| |
Portekiz Başbakanı Antonio Guterres çağdaş sosyal demokrasinin
21. yüzyılı kavrayan programını Porto Alegre'de elden geldiği kadar
anlatmaya çalışacak. Türkiye'de de sosyal demokrasi, çağdaş sosyal
demokrat politikaların neler olduğunu, sosyal demokrat yaklaşımın
neoliberal veya muhafazakâr yaklaşımlardan nasıl ayrıştığını kamuoyuna
anlatmak durumundadır. Çağdaş sosyal demokrasi hem piyasa mekanizmasını,
özel girişimi ve küresel etkileşim ve ticareti refaha katkı sağlayabilecek
temel unsurlar olarak benimsemekte hem de bunların yanında genelde
doğrudan üretime girmeyen ama güçlü, etkin, düzenleyen ve denetleyen
bir devleti ve kamu politikasını piyasanın varlığı kadar önemli
saymaktadır
Yirmibirinci yüzyılın başında bütün dünyada sosyal demokrasi yeni
yüzyılın koşullarını kavrayan ve bu koşulların gerektirdiği ekonomik
politika önerilerini somutlaştırmak ve anlatmak ihtiyacıyla karşı
karşıyadır. Olağanüstü teknolojik gelişmeler, Çin ve Hindistan gibi
büyük ülkelerdeki hızlı büyümeye rağmen, dünyada yoksulluk ve eşitsizlik
devam etmekte, birçok ülkede sosyal sorunlar daha da ağırlaşmaktadır.
Bu hafta, küresel sorunlar İsviçre'de Davos kasabasında ve Brezilya'da
Porto Alegre kentinde tartışılacak. Davos'ta birçok devlet veya
hükümet başkanı, bakanlar, büyük şirketlerin yöneticileri ve medya
önderleri bir araya gelecek. Porto Alegre'de ise, çeşitli sol ve
yeşil partilerin temsilcileriyle sivil toplum ve küreselleşme sürecini
sorgulayan gruplar bir araya gelecek. Türkiye'de de sosyal demokrasinin
gündeminin yoğun olduğu bu günlerde dünyadaki diğer deneyimlerin
de ışığında sosyal demokrasinin ekonomik sorunlara yaklaşımını kısaca
da olsa tartışmak yararlı olabilir. Orta vadede Türkiye'de demokratik
solun güçlenmesi hiç kuşkusuz hem evrensel gelişmelerden etkilenecek,
hem de vatandaşlarımızın maddi yaşam koşullarını belirleyen ekonomi
konusunda vereceği umut ve güvenle yakından ilgili olacaktır.
Ekonomiyle ilgili 3 temel yaklaşım
Gelir düzeyleri ve borç yükleri bakımından Türkiye'ye benzeyen
ülkelerdeki tartışmaları da göz önünde bulundurursak, solda, ekonomiyle
ilgili, bazen birbirine karışan ama temelde ayrışan üç yaklaşımı
tanımlayabiliriz: küreseleşmenin ve piyasa mekanizmasının çoğu yerde
neredeyse bütününe karşı çıkan görüş anlamında radikal sol yaklaşım,
popülist sol yaklaşım ve bugün Sosyalist Enternasyonal'i oluşturan
partilerce benimsenen, kapsamlı ve kökten reformlar da içeren çağdaş
sosyal demokrat yaklaşım. Bu üç yaklaşımın temel boyutlarını irdelemek,
günün tartışmalarına - veya olması gereken tartışmalarına - ışık
tutabilir.
Sol yaklaşımların her üçü de dünyadaki eşitsizliklere isyan etmekte
ve gelir dağılımının daha adil, ekonomik gücün hem insanlar arasında
hem ülkeler arasında daha dengeli bir biçimde oluşacağı bir geleceği
özlemektedir. Ancak bu özlenen dünyaya nasıl kavuşabileceğimiz konusunda
Porto Alegre'de değişik yöntemler tartışılacaktır.
Radikal sol ve çevreci gruplar
Radikal sol ve radikal çevreci gruplar, küreselleşme olgusuna zaman
zaman tümüyle karşı çıkmakta ve bazen mümkün olduğu kadar az dış
ticaret yapan, kendi kendine yeten, yerel üretime dayanan toplulukların
oluşturacağı bir dünyayı, küresel bir karşılıklı bağımlılık ve etkileşim
sürecine tercih etmektedir. Bu gruplar, Türkiye ve Brezilya gibi
ülkelerde, kamunun borç yükünü ekonominin daha hızlı ve sürekli
büyümesini ve bu arada devletin sosyal harcamaları ciddi biçimde
artırmasını engelleyen temel unsur olarak değerlendirmektedir. Kamunun
ağır borç yükü, devletin sosyal harcamalarını kısıtlamakla kalmayıp,
reel faizin de yüksek kalmasına neden olduğu için, özel yatırımları
da olumsuz biçimde etkilemekte ve böylece hem büyümenin hem de istihdam
artışının hızını kesmektedir.
Borç milli gelir oranı ve yurt içi reel faizler çok yüksek oldukça,
bir ülkenin istikrarlı biçimde uzun süre hızlı büyümesi ve sosyal
sorunlarını çözmesi gerçekten çok zordur. Radikal sol iktisatçıların
önemli bir bölümü, bu engeli aşmak için, genelde kamu borçlarının
devletin tek taraflı kararıyla yeniden yapılanmasına ve azaltılmasına
taraftardır. Borç ödemelerinden tasarruf edilecek kaynakların ise,
kamu yatırımlarına ve sosyal harcamaların artışına tahsis edilmesini
önermektedir. Böyle radikal bir programın hem küresel, hem de Türkiye
veya Brezilya gibi bir ülkede var olan koşullarda kendi içinde tutarlı
olması için, devlet iç borcunu yeniden yapılandırılırken, bunun
vatandaşın bankalardaki mevduatını yeniden yapılandırma eylemini
de içermesi gerekiyor.
Popülistlerin ciddi hesabı yoktur
Eğer devlet bir bankaya, elinde tuttuğu hazine kâğıtlarının faizini
ve ana parasını zamanında ödemeyecekse, o zaman o banka da vatandaşın
mevduatını zamanında ödeyemeyecektir. Dolayısıyla yeniden yapılanma
kapsamlı olacaksa, bilançonun sadece bir tarafında değil, iki tarafında
da yer alması kaçınılmazdır. Dış borçların yeniden yapılanması konusuna
gelince, burada böyle bir mevduat sorunu bulunmamaktadır. Ancak
zorunlu bir yeniden yapılanma, en az bir süre için yeni kredi olanaklarını
ortadan kaldırır ve uzunca bir süre için de alınacak yeni dış borçların
faiz ve vade koşullarını çok olumsuz biçimde etkiler. Bu arada böyle
bir yeniden yapılanmaya girişen bir ülkenin kısa dönemde herhangi
bir doğrudan dış yatırımı da bu koşullarda beklememesi gerekir.
Zaman içinde (5 - 6 yıl gibi bir süreden sonra) her şey iyiye giderse,
bu olumsuz etkiler kaybolabilir; ancak kısa dönemde yeniden borçlanmak
çok zor olur.
Bir ülkenin cari ödemeler açığı yoksa, bu kısa dönem süresinde zorlukları
göğüslemek mümkün gözükebilir - fakat cari işlemler açık veriyorsa,
yeni bir denge ancak çok ciddi bir devalüasyon karşılığında ve sermaye
kaçışlarını da yasaklayan önlemlerle sağlanabilir. Radikal sol birçok
ülkede zorunlu yeniden yapılanmaya dayanan böyle bir programı savunup
bununla ilgili tepki ve zorlukları göze alabilmektedir. Ancak böyle
bir yaklaşımın beklenen düzenli ve kontrollü yeniden yapılanma yerine,
bir ülkeyi tam bir kaosa sürükleyebileceği de deneyimlerle kanıtlanmıştır.
Bu kaosun da sosyal maliyeti çok ağır olup, yoksulluğu ve işsizliği
azaltmak yerine, tersine daha da vahim boyutlara ulaştırdığı ülkeler
olmuştur. Günümüz koşullarında bu tür bir yaklaşımın çok olumsuz
sonuçlara yol açması olasılığı büsbütün yüksektir. Bunu belirtmekle
birlikte, radikal sol iktisatçıların genelde tutarlı olmaya çalıştıklarını
ve birbiriyle çelişen politikaları değil, tutarlı bir bütün oluşturan
bir yaklaşımı hedeflediklerini de söylemek gerekir.
Farklı bir yaklaşım olan popülist sol yaklaşımın ( bu popülist sağ
için de geçerlidir ) bu şekilde kendi içinde tutarlı olmak gibi
bir amacı yoktur. Radikal sol yaklaşım, bu yaklaşımı onaylamasak
da, genelde ciddi ve düşünsel bütünlüğü olan bir yaklaşımdır. Popülistlerin
ciddi hesabı kitabı yoktur. Vatandaşın o gün kulağına ne hoş geliyorsa,
onu söylerler. Her türlü harcama artsın, vergiler düşürülsün, borçlar
ödensin, bankalar üreticiye düşük faizle kredi versin ancak vatandaşın
mevduatına yüksek faiz ödensin, kur değerli olsun ki ithalat ucuz
olsun, ihracat yapanın da kayıpları cömert sübvansiyonlarla kapatılsın,
ücretler hızla artsın ancak fiyatlar dondurulsun vs. ve bütün bunlar
için gereken kaynak sihirli biçimde gökten insin.
Türkiye'de de 1990'lı yıllarda, bu tür popülizm politika sayılıyordu
ve bu söylem, ve söyleme yetişmeye çalışan hareket tarzı, ülkeyi
yıllarca süren yüksek enflasyondan sonra 2001 krizi felaketine sürükledi.
Bugün de sağda olduğu kadar solda da, bu tür popülizm yanlıları
mevcut ve bazıları böyle bir popülizmi hızlı solculuk veya olması
gereken sert muhalefet olarak sergilemeye devam edebiliyor. Siyasetin
özünde - özellikle muhalefet için popülizme belli bir taviz gereği
olabilir. Ancak bunun ölçüsü kaçarsa demokrasiye kötülük yapılmış
olur. Popülist yarışma krize yol açarsa, bunun bedelini en ağır
biçimde en yoksul kesim öder. Bunu geçmiş deneyimlerinden de sağduyu
ile sezdikleri için, gerek Türkiye'de gerek başka ülkelerde, kitleler
artık popülist vaatlere eskisi kadar prim vermemektedir.
Çağdaş sosyal demokrat anlayış
Porto Alegre'de temsil edilecek üçüncü yaklaşımı "çağdaş sosyal
demokrat" yaklaşım olarak tanımlayabiliriz. Bu yaklaşım Avrupa
ülkelerinden Brezilya, Şili ve diğer Latin Amerika ülkelerine kadar
CHP'nin de üyesi bulunduğu Sosyalist Enternasyonal bünyesinde buluşan
sosyal demokrat ve sosyalist partilerin benimsediği ve politik platformlarında
ortaya koyduğu genel görüştür. Sosyalist Enternasyonal'in başkanı,
eski Portekiz başbakanı Antonio Guterres çağdaş sosyal demokrasinin
21. yüzyılı kavrayan programını Porto Alegre'de elden geldiği kadar
anlatmaya çalışacak. Türkiye'de de sosyal demokrasi, çağdaş sosyal
demokrat politikaların neler olduğunu, sosyal demokrat yaklaşımın
neoliberal veya muhafazakâr yaklaşımlardan nasıl ayrıştığını kamuoyuna
anlatmak durumundadır.
Çağdaş sosyal demokrasi hem piyasa mekanizmasını, özel girişimi
ve küresel etkileşim ve ticareti, refaha katkı sağlayabilecek temel
unsurlar olarak benimsemekte hem de bunların yanında genelde doğrudan
üretime girmeyen ama güçlü, etkin, düzenleyen ve denetleyen bir
devleti ve kamu politikasını piyasanın varlığı kadar önemli saymaktadır.
İşte burada çağdaş sosyal demokrasi, neoliberal veya "sağ"
olarak tanımlayabileceğimiz ekonomi anlayışından çok farklı bir
yaklaşıma sahiptir. Neoliberal sağ devletin işlevlerini temelde
küçümsemektedir. Piyasanın tek başına etkinlik ve istikrar sağlayabileceğine
inanmaktadır. Piyasanın ve mevcut mülkiyet yapısının yol açacağı
gelir dağılımını da büyük ölçüde kabullenmek eğilimindedir. Bu 21.
yüzyılda yeni bir boyut da kazanmıştır.
Çağdaş sosyal demokrasi, küreselleşme süreci içinde ulus - devletlerin
düzenleyen, denetleyen ve geliri yeniden dağıtan işlevlerini daha
zor yerine getirebildiklerini görmekte, ve dolayısıyla ulus - devletler
çerçevesinde gerekli politikaların yanı sıra uluslararası dayanışmaya
ve ulusdevlet üstü kurumsallaşmaya dayanan kamu politikalarının
da oluşmasına destek vermektedir. Örneğin çağdaş sosyal demokrasi,
silah ticareti, global ısınmayı artıran karbon emisyonları ve spekülatif
sermaye hareketleri üzerine küresel vergilerin konmasına taraftardır.
Bu küresel vergilerden elde edilecek gelirleri de, uluslararası
kurumlar tarafından yoksulluk ve hastalıklara karşı mücadelede ve
çevreyi koruyan önlemlerin finansmanı için kullanmak istemektedir.
Çağdaş sosyal demokrasi, uluslararası finans piyasalarının aşırı
dalgalanmaya eğilimli olduğuna inandığı için, bu piyasaların uluslararası
bir kurum tarafından sıkı bir şekilde denetlenmesi gereğine inanmaktadır.
Neoliberal sağ ise, ne ulusal düzeyde, ne de küresel düzeyde güçlü
bir kamu politikasını gerekli veya yararlı görmektedir. Çağdaş sosyal
demokrasinin küreselleşmeyi tüm insanlık yararına işleyecek bir
sürece dönüştürmeye odaklı yaklaşımında böyle bir kamu politikası,
çağımızın teknolojik ve diğer baş döndürücü değişim süreçlerinde
doğuştan itibaren fırsatlara erişme eşitliğini sağlamada kilit bir
işleve sahiptir.
Piyasaya ve özel girişime bakış
Türkiye'deki tartışmalarda da çağdaş sosyal demokrasiyi artık bütün
boyutlarıyla daha iyi tanımlayabilmeli ve anlatabilmeliyiz. Bu ihtiyaç
sosyal demokrasinin Türkiye'deki siyasi gücünü geliştirmek açısından
öne çıkmaktadır. Sağda egemen olan, piyasa ve ticaretin her şeyi
en iyi biçimde düzenleyebileceği anlayışına karşın, etkin ve çağdaş
bir devletin neden gerekli olduğunu, en iyi sonuçların sadece piyasa
veya sadece devlet ile değil, piyasanın da devletin de etkin olabileceği
bir yapıyla elde edilebileceğini somut örneklerle ortaya koymalıyız.
Bu çerçevede de, küreselleşen dünya ekonomisinde, küresel kamu politikalarının
önemi Türkiye'de kamuoyuna daha iyi anlatılabilmelidir.
Çağdaş sosyal demokrasinin, iyi işleyen bir piyasa ekonomisine,
güven içinde üretmek isteyen özel girişime en az sağ kadar sahip
çıkması, çağımızda solun özüyle çelişmiyor artık. Ancak çağdaş sosyal
demokrasi, piyasanın eşit yarışma koşulları içinde, kayıt içinde
ve şeffaf bir denetim düzeninin desteğiyle işlemesini savunmaktadır.
Çağdaş sosyal demokrasi bağımsız bir Merkez Bankası, bağımsız düzenleyici
kurumlar gibi etkin bir kamu için gerekli temel araçlara sahip çıkmalı,
piyasayı uzun vadeli bir perspektif ile tamamlama görevine sahip
planlama kuruluşlarının etkinliğini savunmalıdır. Çağdaş sosyal
demokrasi en ileri uluslararası dayanışma ve "birlikte yönetim"
araçlarına da açıktır. Küresel bir nitelik kazanmış sermayenin yanında,
kamu politikalarının da artık ancak demokratik denetime açık bir
küresel çerçevede etkin olabileceklerinin bilincindedir. Çağdaş
sosyal demokrasinin dünyada ve Türkiye'deki uzun vadeli başarısı,
popülizm yarışmasında sağın önüne geçmesiyle değil, yapısal ve kurumsal
önerilerini ne kadar pratik biçimde somutlaştırabileceğine ve ne
kadar iyi anlatabileceğine bağlı olacaktır.
Çağdaş sosyal demokrasi ile radikal sol arasındaki tartışma, demokrasi
ve karşılıklı saygı sınırları içinde kaldıkça, reformların hızlanması,
aranan değişimin derinliğinin artması ve özellikle iktidara gelindiğinde
rehavete kapılmamak için, yararlı bir tartışma olarak kabul edilmelidir.
Gönül ister ki, Türkiye'de de sosyal demokrasi bu tür tartışmaların
itici gücüyle canlansın, Türkiye'deki sosyal demokrat politik yapılarda
da, çeşitli akımlar ve duyarlılıklar birbirlerine saygılı biçimde
ve dostça bir yarış içinde en iyi çözümleri ve bu çözümleri anlatma
biçimlerini bulabilsin.
Kemal Derviş, Milliyet
24.01.2005
|