İkinci Bush dönemi

 

Amerika'da "İkinci Bush Dönemi" başladı. Başta Amerika olmak üzere tüm dünyada, dış politika yazarları Amerika'nın bundan sonraki dış politikası hakkındaki görüşlerini açıklamaya başladılar. Özellikle, Foreign Affairs ve Harper's gibi güvenilir dergilerde bu konu işleniyor.
Bu dönemde, Amerika'nın dış politikası herkesten çok bizi ilgilendiriyor. Ekonomimizin geleceği ve ülkemizdeki istikrarın devamı da dış gelişmelere bağlı. Zaten, hemen hemen bütün yazarlar Amerikan dış politikasından söz ederken Türkiye'ye geniş yer ayırmış durumdalar.
Harper's'ın bu ayki sayısı "İsrail'i kendisinden korumak" başlığı ile çıkmış. Bernard Avishai, İsrail'in laik bir devlet olmadığını savunup, önümüzdeki dönemde çok tartışılacak şu soruları gündeme getiriyor:

- İsrail'in bundan sonraki sınırları ne olacak ve bu sınırlara ulaşılması nasıl başarılacak? Bu sınırların sadece coğrafi değil, hukuki, kurumsal ve kültürel anlamda tanımlanması gerekiyor.

- İsrail demokratik bir devlet sayılıyor. Ancak laik olmayan bir devlet nasıl demokratik olabiliyor? Bugünkü İsrail'de okul çocuklarının dörtte birinin Arap olduğu bir gerçek. Bu durumda, İsrail'in "Musevi Devleti" kabul edilmesi nasıl oluyor da, "Demokratik Devlet" anlayışı ile izah edilebiliyor?

- Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi, bir süre sonra İsrail'in de Birliğe alınmasını gündeme getirecektir. Böylece, İsrail'in dünya ile bütünleşmesi ve ortak savunma altına alınması sağlanır. İsrail - Filistin ve İsrail'in iç sorunları ancak bu sayede çözülebilir. Bu görüş rüyadan ibaret olabilir mi?
Foreign Affairs'in bu ayki sayısında John Deutch, James Dobbins, Edward Luttwak, Jeffrey Garten şu soruları soruyorlar:

- Nükleer gücü olan ülkeler İran, Kuzey Kore, Pakistan, Hindistan ve İsrail ile sınırlı değil. İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin'de de kapasite hazır. Önümüzdeki dönemde, Amerika bu ülkelerle nükleer denemelerin yasaklanması ve nükleer gücün kısıtlanması anlaşmaları yapabilecek mi? (Özellikle, İsrail'in sıkıştırıldığı anda nükleer silah kullanabileceği söyleniyor.)

- Komşularının desteği olmadıkça, Irak savaşı sona erdirilemez. Sınır güvenliği ve istikrar bu sayede sağlanabilir. Bu durumda da, anahtar ülke Türkiye olmuyor mu?

- Türklerin Kürtlere karşı Türkmenleri desteklemesi ve Türkmenlerin de Sünnilerden oluşması, Irak'daki en önemli sıkıntıyı gündeme getiriyor. Çünkü, halihazırda Sünniler Amerikalılarla savaşıyor. Türkler, Sünnilere yardım etmekle Amerikan çıkarlarına karşı çıkmış oluyorlar. Türkiye'nin bu konumu, Irak istilası sırasında bir çok önemli biçimlerde Amerika'ya yardım etmiş olması ile çelişiyor. Türklerin Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasına izin vermeleri halinde Amerikan istilası da kolayca sona erecek. Bundan da en çok Türkiye yararlanacak. Bu Türkiye'ye anlatılamaz mı? (Demek ki, Türkiye'nin tezleri Amerikalılara, en azından bazılarına, pek iyi anlatılamamış. Kürt Devleti'nin kurulmasının sorunları önemli ölçüde azaltacağı zannediliyor.)

- Amerika Bush döneminde, yarım asırdır unuttuğu ekonomik liderliğini dünyaya hatırlatıp, globalizmi ekonomik sistem olarak yerleştirebilecek mi? (Sakın, Amerika ekonomik liderliğini silah kullanarak anlatmaya çalışmış olmasın? Aslında, globalizmi tüm büyük ekonomik güçler desteklemiyor mu?)

Yaman Törüner, Milliyet
24.01.2005