Hem fırsat, hem çıkış yolu...

 

Devlet başkanlığı statüsündeki Filistin Yönetimi başkanlığına Mahmud Abbas'ın seçilmesi gerçekten bir 'fırsat' teşkil ediyor mu? Kökleşmiş 'Filistin sorunu' için çözüm arayışlarının bundan böyle hızlanması beklenebilir mi?

Her iki soru tek bir cevabı hak ediyor: Evet... Mahmud Abbas'ın seçimi bir 'fırsat' gerçekten ve Filistin sorununa çözüm arayışları bundan böyle daha da hızlanacaktır... Ancak, bu fırsatın gerektiği gibi değerlendirilebileceği ve hızlanacak arayışların gerçek bir çözüme ulaşabileceği konularında aynı iyimserliği koruyabilmek çok zor.

Yaser Arafat Filistin halkı için bir 'ulusal kahraman'dı. Savaşlarda halkları cepheye gönderebilmek ve savaşı sürdürebilmek için ulusal kahramanlara ihtiyaç olduğu kesin; ancak 'ulusal kahraman' statüsü barış dönemlerinde fazla bir işe yaramayabiliyor, bazen çözüme ulaşılmasına 'engel' de teşkil edebiliyor aynı statü... Mahmud Abbas 'karizmatik' olmayan bir lider; bir 'ulusal kahraman' da değil; bu bakımdan onunla barışa ulaşmak daha kolay görünüyor...

Seçim sonucuna en fazla sevinenler, görüntüye göre, İsrailliler... Ariel Şaron ve hükümeti, Arafat'ın vefatından sonra derhal girilen seçim sürecinde, Mahmud Abbas gibi bir liderle daha kolay anlaşacaklarını belli ettiler. Filistin halkının büyük çoğunluğunun Abbas'tan yana oy kullanmasında bu tavrın da etkili olduğu düşünülebilir. Filistinliler, her geçen gün aleyhlerine gelişen şartların ortadan kalkmasının ve barışa ve kendilerine ait bir devlete kavuşmanın adresi olarak gördüler Mahmud Abbas'ı.

Seçim sonucu, Filistinliler açısından, mâkul bir tercihi yansıtıyor. Dahası, tercihlerini Mahmud Abbas'tan yana kullanmakla, Filistinliler, konuyu İsrail'in sorunu haline de dönüştürmüş oldular; Abbas'ın seçilmesi, Filistinliler'in sorunun çözümünden ve barıştan yana olduklarının ilânı anlamına geliyor çünkü; İsrailliler için ise, "Barışın önündeki en büyük engel Arafat'tı, onun yerine mâkul biri olsaydı çözüm bulunabilirdi" iddiasının ispat zamanı gelmiş oldu...

Filistin ile Kıbrıs birbirinden her bakımdan farklı iki sorun; ancak bu iki uluslararası ihtilâfı birbirine yakınlaştıran bir yön de bulunuyor. Kıbrıs sorununun çözümünde, Rumların iddiası, Türk tarafının engel teşkil ediyor olmasıydı; bu iddiayı Rauf Denktaş üzerinden ısrarla sürdürüyordu Rumlar... Filistin'de de, İsrailliler, Yaser Arafat üzerinden benzer bir iddiayı sıcak tutmayı başardılar bugüne kadar... KKTC halkı referandumda Annan Planı için 'Evet' oyu kullanmakla o iddiayı geçersiz kılıverdi; Filistinliler de Arafat'tan boşalan koltuğa İsrailliler'in "İşte böyle biriyle çözüm bulunur" dediği Mahmud Abbas'ı seçerek benzer bir davranış sergilemiş oldular.

Şu sırada sorulması gereken soru da iki ihtilâf arasında kurduğumuz benzerlikten kendini belli ediyor: Şaron hükümeti ve İsrail, Filistin sorununun çözülmesini gerçekten istiyor mu? Kıbrıs'taki referandum çözümü esas engelleyenin Rum tarafı olduğunu herkese gösterdi; Mahmud Abbas'ın seçilmesi, dünyanın en köklü ihtilâfının çözümünü kolaylaştırmazsa, aynı durum, Filistin sorunu için de söz konusu olacaktır. Şu andan itibaren Şaron hükümeti sınanacak...

İhtilâflarını geride bırakmış, barış ve huzur içinde bir dünya ideali için karamsar olunacak bir dönemden geçtiğimiz ortada; Afganistan ve Irak'ta yaşananlar umut körelten bir etkiye sahip. Ancak, Afganistan ve Irak'ta yaşananların dünyayı getirdiği nokta, yine de, Filistin'de kalıcı ve âdil bir barışa ulaşmayı daha mümkün kılıyor. Silâh gücüyle halkların iradelerinin yokedilemeyeceğini herkes gördü; demokrasinin bombalarla ihraç edilemeyeceğini de... Filistin'de ulaşılabilecek bir barış, başka yerlerdeki yanlışların telâfisini de kolaylaştırabilir. Yeter ki, bu yolda adım atılsın...

Mahmud Abbas'ın seçimi dünya için bir fırsat, İsrail için de bir çıkış yolu...

Fehmi Koru, Yeni Şafak
12.01.2005