"Water - boarding" ve özgürlük

 

Diyarbakır Cezaevi'nden Ankara Emniyeti'ne, sayısız merkezde, birkaç kuşaktan evladına zulmetmiş bir memlekette işkence literatürüne yabancı kalmıyor insan. Buna rağmen, ABD'de "water - boarding" denilen uygulamanın ne olduğunu bilmiyordum. Öğrenmek için bir eski ABD askerine kulak verdim geçen hafta.
Bu eski asker, daha ziyade pilot ve havacı mürettebat ile esir düşme riski ve sahip olduğu bilginin değeri yüksek askeri personelin devam ettiği, kısa adı SERE olan, direnme, kaçma, hayatta kalma tekniklerinin öğretildiği okula gitmiş. Çetin zorluklarla dolu SERE eğitiminin rutin bir parçası olarak, esir düşmesi durumunda direnme tekniklerini öğrenmesi için "water - boarding" işkencesine tabi tutulmuş.
Deneyimini şöyle anlattı:
"2 metrelik bir tahtanın üzerine sırt üstü yatırıp ellerimi, ayaklarımı, kafamı oynatamayacak şekilde bağladılar. Tahtanın ayak kısmı, yere 30 derecelik açı yapacak şekilde havaya kalktı. Baş aşağı yatarken ağzımı, burnumu tülbentle sardılar. Gözlerim açıktı. Sonra eğitmenler yüzüme yukarıdan su akıttı. Burun deliklerime, ağzıma su dolar gibi oldu. Zamanla doldu da. Nefes almakta zorlandım. Boğulduğum hissine kapıldım. Sürmesi halinde boğulurdum."
Aynı kaynak, "Düşmanın eline düşersek, başımıza gelebilecek olanı bilelim diye gösterdiler bize bunu. Yöntemin ABD'li personelce, bu korkunç eğitim seansı dışında asla uygulanmayacağından emindik" dedi
ve "Uygulamanın kalp krizine yol açma riski yüksek olduğundan, sürekli doktor gözetimindeydik" diye de özellikle vurguladı.

Rice'dan Irak mesajı
Geçen hafta, Condoleezza Rice'ın dışişleri bakanlığı görevine atanmasıyla ilgili olarak, ABD dış politikasının iki gün üst üste tartışıldığı Senato Dış İlişkiler Komitesi oturumunu baştan sona izledim.
Rice'ın konuşması ve senatörlerin sorularına verdiği yanıtlar, Bush yönetiminin dış politikasında keskin değişiklik işareti içermiyordu. Yine de Rice'ın açıklamalarını ikisi genel, biri özel olmak üzere üç başlıkta önemli, bir dördüncü başlıkta ise irkiltici buldum.
Öncelikle, sunuşunda iki kez "Şimdi diplomasi zamanı" diyen Rice, ABD'nin yeni dönemde müttefikleriyle daha iyi diyalog kurmak ve ilk 4 yılın sıkıntılarını aşmak için çaba sarfedeceğini yansıttı.
İkincisi, Başkan Bush'un 20 Ocak'taki yemin töreni konuşmasına damga vuran "özgürlük" mesajı, Rice'ın sözlerine de hakimdi.
Rice, dünyada demokrasiyi ve özgürlüğü yaygınlaştırmasının Amerikan dış politikasının öncelikli hedefi olacağını söyledi. "Korku toplumlarında yaşayan her kişi özgürlüğüne kavuşmadıkça huzur bulmayacağız" dedi ve dünyanın her yerinde reformcu arayışların destekleneceği, baskıcı eğilimlere ise kol kanat gerilmeyeceği sözü verdi. Bu söz, Bush'un konuşması ile birleşince, Amerikan politikasının yeni dönemde Rusya'dan Çin'e, Pakistan'dan Suudi Arabistan'a birçok yerde sınanması için ölçüt sayılmalı.
Rice'ın üçüncü önemli mesajı, Irak özelindeydi. ABD'nin buradaki "en önemli görevinin Iraklı güvenlik personelinin eğitilmesi olduğunu" söyleyen Rice, isyanın bastırılmasını hedef olarak saymadı.
Irak asker ve polisinin eğitiminin "en önemli görev" ilan edilmesi, ABD'nin burada tam bir asayiş sağlama hedefinden vazgeçtiğinin ve Iraklı personelin eğitimi ilerledikçe, isyancılarla mücadeleyi 30 Ocak'tan sonra kurulacak yeni Bağdat hükümetine zaman içinde devredip aşamalı biçimde sahneden çekilmek isteyeceğinin işareti sayılabilir.
Esasen, Bush yönetiminin Irak'taki başarı stratejisini, "Çekilme planımız olmadıkça ne Iraklılar kendi güvenlikleri için tam sorumluluk alacak, ne de isyan durulacak" gözlemi çerçevesinde yeniden şekillendirdiği izlenimindeyim. Rice'ın vurgusunu da bu kapsamda algıladım.

İnandırıcılık sorunu
Başkan Bush'un yemin törenindeki konuşmasında şifreler aramaya gerek yok.
Mesaj açık. Bir yönüyle, Bush'un adını ağzına almadığı Irak'ı ilgilendiriyor ve savaşın "haklılığını," Irak'ın Saddam zulmünden kurtarılmasında görüyor. Demokrasi ve özgürlük yanlısı olup da bu savaşı eleştirenlerin karşısına, özgürlüğüne kavuşacak bir Irak'ın yapılanı eninde sonunda haklı kılacağı argümanıyla çıkıyor.
Bush, aynı zamanda dünyanın her yerindeki reformculara "Yanınızdayız," despotik rejimlere de "Karşınızdayız" diye seslenirken, halkların özgürleşmesinin, terörle mücadelenin başarısı için şart olduğu görüşünü savunuyor.
Ağırlığı ABD'nin askeri gücü nedeniyle artsa bile, bu mesajı "despotik rejimleri bir bir askeri müdahaleyle devirme planı" diye algılamak abes.
Bir yönüyle, demokrasi ve özgürlüğün nimetlerini yaşayan ya da özleyen
herkesi cesaretlendirmesi gereken sözler bunlar. Daha ziyade Soğuk Savaş'ı çağrıştıran ve ABD'nin "dost" saydığı baskı rejimlerinden başlanarak sınanması gerekecek bir ideolojik mücadelenin habercisi sözler.
Pekiyi ama neden bu sözlere inanmakta zorlanıyoruz?
Soruyu, ABD'nin Felluce'de 100 bin kişiyi soykırımdan geçirdiğine ve tsunami felaketinden sorumlu olduğuna dek varan iddialara sahip, cehalet ve art niyet ürünü propagandanın tutsaklarına sormuyorum. Anti - Amerikanizm dalgasına kapılmayan, üstelik bu dalgayı tehlikeli bulanlara bu sorum.
Yanıt arayışı, Rice'ın "irkiltici" bulduğum sözlerine döndürüyor beni. Dışişleri Bakanı olması, aslında ABD'nin ırkçılık mazisine karşı bir tür zafer sayılabilecek bu kadının yanıtlayamadığı bir soruya.
Soru, Demokrat Senatör Christopher Dodd'dan geldi ve basitti: "İnsani açıdan, 'water - boarding' ya da çırılçıplak soyma uygulaması, kişisel görüşünüze göre işkence midir, değil midir?"
Rice dakikalarca sorunun etrafında döndü dolaştı, ancak Dodd'un ısrarına rağmen işkenceye "işkence" diyemedi.
Nedeni açık. ABD medyasının ortaya çıkardığı bilgiler, Bush yönetiminin Irak'ta göz yumduğu sorgu teknikleri arasında çırılçıplak soymanın ve "water - boarding" uygulamasının da olduğunu yansıtıyor.
Rice, bu konudaki tavırsızlığını, "Sorgu teknikleri üzerinde yorum yapmam Amerikan güvenliği açısından iyi olmaz" diye gerekçelendirdi.
Dodd ise, "ABD dış politikasının çehresi Dışişleri Bakanı'nın şahsında yansır. Ve böylesi anlarda, insanın kendisini hukuki bahanelerden kurtarıp, bir insan olarak bu tür etkinliklere nasıl tepki verdiğini söyleyebilmesi önemlidir" dedi. Haklıydı.
Rice, diyemediğini diyebilse, kendisinin ve Bush'un özgürlük mesajının inandırıcılığı bir nebze artardı.

Yasemin Çongar, Milliyet
24.01.2005