|
Eskiden, üniversite rektörlerinin seçimi dönemlerinde Hürriyet'in
asabı mutlaka bozulurdu. Bu dönemlerde haberler haberlikten çıkar,
haber başlıkları bildiri başlıklarına benzerdi... Bu kez, yani İstanbul
Üniversitesi rektörlüğü seçimlerinde öyle olmadı, gazete sakin kalabilmeyi
becerebildi... Bu defa doğru yaptıklarını gösterebilmek için, gazetenin
eskiden "haber" diye neleri yayımlamayı göze alabildiğini
hatırlatalım dedik...
İstanbul Üniversitesi'nin yeni rektörü belli oldu: Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer, üniversite öğretim kadrosunun katıldığı "seçim"lerde
birinciliği alan, keza YÖK tarafından da cumhurbaşkanına gönderilen
3 kişilik listenin birinci sırasına yerleştirilen Mesut Parlak'ı
rektör olarak atadı.
Basında, eski rektör Kemal Alemdaroğlu'nun yardımcısı Nur Sertel'in,
"seçim"lerde 334 oy alıp üçüncü olmasına rağmen YÖK'ün
üç kişilik listesinde yer almamasını, tahmin edebileceğiniz gerekçelerle
eleştiren yazarlar oldu.
Bu yazarlar arasında yer alan Hürriyet gazetesi başyazarı Okay
Ekşi şöyle yazdı mesela:
"Yasaların koyduğu kurallar açısından buraya kadar diyecek
tek kelime yok... Yani YÖK'e, 'Neden sıralamayı öyle yapmadın da
böyle yaptın?' derseniz, o takdirde YÖK'e listeyi değiştirme yetkisi
tanınmasının anlamı kalmaz. Öğretim üyelerinden en çok oy alan 3
adayın ismi Köşk'e gider ve Cumhurbaşkanı bu liste içinden uygun
gördüğü birini rektör tayin eder. (..) Lakin olay ondan ibaret değil.
Nur Serter(in) en belirgin tarafı laik Cumhuriyet değerlerini koruma
konusundaki titizliği ve yürekliliği idi."
BAŞYAZAR-GAZETE İLİŞKİSİ
Soracaksınız şimdi, "Hani Hürriyet'in asabı bozulmamıştı"
diye... Ve ekleyeceksiniz: "Daha ne olsun; yazdığı yazılar,
işin doğası gereği gazeteyi bağlayan başyazarın siniri bozulmuş
işte, bu durumda gazetenin de siniri bozulmuş sayılır..."
İki itirazımız var bu yaklaşıma... Birincisi: Biz eski örneklerden
söz ederken, doğrudan doğruya haber sayfalarından söz ediyorduk
(ki onları biraz sonra hatırlatacağız)... Ve ikincisi: Başyazar-gazete
arasında kurduğunuz ilişki kural olarak ve genel olarak doğru, ama
Hürriyet için geçerli değil. Açıklayalım: RTÜK tartışmaları sırasında
Oktay Ekşi, medya patronlarının devlet ihalelerine girmelerini yasaklayan
maddeyi doğru bulduğunu açıklayan bir yazı yazmış; ertesi gün sütun
komşusu (genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök), o yazıya cevap veren
"İhale tabusu" başlıklı bir yazıyla isim vermeden Başyazar'ı
hedef almış; Oktay Ekşi de bunun üzerine "hayatımda ilk kez
kişisel düşüncemi o köşeye yansıttım, oysa orası Hürriyet gazetesinin
tutumunu yansıtan bir sütundur, bir daha yapmayacağım" mealli
bir özür yazısı kaleme almıştı... Bizi sürekli takip eden okurlarımız
gayet iyi hatırlayacaklardır: Gerek Medyakronik döneminde, gerek
Kronik Medya döneminde Ekşi'nin köşesinde dile getirdiği fikirlerle
gazetenin haberleri arasında kimi zaman "yüzde yüz"e varan
terslikleri hatırlatarak "hani Ekşi köşesinde sadece Hürriyet'in
yaklaşımını yansıtıyordu, bu ne turşu bu ne perhiz" tarzında
epeyce soru sormuştuk...
Açıkçası, üç yıl süren bu "karşılaştırma-takip"ten sonra
bizim kişisel değerlendirmemiz şöyledir: Oktay Ekşi gazetenin başyazarıdır
ama köşesinde kendi fikirlerini yazmaktadır... Dolayısıyla, "Nur
Sertel" meselesinde âsâbı bozulan Hürriyet değil, sadece Oktay
Ekşi'dir...
SP BÖYLE BOZULUR!
Şimdi de gelin, doğrudan doğruya Hürriyet'in asabının bozulduğu,
yani haberlerin haberlikten çıktığı örneklere bakalım...
Birinci örneğimiz gene İstanbul Üniversitesi'nden ve Kemal Alemdaroğlu'nun
rektör olarak atandığı Aralık 2001'den...
O tarihte, YÖK Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı'na gönderdiği listede,
İstanbul Üniversitesi rektörlük seçiminde 2261 kişiden sadece 13
oy alan Prof. Dinçer Uçak'ı, aynı seçimde 1268 oyla birinci olan
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun önüne yerleştirmişti. Yani, Oktay
Ekşi'nin sözleriyle "hukuken" hiçbir sorun yoktu... Hürriyet,
14 Aralık'ta bu gelişmeyi "tavırlı" bir başlıkla duyurdu:
"İşte YÖK demokrasisi..."
Şimdi de 9 Temmuz 2000 tarihli Hürriyet'te yer alan bir habere
bakalım… "Sorun", tarih ve isimler dışında tıpatıp aynı:
YÖK, Cumhurbaşkanına sunacağı üç adaylık için Ege Üniversitesi öğretim
üyelerinden 449 oy alan Emin Alıcı ve 389 oy alan Fethi İdiman'ı
değil; sırasıyla 142, 1 ve 1 oy alan üç profesörü uygun görmüştü.
Peki, Hürriyet bu haberi nasıl sunmuştu biliyor musunuz? Hürriyet'e
göre bu bir "Laik rektör operasyonu"ydu, YÖK Genel Kurulu'nun
aday değerlendirmesi, tam bir "Cumhuriyet operasyonu"na
dönüşmüştü. Evet evet, bu okuduklarınız "haber" başlıklarıydı,
hem de birinci sayfadan...
Şimdi duruma bir daha bakalım: Eski tavrı böyle olan bir gazete,
"en laik rektör"ün "laik yardımcısı" YÖK tarafından
ilk üçe alınmayınca ortalığı birbirine katmıyor, bunu YÖK'ün "hukuki
yetkisi" içinde kabul ediyor...
Valla, gerek ülke gerek Hürriyet az yol kat etmemiş şu üç-beş yılda...
(A.G.)
Kronik Medya, Yeni Şafak
19.01.2005
|