| |
Netice itibarıyla PARTİ KAPATILAN bir ülkede yaşıyoruz.
PARTİ KAPATILAN -habire! habire!- düşüncenin SUÇ sayıldığı, 12 Eylül'ün
muhteşem enkazı DGM'lerin kapatılmadığı bir ülkede yaşıyoruz.
Sevinçten göbek atarak karşıladığımız AB'ye uyum paketleri, 'yeterince'
demokratikleşmemize yetmiyor, yetmiyor.
'Yeterince' demokratikleşmek ne demek? Bir ülkede demokrasi ya vardır,
ya yoktur. Türkiye 'hybrid' bir demokrasi örneği olarak, dünya siyaset
biliminde incelenmeyi hak ediyor.
Nedir mi 'hybrid'? İki ayrı cinsten hayvan ya da bitkinin ortak
mahsulü. Diyelim: KATIR.
Kısrakla erkek eşek çiftleşirse, nur topu gibi bir katırları oluyor.
Bu 'melez' hayvan üreyemiyor. Kuran'da yeri var -katırlar ürediğinde
kıyametin belirtilerinden biri sayılacak.
Yani 'hybrid' kelimesi çok alafranga geliyorsa, 'katır demokrasimiz'
olarak tanımlayabiliriz bu çok çok bize has demokrasiyi. Katırların
üremesi nasıl imkânsız ise bizim de bu demokrasiyle şurdan şuraya
gitmemiz imkânsız.
Bırakın Avrupa Birliği'ni mirliğini; biz kendi kendimiz için bir
partinin yasaklanmamasını; vatandaşlarımızın hayat boyu bir konuşma,
bir yazı, yani düşünceleri yüzünden siyasetten men edilmemelerini,
düşüncenin SUÇ sayılmamasını sağlayamıyoruz. Sağlayamıyoruz.
Hep bu engeller önümüze dikilince içinde debelenilen kısır tartışma
ortamları.
Mütemadiyen bir 'Ortaokullar Arası Münazara Yarışması'nda yaşar
gibiyiz.
Sonra o yol ve bu yol devreye sokularak iki adım atılıyor, atılır
gibi yapılıyor; ama kronik engeller, kronik belirtiler -hep aynı
tıkanıklık.
Kronik bir hastalık. Artık kökten bir değişiklik -hakiki bir ameliyat,
şart; elzem, zaruri- gerekiyor, gerekiyor.
312. madde başa beladır. Demokrasimize beladır.
Hakiki bir demokraside ne kadar eğip bükerseniz bükün bu maddeyi,
sözüm ona değiştiriniz, ehlileştiriniz -böyle bir madde mümkün müdür?
Şimdi 'Ortaokullar Arası Münazara Yarışması'nda hukukçular tartışacaklar
da tartışacaklar: alınan kararlar hukuki midir/değil midir?
Bugün konuşma şansına eriştiğim saygıdeğer bir hukukçumuz, büyük
hukuk şahsiyeti, dumanı üstünde taze eski Adalet Bakanı Hikmet Sami
Türk'ün aksine, yapılanın TAMAMIYLA hukukumuza uygun olduğunu söylüyordu.
Her şeyden önce Diyarbakır 4 No'lu DGM'nin, Diyarbakır 3 No'lu DGM'nin
kararını kaldırabilme yetkisi yokmuş.
Yani Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Diyarbakır 3 No'lu DGM'nin kararını
kesinleştirirken 'hukuki' bir karar almaktadır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi de öyle: HADEP lideri Murat Bozlak ile
SDP lideri Akın Birdal hakkında aldığı 'eksik inceleme' kararında
hukuka uygun davranmaktadır. Muhakkak haklıdır.
Koskoca Yargıtay Ceza Daireleri'nin hukuksuz olabilmesine imkân
var mı? Ya da ihbarda bulunan koskoca Yargıtay Başsavcısı 'haksız',
daha doğrusu 'hukuksuz' olabilir mi?
İşte bütün mesele burada: Hukuksuz değil, ama haksız olunabilmesinde.
Zira hukuk sistemimizde ciddi bir sorun var. Ceza Kanunu'muzda ciddi
bir sorun var. Anayasamızda ciddi bir sorun var.
Bu Anayasa'yla, bu kanunlarla bizim hakiki bir demokrasi olmamız
imkân dahilinde değildir.
Taksimetrelerini en ağır cezalardan açan savcıların, alınabilecek
en vahim kararları alan yargıçların yaptıkları, yüzde 100 kanuna
uygundur. Hukukidir. 'Bizim' hukukumuz budur.
Ancak bu kanunlar, bu hükümler, bu kararnameler demokrasiye uygun
mudur?
Oraya bir rötuş, buraya bir estetik müdahale, şuraya bir teğel,
beriye bir fondöten, şuraya bir dekor, buraya da minik bir neşter
-yapılanlar; ite kaka güç bela, MHP'ye filan rağmen yapılabilenler
budur.
Demokrasi işte, hakiki demokrasi; halkın iradesinin, halkı yönetmesi
yani; bu kaba sığmıyor. Mütemadiyen bu kaptan taşıyor, yol kazaları
yaşanıyor. Türkiye bu 'minör' görünümlü kronik sorunlarla uğraşmaktan,
ayrıntılarla didişmekten bitap düştü.
Türkiye geldiği bu noktada daha fazla demokrasiyi talep ediyor,
daha gerçek bir demokrasiyi haykırıyor.
Burada hakiki bir savaş var. 'Savaş olduğunu söyleyenlerle, olmadığını
söyleyenler arasında bir savaş var.'
Türkiye'nin rüştünü ispatlamadığına inanan, karar mekanizmalarının
başını tutmakta direnenlerle, Türkiye halklarının artık kendileriyle
ilgili kararları kendisinin alabilmesini isteyenler arasında bir
savaş.
Hakiki demokrasiyi talep edenlerle, bunu bize beş gömlek fazla bulanlar
arasında bir savaş.
Türk halklarının ebeveyni olduklarına dair sarsılmaz kanaatlerinin
üstüne çöreklenenlere, onların anlayacağı dilden sesleneyim: Tayyip
Erdoğan'la mazlum olduğu inancıyla özdeşleşen, mevcut güç mercilerine
karşı kin ve öfkelerini ona akıtacakları oylarla göstermeyi hedefleyen
kitleleri, Erdoğan'a daha da, daha da yaklaştırdınız. Tebrik ederim.
Perihan Mağden, Radikal; 18.09.2002
|