Yine türban rüzgârları mı esecek?

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir Alman gazetesine verdiği demeç dünkü bütün gazetelerimizin birinci sayfasındaydı. Başbakan, üniversitelerde türbanın serbest olması gerektiğine ilişkin görüşünü bir kez daha dile getiriyordu.
Bilmiyorum bu köşede türbanla ilgili kaç yazı yazdım, o yüzden bugün bu köşeyi yazarken de aslında içim sıkılıyor.
Meselenin iki yönü var:
1. Kızları türban taktığı için üniversite eğitimi yapamayan, toplumda dışlanan ya da peruk takmak zorunda kalan ailelerin hemen her gün yaşadığı 'travma.' (Başbakan ve ailesi, çözümü kızlarını yurtdışında okutmakta buldukları için nispeten rahat durumdalar ama o da ne kadar rahatsa artık...)
2. Laik-demokratik sistem içinde hukukun üstünlüğü kavramı bakımından ve laiklik ilkesi bakımından yaşanan ve şimdilik 'aşılamaz' görünen siyasi çıkmaz.
Türbanlı kızların ve onların ailelerinin demokratik talepleri var ortada. Bana göre de, ülkesinin siyasi iktidarını belirleme, yani seçme hakkına sahip olan yetişkin insanların kendi kıyafetlerini seçememesi olacak şey değil.
Türbanın dini bir sembol olduğunu kimse tartışmıyor zaten. Nitekim takanlar da türbanı inançlarının gereği olarak taktıklarını söylüyorlar. Dini sembollerin sivil vatandaşlar tarafından kullanılmasını, taşınmasını engellemek mümkün mü? Benim bildiğim bu konuda yasalardan kaynaklanan yegâne kısıtlama sarık takmakla ilgili ve erkekler için.
Üniversite öğrencileri için türban yasağı bir yasadan değil Anayasa Mahkemesi'nin verdiği biri iptal, diğeri şartlı onay içeren iki karardan kaynaklanıyor. Kararlar yaklaşık 15 yıllık.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu iki kararını Refah Partisi'ni ve Fazilet Partisi'ni kapatırken yeniden zikrettiğini, hatta bu iki kararda türbana özgürlüğü savunmanın siyasi partilerin 'laiklik karşıtı akımların odağı olduklarının' delili saydığını da biliyoruz.
Gerçi Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nda yapılan değişikliklerden sonra bundan sonra aynı gerekçeyle siyasi parti kapatılamayacağını düşünüyorum, ama yine de yakın geçmişteki olaylar konunun hassasiyetini gösteriyor.
Şimdi kalkıp 'Üniversitelerde türban serbest olmalı' cümlesinin gereklerini yerine getirmek için yapılabilir iki şey var:
1. Anayasa'ya bir madde eklemek ve laiklik ilkesine açıklık getirmek, yani Anayasa Mahkemesi'nin laikliği nasıl yorumlaması gerektiğini yazmak. Böylece, türbanı serbest bırakan bir yasa çıktığında bunun mahkemeden dönmemesini garanti altına almak.
2. Anayasa Mahkemesi'nin üyelerinin değişmesini bekleyip mahkemenin yeni üyelerle yeni bir karar almasını ummak.
Bence iki yol da garantili değil ve ayrıca ciddi siyasi riskler içeriyor. Bugünkü ortamda Adalet ve Kalkınma Partisi'nin birinci yolu, yani Anayasa değişikliği yolunu tercih etmesini beklemek gerçekçi olmaz. Bu yol, herhalde referanduma çıkacaktır ve AKP bunu tercih etmez.
İkinci yol ise hayli uzun ve zahmetli. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bugüne kadar Anayasa Mahkemesi'ne bir hayli atama yaptı. Büyük ihtimalle bir sonraki Cumhurbaşkanı da çok sayıda atama yapacak. Demek, Anayasa Mahkemesi'nin yargıçlarının karakterini belirlemede birinci derecede etkili kişi Cumhurbaşkanı. AKP'nin türban konusunda farklı düşünen bir Anayasa Mahkemesi için hem Cumhurbaşkanı'nı kendilerinin seçmesi hem de bir hayli beklemesi gerek.
Benim yazdığım bu basit gerçekleri bütün politikacılar biliyor. Zaten bilmemek mümkün değil. Öyleyse, bunca zaman sonra türban lafı yeniden neden ortaya atıldı?
Bence Başbakan bu demecinde bir politika değişikliğinden çok kişisel bir meselesini ortaya koydu. Türban konusunun ciddi gündeme gelmesini ben beklemiyorum; çünkü gündeme getirmek AKP'nin lehine değil aleyhine.
Malum, iktidar ağlama yeri değil, iş yapma yeridir. 'Türbanı çözeceğiz' derseniz sahiden çözmeniz gerekir. Oysa çözmek kolay değil!

İsmet Berkan, Radikal
08.02.2005