| |
Baykal'ı ve CHP kurultaylarını düşünüyorum. Ve Einstein'ın bir
sözü aklıma takılıyor. "Aptallığın en açık kanıtı, aynı şeyi
defalarca yapıp değişik sonuç almayı beklemektir" demiş büyük
bilim adamı...
Baykal'ı düşünüyorum.
İşine geldiği vakit 'değişim'den, 'yenilenme'den dem vuran, ama
çabucak unutan Baykal'ı...
Sloganları seven...
Sadece kürsülerden en hırçın üslubuyla bu sloganları bağırmaktan
hoşlanan... Ama bundan öteye gidemeyen... Siyaseti birtakım slogan
ve klişelerin ötesine götüremediği için de derinleşemeyen... Bu
yüzden bir türlü inandırıcı olamayan, güven veremeyen lider...
Baykal'ı düşünüyorum.
1995'te Londra'ya gitmiştik birlikte. Tony Blair'le buluşmuştu.
O zaman İngiliz İşçi Partisi'nin yeni sol programına merak sarmıştı
Baykal.
Blair 43 yaşındaydı.
Önce partisini değiştirmiş, sonra iktidara yükselmişti Blair...
Yıllar geçti daha hâlâ başbakanlık koltuğunda oturuyor Blair. Bu
yılki seçimi de kazanacağı kesin gibi.
Baykal'a gelince...
70'ine doğru yol alıyor.
Ama hem muhalefette, hem seçim kazanamıyor bunca yıldır. 1995'te
yüzde 10 barajını kıl payı geçmişti. 1999'da baraja takıldı. 2002'de
de, uzun muhalefet döneminden, ekonomik tarihimizin en büyük '2001
şubat krizi'nden ve Kemal Derviş dopinginden sonra bile yine muhalefette
kalmıştı.
Baykal 1999'da baraja takılınca şunları yazmıştım:
"CHP tam dört yıldır muhalefetteydi. Çetelere bulaşmadı. Ama
yine de oyunu artıramadı. Üstelik baraja takıldı. Yani yüzde 10'un
altında kaldı. Niye? CHP yeniden doğuşa geçebilir mi? Yoksa tabela
partisi olarak tarihin arşivine mi kaldırılır?"
Hâlâ kuşku, hâlâ soru işareti. Defalarca denenmiş olanı, acaba diyerek
daha hâlâ denemeye kalkışmak...
Ne yazık!
Biraz daha geriye gidelim.
1980'lerin Baykal'ı.
İspanya'ya gitmiştim 1985 yılında. Franco'dan kurtuluşun ve demokrasiye
geçişin onuncu yılı kutlanıyordu. İspanya'da Sosyalistler üç yıldır
iktidardaydı. Ülkeyi demokratikleştiriyor, Avrupa Birliği'ne taşıyorlardı.
Sosyalistlerin lideri Felipe Gonzales başbakandı, 43 yaşındaydı.
Alfonso Guerra, partide ve hükümette iki numaraydı, 44 yaşındaydı.
Önce mühendis olmuş, sonra felsefe ve edebiyat okumuştu. Jose Marawall
43 yaşındaydı. Partinin ideoloğu ve Eğitim Bakanı'ydı. İngiltere'de,
Oxford Üniversitesi'nde hukuk ve sosyoloji doktorası yapmış, Franco
zindanlarında yatmıştı. Miguel Boyer 44 yaşındaydı ve Felipe'nin
iç kabinesindendi. Ekonomi ondan soruluyordu.
Başbakan Gonzales dışında hepsiyle uzun sohbetler yapmıştık, Cumhuriyet
Madrid muhabiri Nilgün Cerrahoğlu'yla. İzlenimlerimi uzun uzun yazmıştım.
Daha yaşı 45'e vurmamış gerçekten genç İspanyol sosyalistlerinin
ülkelerini nasıl kalkındırdıklarını, nasıl demokratikleştirdiklerini,
nasıl Avrupa'yla bütünleştirdiklerini anlatmıştım.
Türkiye'ye dönünce belki de ilk telefon Baykal'dan gelmişti. Ankara'da
kendisiyle buluşup 'İspanyol modeli'ni konuşmuştuk. On yıl sonra
Londra'da 'Blair modeli'nde olacağı gibi, on yıl önce de Gonzales
modeli konusunda heyecanlanmıştı Baykal...
Ama o kadar.
Değişen bir şey olmadı.
Baykal yine sloganlarda, kendi dar çevresinde yaşamaya, yaşlanmaya
devam etti. Taşra kokan tarzından ve kendi ezberlerinden hiç kurtulamadı.
Cilası bazen parlardı. Ama şöyle bir çizikle herhangi bir derinlikten
yoksun olduğu hemen anlaşılırdı.
Onun içindir ki:
Arada bir etkilenir gibi olduğu Gonzales'lerin, Blair'lerin ufuk
genişliğini, entelektüel takım oyunu zihniyetini, değişim iradelerini
kavrayamadı.
Ya da böyle bir kumaştan değildi.
Farklı bir kumaştan dokunduğu için de, böyle yolları 1990'ların
ilk yarısında kendisine göstermeye çalışan bir İsmail Cem'i, 2000'lerin
hemen başında yine bu yolları kendisine içtenlikle anlatmak isteyen
bir Kemal Derviş'i vitrin süsü olarak kullanmaktan öteye gitmedi,
gidemedi Baykal.
Geçelim.
Aklımda Einstein'ın sözü:
"Aptallığın en açık kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp değişik
sonuç almayı beklemektir."
Ben Baykal'ı artık daha fazla düşünmek istemiyorum. Siz hâlâ düşünüyor
musunuz, CHP'nin sayın kurultay delegeleri?..
Hasan Cemal, Milliyet
26.01.2005
|