Erdoğan, türban konusunda ne demek istedi?

 

Türban, Türkiye'yi vicdanıyla bilinci arasında geriyor. Başbakan üçüncü girişimine hazırlanıyor

Hükümetin etkin bir bakanı neredeyse her sabah küçük bir trajedi yaşıyor. Bu bakanın üniversite çağındaki kızı, her sabah Ankara'daki bir üniversitedeki derslerini izleyebilmek için türbanının üzerine peruk takıp evden çıkıyor. Adını kişi haklarını ihlal etmek istemediğim için vermediğim babasının bu konuda kızını zorlamadığını biliyorum. Ama kızı evde öyle görüp öyle inandığı için türbandan vazgeçmiyor, Türkiye'de üniversite okumaya devam etmek istediği için perukla bunu kamufle ediyor. Ülkenin kaderini belirleyen mevkilerden birinde oturup her sabah
bu ikili yaşamı kabullenmek kolay değil.
Bu, bir baba olarak vicdanımı rahatsız ediyor.
Duruma, dinsel ölçülerle değil, kişi hak ve özgürlükleri penceresinden bakmaya çalışıyorum ve reşit yaşa gelmiş bir insanın okula hangi kıyafetle gideceğinin yasa ile belirleniyor olmasını kabul etmek zor.
Öte yandan bilincimi rahatsız eden örnekler var.
Örneğin Mısırlı bir arkadaşımın anlattıkları. Halen Mısır'da uluslararası bir sivil toplum örgütü temsilciliği yürütmekte olan arkadaşım (adını başı derde girmesin diye vermiyorum) Kahire Üniversitesi'ndeki öğrenciliği sırasında örtünen öğrenci sayısının parmakla gösterilecek düzeyde olduğunu söylüyor. Ama Mısır'da Enver Sedat'ın öldürülmesinden itibaren yükselen İslam köktenciliği (Usame bin Ladin'in silah arkadaşı ve aslında El Kaide hareketinin fikir babası Eymen El Zevahiri'nin Mısırlı olduğunu hatırlayalım) ve sosyal baskılar sonucu, 20 yılda durum tersine dönmüş. Kendisi örtünmeyen arkadaşım, bugün mezun olduğu okulda örtünmeyen hiçbir kız öğrencinin barınamadığını, kendisinin de okul yerleşkesine gitmek zorunda kaldığında rahatsız edildiğini söylüyor.
Dün bu konuyu konuştuğumuz bir hanım meslektaşım, az önce anlattığım bakanın durumunu aktarıp, bu konuda ciddi çelişkiler yaşadığımızı söyleyince, "Bu durum üzücü olabilir" dedi, "Ama ben çelişki yaşamıyorum. Çünkü iş örtünmek için baskı kurma aşamasına geldiğinde, senden örtünmeni istemeyecekler, benden isteyecekler."
Bu da çarpıcı bir bakış ve ciddi bir güvensizliği yansıtıyor.
Türban meselesi, Avrupa standardındaki bir demokrasiye doğru adımlar atan Türkiye'nin çoğunluğunu kişi özgürlükleri açısından bakıldığında sızlayan vicdanı ile dinsel esaslarla yönetilmek istemeyen bilici arasında geriyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Almanya'nın Welt am Sonntag gazetesine verdiği söyleşide üniversitelerdeki türban yasağı konusunda söyledikleri yeni bir tartışma başlatacak gibi görünüyor.
Üniversitelerdeki türban yasağı Anayasa Mahkemesi'nin 1989 ve 1991'de aldığı iki karara dayanıyor. Değişmesi için iki yol var. Ya Anayasa'da buna izin veren bir değişiklik yapılması lazım ya da Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda yeni bir karar alması. İkincisi, yeni bir başvuru, yeni bir dava süreci demek. Anayasa değişmeden, mahkeme kararının değişmesi zor. İlki ise Türkiye'yi referanduma götürebilecek yeni siyasi gerilim süreci anlamına geliyor.
Üstelik bu durum, Türkiye'nin durumunun Fransa'da AB Anayasası ile birlikte referandum konusu yapıldığı bir sırada gündeme taşınıyor. (Erdoğan'ın ve dolayısıyla Türkiye'nin bu nedenle Avrupa'da epey baş ağrısı çekeceğini şimdiden söyleyebiliriz.)
Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye alınmaması gerektiği yolunda ciddi kampanyanın yürütüldüğü Alman gazetesine verdiği söyleşide, gerçi Türkiye'nin laik sistemi 'asla değiştirmeyeceğini', üniversitelerde türban yasağına karşı olmasının 'din ve devlet ayrılığına karşı olduğu anlamına gelmeyeceğini' söylüyor. Ama bununla birlikte örtünmeyi açıklarken 'Kuran'ı uygulamak' gibi iddialı bir tanım da kullanıyor.
Bu tanım, önceki sözlerini çelişkili hale getiriyor.
O zaman, 'Bugün bu adımı yarın başkaları izleyecektir' diye düşünenlerin endişeleri artıyor.
Yetişkin bir insanın üniversite öğrenciliğinde üzerine dini, siyasi, etnik ya da başka bir simge takıp takmayacağı kendisini ve diğer öğrencilerin fiziki sağlığını ilgilendirir. Öte yandan bu simgelerin kamu hizmeti gören kişiler tarafından kullanılması önüne kesin sınırlar konulmalı.
Bu ikisi birbiriyle çelişen görüşler değildir.
İşi çığrından çıkarabilecek adım budur.
Başbakan madem cini lambadan çıkarmak, bu hassas konuya el atmak için üç yıllık iktidarında üçüncü girişiminde bulunuyor, şu kamu görevinde türban işine de bir açıklık getirmeli. O konudaki görüşlerini, kendi deyişiyle 'açık ve net' olarak ifade ederse o zaman ne demek istediği daha iyi anlaşılır.

Murat Yetkin, Radikal
08.02.2005