bu sorun nasıl çözülür?
Tek tek yargıyla çözülmez. Ülkeye şeffaflık getirdiğinizde çözülür. O zaman her şey ışık altında olur. Ama şimdi bir müteahhit eski MGK Genel Sekreteri'ne '150 bin dolar' verdim diyor. O da 'Aldım' diyor. Böyle şey olur mu? Önce şeffaflıkta, ahlakta anlaşalım. Bunun ötesi demek ki kamuflaj oluyor.

Türk sosyal demokrasisinin de bu tür kamuflajları, klişeleri, resmi söylemleri ve yalanları olduğunu düşünüyor musunuz?
Olmaz mı... Türkiye'de sol birikim bir dönemde çok güçlüydü, sonra paramparça edildi. Bu solun bir kısmı şiddet örgütü haline getirildi. Bir kısmı öldürüldü. Bir kısmı hapishanelere konuldu. Sol belini doğrultamayan, hep kendi içinde kavga eden bir yapıya büründü. Bunun bir açıklaması olması gerekir. Soğuk Savaş çok acımasız geçti. Bu 50 yılda suikastlar, ajan provokatörlerle yönlendirmeler, dezenformasyonlar çok oldu. Türkiye, Soğuk Savaş'ın cephe ülkesiydi. Üslerin, radarların, nükleer başlıkların yönlendiği bir ülkede biz solculuk yapıyorduk. Bu sol başıboş bırakılamazdı. Nitekim biz solcuların birbirine düşürüldüğü, tasfiye edildiği, ajan provokatörlerin yönlendirdiği, solcu olmayanların sol zannedilerek lider yapıldığı bir hastalandırma, bir mikrop enjekte edilme dönemi yaşadık. Bu dönemin sonuçları hâlâ sürüyor. Sol sağlıklı olsaydı, Türkiye bu durumda olmazdı. Çünkü Türkiye'nin bir alternatifi, bir muhalefeti olurdu. Türkiye'nin kurtuluşu sol politikalardadır. Ama bizdeki sol, sol değil.

Ve sol olduğunu söyleyen CHP, 12 Eylül darbe anayasasını bile değiştirmeye teşebbüs etmedi. Niye?
Milliyetçi ve devleti koruma refleksleriyle yapılmaz ki bu. Partinin, halkın haklarını devletin gücüne karşı koruyacak bir örgüt olması lazım. Devleti halka karşı koruyan bir parti olur mu canım? Türkiye'deki demokrasi alacakaranlık demokrasisidir. İspanya'da ve Yunanistan'da faşizm vardı. Bunlar bir gün devrildi ve o ülkelere aydınlık geldi. Yunanistan'da albaylar yargılandı ve hapse konuldu. Türkiye ise ne İspanya ne de Yunanistan kadar karanlık oldu, ne de onlar kadar aydınlık. Biz hep alacakaranlıkta yaşadık. Askerler darbe yaptı, politik liderleri hapse koydu, sonra o liderler hapisten çıktı, darbe yapanlarla kol kola girip birlikte davrandı. Bizde bir dönem bitip de, o dönemin hesabı hiç sorulmadı. Sorulmadığı için de biz rahatlayamıyoruz ve aydınlık demokrasiye hiç geçemiyoruz.

Bu durumda bizde de darbeci generallerin, Kenan Evren'in yargılanması gerekmiyor mu?
Yargılanması gerekiyor. Anayasa'da 'Yargılanamazlar' diye madde olur mu?

Son soru, CHP'nin geleceği... CHP'nin bir geleceği var mı, yoksa biz bir bitişi mi seyrediyoruz?
CHP'nin geleceği var. Halktaki sağduyulu damara ben hep güvendim. CHP kitlesi de şu anda sağduyu arayışı içinde. Yenilenme refleksini hayata geçirir diye umuyorum...

Neşe Düzel - Zülfü Livaneli ile söyleşi, Radikal
10.01.2005