|
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın ziyareti sırasında en
çok dikkatimi çeken konu Kıbrıs ile ilgili yaptığı açıklamalar oldu.
KKTC’ye yapılan haksızlıkların giderilmesi için çalışmalara devam
edileceğini söyleyen bakan, bu konuda esas söz sahibi olarak Avrupa
Birliği’ni gösterdi.
Ne anladınız siz bundan?
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB üyeliğiyle birlikte Washington devreden
çıktı mı?
Sanmıyorum ama bu konuyu gündemin alt sıralarına ittiği besbelli.
Bana göre, nedeni de ortadaki haksızlığa karşı, ‘işitilebilir’
bir tepkinin yükselmemiş olması.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dışında tabii. Onun da sesine artık
o kadar alışıldı ki fazla kulak kabartılmıyor.
KKTC’de durum nedir bilmiyorum ama bizim buralardan bakıldığında
Ada’da tam bir sessizlik ve bekleyiş hali görülüyor.
* * *
YEŞİL Hat tüzüğünde Kıbrıslı Türkler lehine bazı değişiklikler
olmuş. Bugüne kadar güneyden kuzeye geçişlerde Rumların bir sigara
ve içkiden başka bir şey almalarını yasaklamıştı güneydeki hükümet,
şimdi bu biraz gevşetilmiş.
Hiç önemli değil.
Geçenlerde KKTC’yi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu parlamenterleri
bile Yeşil Hat Tüzüğü’nün AB ile doğrudan ticaretin yerini tutamayacağını
söylediler.
Avrupa Birliği’nin KKTC ile doğrudan ticaret ve mali yardım kararının
hayata geçirilmesi bakalım nasıl olacak? Kıbrıs Rum Yönetimi’nin
engelleri nasıl aşılacak.
Kıbrıs Gazetesi’nde KKTC’yi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu heyetinin
Sosyalist Grup Başkanı Jean Marinus Wiersma’nın söyleşisi vardı.
‘Kıbrıs Rum hükümetine uygulayacağımız baskı sınırlı’ diyordu.
Haklı. Rum Hükümeti, Kıbrıs’ın yasal temsilcisi olarak Avrupa Birliği’nin
saygın bir üyesi. AB’nin partneri.
Avrupa’nın Kıbrıs Rum Hükümeti’ne yapacağı baskı sınırlı. Ama KKTC’nin
baskısını sınırlayan ne var? KKTC baskı yapmalı, hakkının peşinde
koşmalı, sesini çıkartmalı.
* * *
KIBRIS konusunda bugüne kadar, çözümden yana oldum. Çünkü ne Türkiye’nin
ne de Kıbrıs Türklerinin çözümsüzlük imajının yükü altında, adil
bir sonuç için etkili siyaset yürütmesi mümkündü.
Ama şimdi durum değişti. Haklı mücadele zemini KKTC’nin ve Türkiye’nin
ayaklarının altında.
AB üyeliği ile Yunanistan-Türkiye arasında eşitlik sağlanınca askerini
tamamen çekme dahil birçok vaatte bulundu Türkiye Annan Planı ile.
Bu anlaşmayı destekledi, referanduma ‘evet’in arkasında durdu. Ama
bugün tam tersi bir çizgi tırmanıyor ve herkes bu gelişmeleri seyrediyor.
Türkiye Kıbrıs’ta toprak iddiasında bulunmuyor ama Yunanistan Cumhurbaşkanı
Stefanopulos, hálá yaptığı açıklamalarda, ‘Arnavutluk’un güneyi
ve Kıbrıs bizim esir topraklarımızdır’ diyebiliyor. Bunca acıya
ve soruna yol açan demode Enosis zihniyetini gündeme taşıyabiliyor
Kıbrıs Türkleri, kendilerini unutturmamalı. Bekleyen taraf değil,
isteyen taraf olmalı. Bu da sadece diplomatik kanalların işi değil.
Sivil toplumun sesi her zaman daha etkili. KKTC halkı, haksızlıklara
karşı tepkisini göstermeli.
Ama KKTC sessiz. Siyaseti de öyle. Bu sessizliğin genel seçimlere
iki hafta kalmasından kaynaklandığını tahmin ediyorum. Sanıyorum
gerçekten öyle.
Ferai Tınç, Hürriyet
07.02.2005
|