| |
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin Tayyip Erdoğan'la ilgili kararı anlaşılan
daha çok konuşulacak. Yargı kararlarını eleştirmek benim işim değil,
o yüzden amacım Erdoğan'la ilgili bu kararın detaylarına girmek
de değil, ama ne yaparsınız ki bazı detaylar hayli önemli.
8. Ceza Dairesi, Diyarbakır 3 No'lu DGM'nin kararını pek rastlanmadık
şekilde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın talebi üzerine ele aldığında
bir usul hatasına özellikle bakıyor. Bu hata, Tayyip Erdoğan'ın
avukatlarının yaptığı adli sicilden düşme talebinin mahkemede ele
alınış şekli. 8. Daire'ye göre 3 No'lu DGM bu kararı dosya üzerinden
değil duruşma sonunda almalıydı.
Yani Diyarbakır 3 No'lu DGM hatalı bir işlem yaptı, bir usul hatası
yaptı. İyi güzel.
Bu usul hatasına Yargıtay 8. Dairesi ne diyor: "Yapılan hatadır."
Peki aynı 8. Daire sonra ne karar veriyor? Diyarbakır DGM'nin kararını
onaylıyor. Bunu nasıl yapıyor? Duruşmasız bir oturumda, oybirliğiyle
karar alarak!
Yani, eğer Diyarbakır DGM'nin yaptığı usul hatasıydıysa, Yargıtay'ın
Başsavcı'nın talebi doğrultusunda bu kararı bozması gerekirdi. Bu
durumda Erdoğan'ın avukatları yeniden mahkemeye gider, duruşma sonunda
çıkacak karara da razı olurlardı ve yeniden Yargıtay süreci başlayabilirdi.
Ama hayır. 8. Daire, usul hatasını tespit ediyor, ama hatalı olduğu
kararı onaylıyor. Üstelik duruşmasız bir oturumda.
Benim basit mantığım bu durumu anlamakta güçlük çekiyor. Çünkü biliyorum
ki, eğer ortada bir usul yoksa, gerçekte hukuk da kalmaz. Hukuk
dediğimiz şey, usul olmadan olmaz.
Bu durumda, yarın öbür gün herhangi bir Yargıtay dairesinin ülkenin
herhangi bir yerindeki herhangi bir davaya, kimse onlara soru sormadığı
halde müdahale etmesi söz konusu olabilecek.
Bu bana gerçekten çok tuhaf geliyor.
Gördüğüm kadarıyla herkes Tayyip Erdoğan'ın aday olup olmayacağına
kilitlenmiş durumda ve bu konudaki YSK kararı bekleniyor. ama sanki
usule ilişkin bu durum, Erdoğan'ın adaylığı kadar önemliymiş gibi
geliyor bana.
Öyle ya, bugün Erdoğan var, yarın yok. Ama bu hukuk düzeninde biz
hep yaşayacağız, çocuklarımız yaşayacak. O düzenin ne olduğunu,
nasıl işlediğini hepimiz iyi anlamalıyız ve varsa hataları eleştirmeliyiz
ki sistem kendi kendini düzeltebilsin.
Hoş, Tayyip Erdoğan'ın aday olup olmaması da çok önemli. Erdoğan'ın
şahsını aşan bir önem bu. Eğer burada dayanak Anayasa'nın 76. maddesindeki
'Affedilmiş olsalar bile milletvekili seçilemezler' ifadesiyse,
o zaman Bülent Ecevit'in ve bugünkü MHP grubunun önemli bir bölümünün
de milletvekili seçilememesi gerekirdi. Maddede öyle muğlak tanımlar
var ki, o madde yüzünden Türkiye milletvekili adayı bulmakta çok
zorlanabilir.
YSK bugün kararını Erdoğan'la ilgili Anayasa Mahkemesi kararına,
son Yargıtay kararına ve herhalde Hasan Celal Güzel'le ilgili Anayasa
Mahkemesi kararına bakarak verecek.
Güzel'le ilgili Anayasa Mahkemesi kararında, Güzel'in işlediği suçun
cezası infaz edildiği halde artık suç olmaktan çıktığı ve dolayısıyla
hiç işlenmemiş kabul edilmesi gerektiği açıkça yazılı. Sanıyorum
YSK, nihai kararında Anayasa Mahkemesi'nin bu son içtihadını veri
olarak kabul edecek ve Erdoğan'a vize verecek.
Olan, bizim usul hukukumuza olacak. Bu yeni usulü daha uzun zaman
tartışacak ve hazmetmeye çalışacağız.
İsmet Berkan, Radikal ; 18.09.2002
|