| |
Türk - Amerikan ilişkileri 2004'ün son aylarında epey sancılanmıştı.
Ankara ve Washington'da ikili ilişkilerden sorumlu kadrolar gidişattan
kaygılıydılar. Her iki başkent de, sancıyı gidermek ve yeni sancıları
önlemek amacıyla diyaloğu tazeleme ve derinleştirme gereksinimi
duydu.
Bu amaçla 2005'in ilk onbeş gününe sığdırılan bir dizi temas, ilk
sonuçları itibariyle, "çok olumlu" sayılabilir.
Gerçekten de, yılın ikinci gününde Ankara'ya giden ABD Dışişleri'nin
iki numarası Richard Armitage'ın, geçen hafta hem hükümet hem TBMM
üyeleriyle biraraya gelen Cumhuriyetçi Senatör Jon Kyl başkanlığındaki
ABD Kongresi üyelerinin ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General
John Abizaid'in ziyaretlerini bir bütün olarak değerlendirmek gerekli.
Bu üç ziyaret, ilişkilerdeki sancının da ana gerekçesi olan Irak
konusunun siyasi, diplomatik ve askeri düzeyde ele alınmasını sağladı.
Ankara, ABD'nin Irak'taki operasyonları konusunda çeşitli ağızlardan
yapılan bir dizi açıklamanın "maksadı aştığını" Washington'a
bir kez daha iletebildi.
ABD'li yetkililer ise, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana tavırlarını,
Ankara - Bağdat diyaloğuna verdikleri önemi, Felluce ve diğer yerlerdeki
operasyonların nasıl geliştiğini, Irak'ta kalıcı bir güç olmayacaklarını
ve 30 Ocak'ta yapılması planlanan seçimler konusundaki kararlılıklarını
aktardılar. İki ülkenin Irak'ta aslında bir vizyon ve çıkar ortaklaşması
içinde olduğu, bizzat Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından ABD'li
muhataplarına teyit edildi.
Bağdat'la konuşmak
Geçen hafta ayrıca, Irak'taki PKK varlığının Ankara, Washington
ve Bağdat'ın üst düzey diplomatlarının katıldığı bir güvenlik toplantısında
ele alınması, ABD'li yetkililere göre iki açıdan "çok yararlı"
oldu.
Birincisi, Washington'ın uzunca bir süredir istediği gerçekleşti
ve Türkiye ile ABD arasındaki ikili PKK toplantıları bu kez üçlü
düzeye taşındı. ABD'li diplomatlara göre, "Ankara toplantısı
Türk yetkililere, Bağdat'la doğrudan konuştuklarında, PKK konusunda
anlayış ve işbirliği göreceklerini kanıtladı."
İkincisi, bu "anlayış ve işbirliği" genel ifadelerde kalmadı.
Ankara için öncelik taşıyan konularda somut adımlar kararlaştırıldı.
Bu adımlar, Irak'taki PKK varlığına karşı, siyasi, polisiye ve hukuki
önlemleri içeriyor.
ABD'li ve Türk diplomatlara göre üzerinde anlaşılan "en önemli"
konu, Irak'taki PKK üyelerinin ABD ya da Irak güçleri tarafından
yakalanmaları halinde, Bağdat eliyle Türkiye'ye iadeleri için gerekli
hukuki zeminin mevcut olduğunun Irak geçici yönetimi tarafından
kabul edilmesiydi.
Washington kaynakları, PKK'ya karşı "askeri önlem" sözünden
vazgeçmediklerini, ancak bunun bu aşamada mümkün olmadığının Türkiye
tarafından anlaşıldığını savunuyorlar.
Ankara'daki yetkililere göre de, PKK'lıların Irak'taki siyasi etkinliklerinin
ve Türkiye'ye sızmalarının önlenmesi öncelikli. Bir Türk diplomatı,
üçlü toplantının, gerek sınır denetimleri ve diğer güvenlik önlemlerinin
sıkılaştırılması, gerekse PKK'nın siyasi parti kimliğiyle Irak seçimlerine
girmesinin engellenmesi konusunda "somut ilerleme" vaad
ettiğini ve şimdi bu vaadin takip edileceğini vurguladı.
Washington, Irak konusunda Türkiye ile yaşanan sancıların ikili
ve üçlü düzeyde konuşarak hafifletilmesinden memnun, ancak bu hafiflemenin
Türk kamuoyuna yansıdığından şüpheli.
Örneğin, Türk medyasını takip eden bir ABD'li kaynak, Senato'da
Terörizm, Teknoloji ve İç Güvenlik Alt Komitesi başkanlığının yanı
sıra Cumhuriyetçi Parti içinde de liderlik pozisyonu olan Jon Kyl'ın
Ankara'daki açıklamasının "Irak'taki soykırımı savundu"
şeklinde yansıtıldığından şikayetçi.
Aynı kaynağa göre, üçlü toplantının "ABD, PKK konusunda bir
şey yapmayacak" ya da Abizaid ziyaretinin "ABD, İncirlik'i
istedi" diye yansıtılması da gerçek durumla örtüşmüyor.
Özellikle bu son konuda, Abizaid ziyaretinin İncirlik konusu etrafında
dönmediğini ve lojistik kullanıma ilişkin olarak bilinen beklentinin
ötesinde bir talep iletilmediğini hem ABD'li hem Türk yetkililer
söylüyorlar.
Öte yandan, her iki taraf madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekiyor.
Türk hükümetinin Irak konusunda dile getirdiği desteğin özellikle
ABD Kongresi çevresinde iyi anlaşılması, "maksadını aşan"
bazı Türk demeçlerinin, Ermeni soykırımı tezi vb. ile bağlantılı
olarak Ankara'ya karşı malzeme yapılmaması açısından önemli.
Esasen diplomatik diyaloğun yararı, bu diyaloğun diplomatik çevrelerin
ötesinde de doğru algılanmasından bağımsız değil.
Rice ve ekibi
ABD ile Türkiye arasında, yeni yılla birlikte, daha fazla diyaloğa
dayalı yeni bir sayfa açılması iyi. Ancak Irak'ın ikili ilişkileri
zorlamasının tümden önlenmesi, Irak'taki durum düzelmedikçe ve Washington
bu durumu daha iyi anlatamadıkça kolay değil.
Bu alanda belki bir şans, yarın yeni görevine ilişkin olarak ABD'li
senatörlerin karşısına çıkacak ve kısa süre içinde de dışişleri
bakanlığını resmen devralacak olan Condoleezza Rice'ın işe başlaması
olabilir.
Nitekim Başkan Bush, dünkü "Washington Post" gazetesindeki
mülakatında, Rice'dan, ABD'nin niyetini dünyaya anlatma amaçlı bir
kampanya başlatmasını istediğini söylüyor.
Rice'ın kurmay kadrosunu oluştururken seçtiği (ve seçmediği) isimler
de, "dert anlatma derdini" önemsediğinin göstergesi.
Dışişleri'nin iki numarası olarak Robert Zoellick'in, siyasi işlerden
sorumlu kıdemli bakan yardımcılığına da Nicholas Burns'ün atanacağı
haberi, yabancı diplomatlar arasında olumlu karşılandı. Zira Zoellick
de, Burns de "müttefiklerle ilişkiye önem veren, pragmatik,
gerçekçi ve diyalog ustası" isimler.
Buna karşın, "uluslararası işbirliğine duyarsız, dediğim dedik
bir milliyetçi" diye tanınan Bakan Yardımcısı John Bolton'ın
devre dışı bırakılması, AB başta olmak üzere, birçok ülkenin temsilcisini
memnun etti. Bolton'ın Dışişleri'nde "iki numara" olmasının
Cheney ve Rumsfeld'in tercihi olduğu yönündeki söylenti, Rice'ın
bu tercihe uymayarak, daha koltuğuna oturmadan rüştünü ispat ettiği
yorumuna da yol açtı.
Rice ve Zoellick'le bir önceki görevlerinde yakın diyaloğa sahip
olan Ankara açısından önemli fark, Türkiye'yi çok iyi tanıyan ve,
kanımca, ikili ilişkilere her zaman yapıcı katkıda bulunmuş olan
Marc Grossman'ın yerini, yeni dönemde muhtemelen Burns'e bırakacak
olması. Buna karşın, aslında, son on yılda sırasıyla dışişleri sözcüsü,
Atina ve NATO büyükelçisi olan Burns de Ankara'ya ve önceliklerine
"yabancı" değil. Öte yandan, Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın
adı dışişleri bakan yardımcılığı için halen geçiyor.
Umarız, Rice ve ekibinin işe başlamasıyla, Ankara - Washington diyaloğu
2005 başındaki tazelenmiş halini koruyarak ilerler.
Yasemin Çongar, Milliyet
17.01.2005
|