| |
Nihayet yarın kurultay yapılacak ve büyük bir sürpriz olmazsa Baykal
kazanacak. Ondan sonra neler olacağını çarşamba günkü yazımda vurgulamaya
çalıştım. Ama şimdi başka bir şeyin üstünde durmak ve acaba bu kurultay
sürecinden ne dersler çıkarılabilir diye bakmak gerek. Çünkü, eğer
yapılırsa, ekim ayında bir CHP kurultayı daha olacak. Bugünkü dinamikler
işlemeyi sürdürecek. Şöyle bir göz atılırsa...
1. Solun yenilenmesi bitmez tükenmez bir tartışma olma özelliğini
koruyacak. Ne var ki, değişimin ne olduğunu iyi irdelemek gerekecek.
Değişim, bazılarının iddia ettiği gibi, sadece genel başkanın değişimi
değildir. Hatta, o en son olması gereken, neredeyse kendiliğinden
gerçekleşecek bir sonuçtur. Değişim sol zihniyetin, sol düşüncenin,
sol anlayışın değişimidir. Bu da solun dünyayı ve toplumu bir bütün
olarak kavramasıyla ve onun yaşadığı reel sorunlara reel yanıtlar
üretmesiyle ilgilidir. Kısacası mevcut teknolojinin belirlediği
bir zihniyet dönüşümüdür bu.
2. Uluslararası konjonktür bu bağlamda önemli. Bu kurultay döneminde
Baykal'ın iddiasının taşıdığı bir doğruluk payı var. Özellikle 1
Mart tezkeresi bağlamında ABD, Türkiye'de hiç beklemediği bir durumla
karşılaşmıştır. ABD'nin Ortadoğu politikası şiddetlenerek sürüyor.
Irak seçimleri önümüzdeki dönemin daha da zorlu geçeceğini gösteriyor.
Bu hal karşısında ABD-Türkiye ekseninde yeni gerilimler ortaya çıkacaktır.
Hatta, Türkiye'nin kendi içinde ordu-parlamento-politika düzleminde
zıtlaşmalar olacaktır. Bu da tabii ki, CHP'nin de AKP'nin de iç
siyasetini sarsabilecektir. CHP, 1 Mart tezkeresinde doğru bir tavır
takınmıştır. Bunu sürdürmek, gerekirse bunun için direnmek gerekir.
Fakat, bunu bahane ederek, eğer CHP kendi içine kapalı, milliyetçilik
dozu gitgide yükselen bir politikaya savrulursa toplumsal düzeyde
zaten zayıf olan eli daha da zayıflayacaktır.
3. Popülizm solda bir varlık olmayı sürdürecektir. Önümüzdeki dönemi
ağırlıklı olarak damgalayacaktır. Bu, solun içine düştüğü ve bir
daha dışına çıkamadığı büyük bataklıktır. Hiç kimse, hiçbir kesim
bu işten kendisini koruyabilmiş değildir. Mustafa Sarıgül'ün CHP'de
başa güreşmesi partinin bu konuda gelip durduğu tarihsel dip noktasını
gösteriyor. Ama, Sarıgül burada sadece bir simge, bir göstergedir.
Çünkü, aynı popülizmi Baykal da, Livaneli de farklı üsluplarla fakat
aynı şiddetle kullanıyor. Öte yandan AB süreci her gün popülizme
biraz daha yatkın bir ortam doğuracak görünüyor. Maksat onu dışlamaktır.
Çünkü, AB sürecinin getireceği zorlamalar solun bir çırpıda gerek
milliyetçiliği gerekse popülizmi tahrik etmesine yol açabilir. O
durumda da bir Sarıgül ve Livaneli bitecek, bir başkası başlayacaktır.
Yalnız burada popülizmin sadece solla ilgili olmayan bütün toplumu
kasıp kavuran bir ateş olduğunu belirtelim. Çünkü, sonunda, Milliyet
gazetesi anketinde Sarıgül gelsin diye oy kullananlar da aynı çıkmaza
saplanmış olanlardır.
4. Sol yeni bir doğum yapacaktır. Bu doğumu uluslararası konjonktür
(11 Eylül sonrası dünya), ABD ve OD politikası, küreselleşme üçlüsü
hazırlayacaktır. Bu, diğer maddelerde değindiğimiz öğelerle iç içe
geçecektir. Fakat bu doğumun toplumsal düzlemde ne ifade edeceğini,
etmesi gerektiğini ayrıca irdelemek gerekir. Bu kurultay sonrasının
en önemli parametresini bu yeni oluşum meydana getirecektir. Derviş
bu aşamada yeniden ortaya çıkacak ve çok tartışılacaktır.
Mesele bunlar. Yoksa, Derviş'li Livaneli'nin Sarıgül'le ilkesiz
birlik arayışı ve daha 2000 yılında 'Onunla olmaz' dediğimiz Baykal'ın
salvoları değil.
H. Bülent Kahraman, Radikal
28.01.2005
|