Tek bir asker dahi…

 

Uluslararası siyasette bir saatin bile ne kadar önemli olduğunun en canlı delili 16-17 Aralık günleridir. O günlerde, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararı verilirken yaşananların etkileri bununla sınırlı kalmamıştır. Türkiye'nin, Gümrük Birliği ek protokolünü imzalaması, yani Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımasa bile aynı masada görüşme yapma bağlamında bir muhatap olarak kabul etmesi beklenecektir.

İşte, müzakere kararıyla protokolün imzalanması arasındaki bu bağımlılık ilişkisi Türkiye için Aralık'ın o iki gününü birbirinden çok farklı iki ayrı politikaya tekabül ettirmiştir. 17 Aralık eski politikanın bitiş, 18 Aralık da yenisinin başlangıç tarihi olmuştur.

Ankara, 17 Aralık'a uyanırken "Biz Anan Planı'nı kabul ettik, gerisini Rumlar düşünsün" demekteydi. O gün Türkiye'ye müzakere tarihi verildi ama ertesi gün yeni bir gündem ihtiyacı doğdu. Kıbrıs'ta çözüm için tekrar inisiyatif almak lazımdır. Rumlar, 3 Ekim'e gidilecek yolu kendileri için bir hayli emniyetli saymakta ve Türkiye'nin düşüncesinin aksine, BM Genel Sekreteri'ni arabulucu olarak kabul etmeyeceklerini, yine Türkiye'nin düşüncesinin zıddına 3 Ekim'e kadar çözüm istikametine yönelmek gibi bir ihtiyaç duymadıklarını ilan etmişlerdir.

Sadece onların değil, bazı Avrupalıların zihninde de, Rumların Anan Planı'na itirazından doğan dezavantajının, Türkiye'ye müzakere yolu açılması kararıyla eşitlendiği; yani, ikisinin birbirine sayıştırıldığı kanaati mevcuttur.

Doğrusu, bu da hiç iyi bir mantık değildir. Sadece Türkiye'nin tezlerinin zayıflaması açısından değil, AB'nin bir siyasal sorunu çözme konusunda umut vermeyen bir yaklaşım olması açısından da…

İlerleyen haftalarda Avrupa-Rum mantığı ile Türkiye'nin sorunu Ekim'e kadar çözme politikası, daha keskin bir şekilde karşı karşıya gelecektir. İhtimaldir, iki politika birbirini fena halde itecektir.

Mücadele centilmence değildir ama bizim işimiz de papaza kızıp oruç bozmak hiç değildir. Tam bu fırtına öncesi sessizlikte Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın Türk askeri birliklerini denetlemek için gittiği KKTC'de, 'kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir'' demesi pek manidar olmuştur. Müstakbel Genelkurmay Başkanı'nın bu sözleri Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaretinde dile getirmesi manaya mana da katmıştır. Tabiatıyla bazı soruları akla getirmiştir.

Mesela… Türkiye'nin çözüm olmadan asker çekmek gibi bir niyeti mi vardır?

Ya da bir çözüm ihtimali vardır da bu "kalıcı" nitelikte olmayacak ve Türk tarafının oyuna getirilmesi sonucunu mu doğuracaktır?

Açıklama, Ankara'dan veya Paşa'nın görev mahalli olan İstanbul'dan yapılmadığına göre Denktaş, Büyükanıt'a Kıbrıs'ta böyle bir tehlikenin haberini mi vermiştir?

Birinci ve ikinci soruların cevabı "hayır" olduğuna ve bu şartlarda üçüncüye de "evet" diyebilmek için delil kalmadığına göre, bu açıklamaya neden ihtiyaç duyulduğu daha bir meraka muciptir.

Büyükanıt'ın sözleri klasik pozisyonunun belirlenmesi açısından belki yararlı olmuştur ama bu zamanlamadan maksat acaba Avrupa'ya bir ihtar mıdır? Yoksa, "müstakbel" yani; AB ile müzakerelerin başlangıç döneminde Genel Kurmay Başkanlığı koltuğuna oturması hemen hemen kesin olan bir asker bu sözlerle gizli bir stratejik manaya mı işaret etmektedir?

Türkiye, Kıbrıs konusunda eski endişeleri atmayı başarmış, Annan Planı üzerinde "asker de dahil" sergilediği politik tutumla, korkacak ve çekinecek bir şeyi olmadığını göstermiştir. Avrupa'nın, ABD'nin sözünü tutup tutmaması başka bir bahistir ve netice itibariyle yeni Kıbrıs politikası Türkiye'yi diplomatik olarak herhangi bir tavize zorlamayacak sağlamlıktadır. Kimse, Anan Planı'na "evet" denildiği için Ada'dan asker çekilmesini isteyecek durumda değildir. Yine kimse, asker çektirme baskısıyla Türkiye'yi çözüme zorlayabilecek değildir.

Türkiye, Kıbrıs'taki askerlerinin sayısı hangi şartlarda azaltacağını söylemiştir ve o şartlar da Kıbrıslı Türkleri bağımsız, egemen bir devlet sahibi yapmaktadır.

Çözüm olmadan ve çözüm şartları için tatmin olunmadan Ada'dan asker çekilmeyecektir. Dolayısıyla, malumu ilan da yersizdir. Zira, Ankara'da Kıbrıs'tan asker çekerek çözüm veyahut da AB yolunu açmaya niyetli kimse yoktur.

Mustafa Karaalioğlu, Yeni Şafak
26.01.2005