| |
CHP kurultayı gibi şu anda gerçekten tali, hatta söyleyip kurtulalım,
marjinal bir mesele üstüne yapılan yorumları okuyor musunuz, bilemem.
Memleketin ve dünyanın gündemi bunca yüklüyken nüfusun kaçta kaçı
'CHP'nin hali ne olacak' merakına gark olmuş, kaç kişi yüreğinde
çarpıntıyla sonuç bekliyor, tahmin etmesi güç. Ama bana kalırsa
bu konunun bunca şişirilip umurumuzdaymışçasına ortaya sürülmesi,
öncelikle toplumsal bir gelenektir. Bu gelenek, CHP'yi bir türlü
gözden çıkaramayan, ama öte yandan CHP'yi oldurmaya hevesi yetmeyen,
devlete derin saygısından hâlâ ceketinin düğmelerini ilikleyen bir
duruşun yerleştirmesi. Her kurultay öncesi Türkiye'de sosyal demokrasinin
gelişimi, tıkandığı noktalar, CHP'nin yeniden yapılanma ihtimali
üstüne ağırbaşlı insanların uzun ve boğucu tartışmalarına tanık
oluruz. Bu tartışmalar çoğunluk o sırada partinin başını tutan ve
gelişme ihtimaline ket vuran liderin artık çekilme zamanının geldiği
konusu etrafında geliştirilir.
Devlet merkezci, eridikçe erimiş; üstelik can havlinden eser okunmayan
bu parti üstüne sıkılmadan, vakit kaybı duygusuna kapılmadan söylenebilecek
bir şey var mı?
İyisi mi biz biraz eğlenelim. Adayları bir hatırlayalım.
Altıoklu Deniz Kaptan
CHP'nin halkıyla hasbıhal etme, kampanyalarında popüler dil yakalama
gayretlerinde insana mide krampları veren bir kabızlık, bir olmamışlık
söz konusudur hep. Maliye Bakanlığı'nın vergi ödemeye, Sağlık Bakanlığı'nın
AIDS'den korunmaya çağıran kampanyalarının dilinden farksızdır.
Seviyelilik gözeten bir kabalık. Mizahtan şuncacık payını alamamış
bir sırtlan gülümsemesi. Son yerel seçimlerde bu konuda gözlerini
devrim bürümüş olsa gerek Deniz Baykal'ın bir çizgi kahraman olarak
sunuluşuyla ürperdik. Temel Reis'ten mülhem kampanyada Baykal, tespihli
Karasakal Tayyip'e karşı elinde ıspanak yerine altıoku bir demet
gibi tutan 'Anadolu Delikanlısı Altıoklu Deniz Kaptan' olarak çizilmişti.
Bu 15 bölümlük animasyonun teknik ve mizahi düzeyi onca Gırgır,
Leman görmüş milleti 60'ların Akbaba mecmuasına ışınlıyordu. Bu
kampanyanın yüz kızartıcı gayretkeşliği bir kere daha 'devletin
kısıtlı imkânlarıyla' bu kadar siyaset yapılırı anlatıyordu adeta.
Turan Güneş'in adlandırmasıyla 'Genç Dâhi' olarak girdiği CHP içinde
ikbalin en yükseğine erişmesi epeyi zaman aldı. Yazmışız: Topuz,
Ecevit, Erdal İnönü, Hikmet Çetin karşısında defalarca yenilgiye
uğrar. Ama tuhaf bir şekilde hiç yılmaz. Hiç küsmez. Kendisi genel
başkan olana dek neredeyse tekerrürden ibaretmiş gibi görünen siyasi
hayatını bir söyleşisinde şöyle özetliyor: "İnsan olarak, dışarıdan
bakınca çok güç anlar yaşadım. Parti içi mücadelede haklı olduğuma,
bazı şeylerin yapılması gerektiğine inanıyordum, başaramıyordum.
Kurultay mücadeleleri veriyorduk. İnançla koşuyorduk, bize haksızlık
yapıldığını düşünüyorduk. Ofsaytlar görülmüyordu, ama oyunu sonuna
kadar oynuyorduk. Sonra oyun bitiyordu ve biz istediğimizi elde
edememiş oluyorduk. Ben, 'Bu iş bitmiştir!' diye gidiyordum, çekiyordum
telefonu, kafamı vurup rahatça uyuyordum. Bu, hep böyle oldu. Defalarca
böyle oldu. Birlikte mücadele ettiğimiz insanlar günlerce mutsuz
oluyorlar, günlerce ağızlarını bıçak açmıyor. Bana bir şey olmuyordu."
Evet, Deniz Baykal'a hiçbir şey olmadı. Şimdi, kendi uzun beklemesinin
acısını çıkarıyor işte. Daha yenilmesine çok var.
Yağızoğlan verelim
Baykal'ın postunun en gürültücü adayı, Sarıgül. Yakın çevresini
"1970'lerde Karaoğlan rüzgârı esiyordu. 2000'lerde Yağızoğlan
rüzgârı esmeye başladı" sözleriyle dolduruşa getiren Mustafa
Sarıgül, devletin bir köşede unutulmuş bürokratı Baykal'ın karşısına
siyasi vizyondan arınmış ferah bir popüler figür olarak çıkıyor.
Sarıgül'ün kokusu 1994 yerel seçimlerinde Gülay (o zamanlar) Aslıtürk
karşısında 311 oyla başkanlığı kaybettikten sonraki seçim öncesi
DSP aday adayı olarak başlattığı büyük kampanyayla çıktı. Galatasaray
Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Sarıgül, Şişlili seçmenlerine binlerce
mektup yollamakla kalmamış, Tuğrul Türkeş ve İmam-Hatip Liseleri
Mezunları Derneği'ne de mektuplar yollayarak işi sağlama bağlamıştı.
Kendisine kalırsa Şişli Belediye Başkanlığı'na aday değildi. Birileri
onun ağzından oraya buraya mektup yolluyordu. Türkeş'e yazdığı mektupta,
"Sizler ve bizler gibiler oldukça bu ülkede milliyetçiliğin
ve Türkçülüğün önü kesilemez. Ülkücü camia Şişli'de çok güçlü ama
dağılmıştır. Bu dağınıklığı toparlamak amacıyla sizinle birlikte
mücadele etmeye hazırım" demişti. İHL Mezunları ve Mensupları
Derneği'ne de "İmam-hatiplerin orta kısmının kapatılması tamamen
saçmalık, hatta densizlik" demekle yetinmiyor, "Yoksa
birçok Allah dostu çocuk ateist yetişecektir"i de yapıştırıyordu.
'Şişlili komşum' diye seslendiği ortalama, eğitimli, gelir düzeyi
yüksek, laik seçmene yolladığı mektuplarda oyların bölünmemesi için
kişi bazında kullanılması gerektiğini belirtip, "İdeolojiler,
partiler ve politik görüşler artık gerilerde kalmaktadır. Becerikli
insanlar ortaya çıkmaktadır. Ne sol ne de sağ artık varlığını sürdüremez"
diyerek sadede geliyordu.
Sarıgül'ün siyaset anlayışı 12 Eylül sonrası önce mahcup bir telaşla
sonra alabildiğine saldırgan bir işgalcilikle başımıza kakılandan
farklı değil elbet. Siyasetin yegâne meşru tarifini 'hizmet' olarak
gören, hizmeti de kısa vadeli, yüzeysel bir promosyon faaliyeti
olarak bayraklaştıran anlayışın temsilcisi, 'Ekmek kıralı' diye
bilinen bu genç işadamı, dağıttığı sarı güllerle, diktirdiği dev
bayraklarla, merkezden uzaklaştıkça Anadolu delikanlısı rondunda
silah atıp, töremizdir deyişiyle, camilerden çıkmayıp en inançlı
Müslüman numarasıyla Baykal'ı sıkıştırıyor.
Yerimiz dar
Kendisini CHP'nin 'hin-i hacette'si ilan etmiş olan Livaneli'nin
bir çizgi kahraman olarak kaydı düşmüş değil. Ama ne gam. 2000 yılında
çizgi kahramanların evrensel patronu Disney şirketi tarafından tüm
dünyada gençlere örnek olan 10 kişi arasında gösterilmişti. 'Türk-Yunan
yakınlaşmasını savunan, demokratik değerler ve insan hakları için
çalışan bir kültür ve sanat adamı olarak'. Ünlü dünya aydınlarını
ilk isimleriyle anan Livaneli bir ömür boyu bu millete ne kadar
seçkin bir dünyalı olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama cilası çoktan
solmuş, bir fikir adamı olarak da bir sanatçı olarak da inandırıcılığını
kaybetmişti. 1994'te CHP İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde
uğramış olduğu hezimetin akabinde birçok söyleşide "Politika
benim için bir hataydı" dedikten sonra 99'da İstanbul'dan milletvekili
adayı oldu. Şimdi yepyeni bir yenilgiyle taçlandırmaya çalışıyor
mucizelere olan inancını.
CHP liderliğini, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'nı serüvenine
yakıştırıyor. Vaclav Havel gibi, hatta dostu Mitterand gibi yakışıklı,
aydın bir dünya lideri. Ne demeli. İnsana hüzün veriyor.
Yıldırım Türker, Radikal
17.01.2005
|