| |
Kıbrıs meselesinde "ufak - tefek" bazı gelişmeler var.
Bunların bir kısmı da Türk tarafının lehinde. Ancak genel çerçevesi
içinde, tabloda gözle görülür bir değişiklik yok. Yani çözüm perspektifi
şimdilik oldukça uzakta...
Ufak - tefek olayları alt alta şöyle dizebiliriz:
Avrupa Konseyi'nin Parlamenterler Meclisi, iki Kıbrıslı Türk temsilcisine
kapılarını açtı. Biri asil, diğeri yedek olan bu iki temsilci, KKTC
değil, "Kıbrıs Türk toplumu" adına - ve oy hakkı olmadan
- Meclis çalışmalarına katılabilecek.
Bu kısıtlamalarla böyle bir temsil olanağının verilmesi önemli mi?
Çok değil, ama bir ölçüde öyle... Kıbrıslı Türkler - şimdi en azından
ayrı bir toplum olarak ve Kıbrıs heyetinin içinde - bu Mecliste
temsil hakkını elde etmiş bulunuyor.
AB Komisyonu Kıbrıs Türk kesimine ekonomik destek sağlamak amacı
ile, bir öneri paketi hazırladı. Bu aslında adadaki iki kesim arasında
ticareti belirli oranda kolaylaştıracak bir önlem. Ancak Rum gazetelerine
göre, bu, AB'nin Türk kesimine bir "üçüncü ülke" statüsü
vermek niyetinin bir göstergesi...
Bu, KKTC'nin beklediği tarzda "izolasyona son" verecek
bir politikanın ilk adımı mı? Bu aşamada değil. Ama (gene Rum basınının
bildirdiği gibi) bir AB yetkilisinin deyişi ile, "bu önlemler,
Annan Planı'nın öngördüğü iki devlet koşullarını yaratmaya yönelik"
sayılıyor...
Rum kesiminde referandumda "evet" diyen muhalefetteki
DİSİ partisi, AKP'nin Ankara'ya davetini kabul etti. Parti lideri
Nikos Anastasiadis'in bir heyetle 6 - 8 Şubat'ta bir ziyareti gerçekleştirmesi
bekleniyor.
Bunun önemi, Başbakan Erdoğan'ın partisinin çözümden yana bir tavır
sergileyen Rum kesimindeki bir partinin liderini ilk kez Ankara'ya
çağırma jestini yapmasıdır. Bu ziyaret herhalde iki parti arasındaki
temasın kurulmasının ötesinde, karşılıklı görüş ve mesaj alışverişinin
gerçekleşmesini de sağlayacak ve - öyle umulur ki - Rum kesiminde
ses verecektir...
Bu arada Ankara, Kıbrıs Türk liderlerine ev sahipliği yapmıştır.
Amaç, dün KKTC'de resmen başlayan seçim kampanyası öncesinde, Ankara
ile Kıbrıs Türk siyasi liderleri arasında ortak bir anlayış sağlamaktır.
Tabii ki partilerin ve liderlerin kendi siyasi çizgileri ve çözümle
ilgili farklı eğilimleri var. Ama önemli olan şubattaki Meclis,
nisandaki Başkanlık seçimlerinin sukûnet ve uyum içinde gerçekleşmesi
ve bundan sonra Türk hükümetinin yapmayı tasarladığı girişimlerin
yolunu açmasıdır...
* * *
Başbakan Erdoğan, 17 Aralık zirvesinden sonra verdiği demeçlerde,
Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlayacağı tarihe kadar çözüm
için adımların atılması gerektiğini ve Ankara'nın bu yönde girişimlerde
bulunacağını belirtmişti.
Bu girişimlerin olgunlaşması için, herhalde KKTC'deki seçimlerin
sonuçlanmasını beklemek gerekecek. Ancak Türk diplomasisi bu arada
zemin yoklama ve ikna etme çabalarını sürdürecek.
Türkiye'nin görüşü, çözüm yolunun Annan Planı zemininde yeni bir
görüşme sürecinden geçtiğidir. Eğer çözüme ulaşılırsa, bu, "Kıbrıs'ın
tanınması" meselesinin hallini de sağlayacaktır.
Ne var ki, Rum lideri Papadopulos öncelikle tanıma konusunda Türkiye'yi
AB baskısı altında tutmaya çalışıyor. Ayrıca Annan Planı'nı kabul
etmiyor, yerine kendi önerilerini hazırlıyor. Papadopulos Yunan
hükümetine bu önerilerini ve Türklere karşı ticari kısıtlamalar
üzerindeki görüşlerini iletmek için dün Atina'ya gitti. O da bu
alanda Karamanlis'in aktif desteğini bekliyor...
Hasılı Kıbrıs'la ilgili son günlerde görülen hareketlilik, henüz
çözüm yönünde bir ilerlemenin müjdecisi olmaktan uzak. Esas girişimler
herhalde nisan ayından sonra yoğunlaşacak. Taraflar o zaman kozlarını
daha net biçimde paylaşmaya çalışacak. Şimdilik ufak - tefek adımlarla
ne kazanılsa kârdır.
Sami Kohen, Milliyet
26.01.2005
|