| |
Rum partisi DİSİ'yi Ankara'ya davet eden Erdoğan, ambargo kırılırsa
yeni adımlar planlıyor
Başbakan Tayyip Erdoğan'ı bir süredir en fazla meşgul eden dış
politika konusu Kıbrıs. Kıbrıs sorununun sürüncemede kalmasını Türkiye'nin
diğer dış politika alanlarında giderek kalıcı hal alan bir engel
olarak gören Başbakan, bir an önce tatmin edici ve kalıcı bir çözüm
bulunmasını Türkiye'nin çıkarları içinde görüyor. Mevcut durumun
devamını, kaybedilen zaman olarak görüyor ve çözüm için sabırsızlanıyor.
Bu sabırsızlığın dış politika gerekçeleri olduğu kadar iç politika
gerekçeleri de olabilir. Tük siyasetinde bir Kıbrıs lobisinin varlığı
sır değil. Kıbrıs lobisinin reform hareketlerine, idarede köklü
değişikliğe yol açabilecek her türlü yasama ve yürütme faaliyetine
kuşkuyla baktığı da bir sır değil. Erdoğan ve kurmayları, AB ile
ilişkilerin kritik müzakere eşiğine yaklaştığı bir sırada Kıbrıs'ta
mevcut durumun devamının Türk iç siyasetinde kendisine giderek artan
sorunlara yol açacağını düşünüyor olabilir.
Gerekçesi ne olursa olsun, Erdoğan'ın Kıbrıs'ta bir an önce kalıcı
bir çözümü en çok isteyen ve en çok çabalayan isim olduğu ortada.
O kadar ki, Dışişleri Bakanlığı'nın uluslararası siyaset dengelerinin
(KKTC'deki şubat ve nisan seçimleri, İngiliz genel seçimleri, BM'deki
belirsizlikler gibi) şu anda çözüm getirecek yeni bir çıkışa izin
vermeyebileceği yolundaki uyarılarını, başka hamlelerle aşmaya çalışıyor.
Kıbrıs Rum ana muhalefet partisi DİSİ'nin AKP tarafından Ankara'ya
davet edilmesi bunun örneği.
Bu davet, türünün ilk örneği olacak. Dışişleri Bakanlığı bürokrasisinin
bu davetten sonradan bilgilendiği ve davetin bütünüyle Erdoğan'ın
tasarrufu olduğu anlaşılıyor. Kimileri bu adımı yanlış, kimileri
riskli, kimileri de cesur buluyor. Örneğin bu davet, DİSİ temsilcisinin
Ankara'da AKP Genel Merkezi önünde, ya da bir başka temas sırasında
"Türkiye KKTC'yi tanımaktan vazgeçmeli, Türk ordusu derhal
adadan çekilmelidir" diyecek olsa, bu durumu "Onların
görüşüdür, katılmıyoruz" diye göğüslemek zor olur. DİSİ gibi
Avrupa Halk Partileri grubunun üyesi olan Alman Hıristiyan Demokrat
Birlik (CDU) Partisi lideri Angela Merkel'in geçen yıl Ankara'da,
hatta canlı yayın sırasında Türkiye'nin AB ile 'özel ilişkiyle'
yetinmesini istemesi ve Erdoğan'ın da bunun altında kalmayarak,
canlı yayında konuğuyla tartışması hâlâ hafızalarda taze. Bütün
bu ihtimalleri göze alarak Erdoğan'ın bu adımı atması, neresinden
bakılacak olursa, mevcut Kıbrıs dengelerine bir müdahale, mevcut
dengelerin sürmesini istemediğinin beyanı olarak görülebilir.
Erdoğan bu ve yakında benzerlerini görebileceğimiz adımlarla, ABD'ye,
İngiltere'ye, Yunanistan'a, AB'ye, hatta Rusya'ya bir mesaj vermek
istiyor: Siz sözünüzde durursanız, Kıbrıs konusunda Türkiye başka
hamleler yapabilir.
Çünkü, tıpkı AB ülkelerinin 17 Aralık öncesi Türkiye'nin üyelik
sürecini sorgularken kendi kamuoylarını kalkan yaptıkları gibi,
Türk hükümetinin de, KKTC hükümetinin de yeni adımlar atması için
kamuoylarını ikna etme ihtiyacı var. KKTC hükümeti ve KKTC halkı,
25 Nisan 2004 halkoylamasında "Evet" diyerek kalıcı çözümden
yana olduğunu gösteren en büyük ve ciddi beyanı yaptı. Ancak AB
desteği ile BM tarafından düzenlenen bu halkoylamasının sonucu,
Rusya'nın (Kıbrıs Rum tarafının Ortodoks kardeşliği ve Güney Kıbrıs'taki
Rus yatırımlarına yönelik girişimleri sonucu gelen) vetosuyla, BM
Güvenlik Konseyi'nde oylanamadı bile. Keza AB ve ABD'den gelen "Evet
çıkarsa, KKTC'ye yönelik ekonomik dışlanmışlık kırılacak" vaatleri
de yerine gelmedi. Ama Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, 1 Mayıs'ta AB üyesi
oldu. Bu sayede AB'nin almış olduğu Kuzey Kıbrıs'a doğrudan destek
programlarını engelleyebiliyor. ABD'nin attığı birtakım pratik adımlar
ise, hâlâ uygulamaya geçmedi. Simgesel bir önem taşıyan uçak seferleri
konusu bu adımların başında geliyor.
Oysa 20 Şubat'taki KKTC seçimleri öncesi Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
CTP'si ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın DP'sinin seçmenlerine
sunacağı somut örneklere ihtiyacı var. Bu örnekler, çözüm isteyen
koalisyonun sandıktan güçlenerek çıkmasını da sağlayabilir, Nisan
ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu da etkileyebilir. Böyle
bir durum Türk hükümetini de rahatlatacaktır.
Gerek hükümet kanadında, gerekse Ankara'daki AB çevrelerinde 20
Şubat'a dek, KKTC üzerindeki ekonomik dışlanmışlığın kırılmasına
yönelik somut bir veya birkaç adımın atılacağı beklentisi mevcut.
Bu beklentinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmemiz içinse önümüzde
bir ayımız var.
Murat Yetkin, Radikal
19.01.2005
|