|
Kritik konularda kritik şahsiyetlerle söyleşi yapmak, gazetecilikte
bıçak sırtı bir pozisyon... Bu tür söyleşilerde bazen sorulmayan
bir soru, üzerine gidilmeyen bir ayrıntı, söyleşiyi yapan gazeteciyi
yaralar. Zaman gazetesi ekibinin ABD Büyükelçisi Edelman'la gerçekleştirdiği
"beyin fırtınası"nda Zaman'cıların başına işte böyle bir
şey geldi...
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Büyükelçisi Edelman, Asya'daki
büyük felakette hayatını kaybeden ABD konsolosluğu çalışanının cenaze
töreni için geldiği İstanbul'da, törene katılmadan önce Zaman gazetesine
de uğramış. Gazetenin mutfağını ve "yorum sayfaları"nı
temsil eden bir grup gazeteciyle Edelman arasında çok verimli bir
"beyin fırtınası" (Zaman genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın
ifadesi) gerçekleştirilmiş...
Laf dönmüş dolaşmış Asya felaketinde 26 üyeli "Pasifik uyarı
merkezi"ne üye olmadığı için Hindistan ve Sri Lanka'ya "tsunami
uyarısı yapılmadığı" yönündeki iddialara gelmiş... Edelman,
üç gazetenin adını anarak (Sabah, Yeni Şafak, Star), buradaki "iyi
gazetecilik" diyemeyeceği kimi haber ve yorumlardan duyduğu
rahatsızlığı dile getirmiş...
BABAHAN'IN CEVABI
Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, 10 Ocak'ta
Edelman'a çok sert bir yanıt verdi... Babahan, Edelman'ı rahatsız
eden şeyin Sabah yazarı Umur Talu'nun yorumları olduğunu belirtip
şöyle dedi:
"Büyükelçi'yi rahatsız eden yazı konusu neydi onu hatırlayalım.
Umur Talu, Pasifik Okyanusu'nda tsunami ile ilgili bir merkez olduğunu
ve bu merkezin Asya'daki tsunamiyi saatler önce tesbit edip Diego
Garcia'daki Amerikan üssünü alarma geçirmesine rağmen, bölge ülkelerini
haberdar etmemesini eleştirmişti. Talu'nun tavrı, Amerika'nın kasıtlı
olarak bu bilgiyi sakladığına yönelik değildi. Ancak insani bir
zaaf olduğunun altını çiziyordu. Talu'nun gündeme getirdiği bu görüş,
daha sonra dünyanın önde gelen gazetelerinde de haber konusu oldu.
Amerikan denetimindeki merkezin bölge ülkelerini alarma geçirmemesinin
binlerce insanın hayatına mal olduğunun altı çizildi."
TALU TAM NE DEMİŞTİ?
İsterseniz şimdi Umur Talu'nun yazdığı beş yazıda tam ne dediğini
bir hatırlayalım, ardından tekrar Zaman'daki söyleşiye dönelim...
Talu, bu ülkenin en çalışkan gazetecilerinden biri. Özellikle uluslararası
konularda yazdığı zaman mutlaka geniş bir araştırma yürütüyor, yabancı
gazeteleri, internet sitelerini tarıyor. Bu konuda da öyle yapmış,
yani yazdıkları kendi kuşkuları değil, ya da komplo teorisi üretmiyor;
konunun uzmanlarının söylediklerini aktarıyor. Nitekim burada da
başta "30 küsur yıl önce Pasifik ve Kanada için geliştirilen
tsunami uyarı sistemlerinin kurucularından, Kanada'da öğretim üyesi,
dünyadaki önemli tsunami uzmanlarından" Tad Murty (ne acı ki
vatanı Hindistan) olmak üzere bilim adamlarının söylediklerini aktarıyor...
İşte Talu'nun yazdıklarından bir bölüm (30 Aralık tarihli "Bir
bakıma katliam" başlıklı yazıdan):
"ABD'nin yönetimindeki Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi depremle
birlikte bir uyarı çıkarıyor. 15 dakikada 26 Pasifik ülkesine ulaşıyor.
Bunlardan tsunami kurbanı ve deprem merkezindeki Endonezya'nın belki
pek vakti yok zaten. Ancak, bülten diyor ki, 'Pasifik'te tsunami
tehdidi yok; Hint Okyanusu'nda var.' Lakin, üye olmayan ülkeler
uyarılmadığı, 'kimin nasıl uyarılacağı bilinemediği için', mesela
Hindistan ve Sri Lanka'ya 'Tsunami gelebilir' bile denmiyor.
"Kiminin 90 dakika dediği, Murty'nin dört saate kadar uzattığı
'Uyarı, alarm, halkın uyarılması' zamanını bir düşünün. Zaman güvercinle
haberleşme devri değil ki! Telefon vesaire, ne güne. Bu kadar basit
ve o denli inanılmaz, ama böyle: Üye değilsen, uyarı yok! Şimdi,
başta Murty, birçok uzman, Hindistan yöneticileri, Hint Okyanusu'nu
da 'Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi'ne sokmak gerektiğini söylüyor."
Şu paragraf da 4 Ocak tarihli "Sayıyla mı verdiler?"
başlıklı yazıdan:
"Kimileri bunu 'büyük komplo'ya, 'bu kadar ölümün istenmiş
olması'na bağlıyor. Benim takıntım o raddede değil. Ama, bu olayın,
en başta ABD, genel olarak zengin devletlerin yoksullara karşı küresel
sorumsuzluğunun, ilgisizliğinin en ciddi kanıtlarından biri olduğunu
düşünüyorum. Aslında, çağın 'başarı, yırtma, servet yapma, kendini
kurtarma, aşırı tüketme, her yol mübah' kültürüyle, sadece devletlerin
değil, bireylerin de mustarip olduğu bir 'hastalık' bu. Sadece kendine
dair yakın tehdit ve tehlikeleri abartan, başkalarını ise unutan
ve umursamayan bir kültür."
'... ÇÜNKÜ ÜYE DEĞİLLER'
İşte Edelman'ı çileden çıkaran satırlar bunlar...
Şimdi tekrar dönüyoruz, Zaman'daki "beyin fırtınası"na...
Zaman ekibi, Edelman'a şu soruyu yöneltiyor: "Pasifik'te erken
uyarı sistemi olan Amerika'nın, bölge ülkelerini tsunami tehlikesine
karşı uyarmadığı yönünde haberler var. En yetkili ağızdan işin aslını
öğrenebilir miyiz?"
Edelman. Bu soruya cevap vermeden önce topu biraz dolaştırmayı
tercih ediyor:
"Büyükelçiliğimiz bu konuda bir basın bülteni yayınladı. Gazetelerin
konuyla ilgili bazı haber ve yorumları meşru soruları yansıtırken,
bazıları tamamen temelsiz iddialara dayanıyor. Amerika'nın jeolojik
kontrolle bu tür felaketlere yol açtığı gibi iddialar var. Bunlar
kötü gazetecilik örnekleri. 'Doğrulanamayan bazı haberlere göre
şu oldu. Amerika, nükleer deneme yapmıştır, tektonik silah kullanmıştır'
gibi bir sürü saçma iddia. Bunlar iftira."
Aslında "iyi gazetecilik" tam bu noktada şöyle akıl yürütmeliydi:
"Bizim sorumuz bu kadar netken, acaba muhatabımız neden gerçekten
de 'saçma' birtakım yayınları hatırlatıyor? Acaba kendini yeteri
kadar kuvvetli hissetmediği bir soru mu sorduk ki, cevaba geçmeden
önce gerçekten şikâyette haklı olduğu noktaları öne çıkarıyor..."
Edelman, "bunlar iftira"dan sonra şöyle sürdürüyor sözlerini:
"Diğer bir mesele ise deprem sonrası oluşacak felaket konusunda
bölge ülkelerinin bilgilendirilmediği, sadece Diego Garcia'daki
Amerikan askeri üssünün uyarıldığı yolundaki iddialar. Gerçek şu
ki, depremden 15 dakika sonra tsunami uyarıcı sistemleri alarm verince
aralarında Endonezya ve Tayland'ın da bulunduğu 26 bölge ülkesi
bundan haberdar edildi. Sadece Hindistan ve Sri Lanka'ya haber verilmedi.
Çünkü bu iki ülke Pasifik tsunami erken uyarı sisteminin parçası
değildi."
MEALİ AYNEN ŞÖYLE
Bu kan dondurucu cevabın meali, evet, aynen Umur Talu'nun dün (11
Ocak) yazdığı gibiydi:
"Eğer bu konuda yazdığım beş yazıyı okumuş veya NTV'de katıldığım
programı izlemişseniz, 'komplo teorileri'nin değil, tam da bunun
üstünde durduğumu görmüşsünüzdür. Aynen böyle: Depremden sonra,
tsunami vurana kadar en az 23 saat zamanları olduğu halde, ABD yönetimindeki
uyarı merkezinden Hindistan ve Sri Lanka'ya haber verilmedi... çünkü
'sisteme üye değiller'di. Bu kadar basit ve bu kadar acı, bu kadar
kıyıcı."
Ve Edelman'ın karşısında oturan gazeteciler bu "kıyıcılık"
karşısında isyan etmiyorlar, "Nasıl yani?" diye sormuyorlar,
"yani fazladan on binlerce insan gerçekten sırf devletleri
sisteme üye olmadıkları için mi öldü?" diye ısrar etmiyorlar?
Kimbilir, sorsalardı belki de şu muhteşem rasyonel cevabı alacaklardı:
"Ama sayın gazeteciler, düşünsenize, o sistemi yaratmak için
ülkeler milyonlarca dolar ödüyor. Üye olmayanlara da haber verilseydi,
bu o ülkelerde, 'nasıl olsa haber veriyorlar, ne diye üye olup boşuna
paramı harcayayım' düşüncesine yol açmaz mıydı?"
Aslında büyükelçi bu açıklıkta ifade etmese de tam bunu savunuyor.
"Arz-talep ahlakı" açısından hiçbir sorun teşkil etmeyen
bu yaklaşım, "beyin fırtınası"nın büyükelçi üzerinde yarattığı
"samimiyet krizi"iyle birleşip bu muhteşem cevaba yol
açabilirdi...
Açıkçası, Zaman'cıların gazetecilik açısından büyük bir fırsatı
teptiklerini düşünüyoruz biz.
Cidden böyle düşünüyoruz. Ama bu, asıl meseleyi örtbas etmesin.
"Asıl mesele" Umur Talu'nun dünkü yazısında söylediği
gibi:
"Bu işlerden sorumlu alt komite başkanı ABD'li Senatör Snowe'un
bile 'Neden haber verilmedi' sorusunu Kongre'ye taşıdığı bir meselede,
gazeteci inatla 'Neden, neden, neden?' diye sorabilmeli. Sorabilmeli
ki, elçiler de elçiliğini bilsin!" (A.G.)
Kronik Medya, Yeni Şafak
12.01.2005
|