Sol öldü ve yeniden doğmayacak

 

Kararlıyım.
CHP ve Türkiye'deki solun geleceğiyle ilgili tek satır yazmamaya bu kez kesinkes kararlıyım. Zira havanda su döverek harcayacak zamanım yok! Bu sayede CHP içindeki kısır kavgaları ve çekişmeleri ancak göz ucuyla izlemenin lüksünü yaşıyorum. Çünkü sol öldü ve yeniden doğması da mümkün değil. Ne Türkiye'de, hatta ne de doğum yeri olan Avrupa'da...
Siz İngiltere'de adı İşçi Partisi olan hükümetin iş başında olduğuna bakmayın. İktidara ilk geldiğinde 3. yol falan diye umut rüzgarı estirmiş olsa da, Bush yönetiminin kuyruğunda, Irak'ın işgaline askeri birlikler gönderen Başbakan Tony Blair mi solcu? Yoksa iktidarda kalabilmek için, Alman şirketlerinin peşinde fabrika açılışları için taa Afrikalara kadar giden Almanya Başbakanı Gerhard Schröder mi? Aslında onların da suçu yok. Devir değişti!

İşçi hareketleri
İngiliz solunun önemli düşünürlerinden, London School of Economics Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Martin Jacques galiba haklı: "Sol öldü ve yeniden doğmayacak!" (20 Kasım 2004 / The Guardian)
Nerede o işyerinden başlayarak giderek büyüyen halkalar halinde sendikalarda, toplumda ve son halka olarak da siyasi hayatta ağırlıklarını hissettiren işçi hareketleri?

- Sanayi devrimiyle birlikte katma değeri yaratan, dolayısıyla da pazarlık gücüne sahip olan kol emeğinin motor güç olma vasfı, teknolojideki hızlı ilerlemeyle yok oldu.

Komünizm çöktü

- 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve komünizmin çökmesiyle, örgütlü işçi hareketi, ideolojik dayanaktan da yoksun kaldı.

- 1.3 milyar nüfuslu Çin'in, siyasette eski alışkanlıklarını sürdürürken ekonomide piyasa koşullarına yönelmesiyle, neredeyse bedavaya çalışan bu kalabalık işgücü de, Batı'daki örgütlü işçi hareketlerine ağır bir darbe vurdu.

- Solun irtifa kaybetmesinde, Avrupa'nın son dönemde dünya siyasetindeki ağırlığının azalması da etkili oldu. Hem entellektüel, hem de siyasi olarak sosyalizmin doğum yeri olan Avrupa, modern işçi hareketinin de anavatanıydı. Ve bu hareket Amerika'ya, Çin'e, Rusya'ya ve Latin Amerika'ya, özetle tüm dünyaya Avrupa'dan ihraç edildi. Martin Jacques'ın da belirttiği gibi sosyalizm, "kendine güveni tam, genişlemeci Avrupa"nın ürünüydü. Bugünse Avrupa'nın kendisi, bir yanda Amerika'nın ezici hegemonyası, diğer yanda da Doğu Asya'nın önlenemez yükselişi arasında sıkışıp kalmış durumda ve irtifa kaybediyor. Ekonomik olarak hâlâ dünyanın bir numaralı devi, ama siyaseten masaya yumruğunu vurabilecek güce artık sahip değil.

Eşitsizlik artarken...
Latin Amerika kendine özgü bir kıta. Her bakımdan. Dolayısıyla bu kıtada son dönemde solcu liderlerin peşpeşe iktidara gelmelerine bakıp da, sosyal demokrasinin geleceği için umutvar olmak mümkün değil.
Örgütlü işçi hareketleri açısından sol, tüm dünyada marjinalleşiyor. Buna karşılık solun savunduğu ilkelerin hayata geçirilmesine, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana belki de en fazla bugün ihtiyaç var. Gerek ülkeler arasında, gerekse ulusal düzeyde eşitsizlik her geçen gün artıyor ve altta kalan milyonlarca, milyarlarca insanın sesini duyurabileceği bir siyasi mekanizma yok.
Martin Jacques'ın dediği gibi sol öldü ve yeniden de doğmayacak. Ama sosyal demorkasinin savunduğu ilkelerin, önümüzdeki dönemde yeni bir formatta siyaset sahnesindeki mutlaka yerini alması gerek.
Türkiye'de sol, dünyadakine benzer köklerden doğmadı. Zaten CHP'ye ya da DSP'ye ne kadar sol parti denir, orası da ayrıca tartışma götürür. Yine de dünyada marjinalleşen bir siyasi akımı, Türkiye'de nasıl dönüştürebiliriz?
Keşke eğrisi - doğrusuna gelse de, CHP'de bugünkü itiş - kakış, bu soruna bir ölçüde yanıt verecek şekilde sonuçlanabilse...

Meral Tamer, Milliyet
19.01.2005