| |
Türkiye'nin, Irak'taki 'yaşamsal çıkarları' gerekçe gösterilerek,
ABD ile bir çatışmaya girişmesi gibi, 'aktif' dış politika yorumları
havalarda uçuşuyor. Devletlerin güvenlikle ilgili stratejilerinde,
'yaşamsal' çıkarlarının tehdidi ya da tehlikeye girmesi gibi durumlarda,
nasıl bir tutum ve hareket alınacağına ilişkin politikalar belirlenmiş
kabul edilir. Bunun, Türkiye bakımından da böyle olduğu bilinir.
Ancak, bir süredir, özelikle Irak'taki seçimler bağlamında yapılan
tartışmalarda ve yorumlarda, Türkiye'nin, silahlı kuvvete başvurması
gibi seçenekler de açıkça savunulur oldu. Bugün, artık adı 'savaş'
olmasa ve bir 'savaş yetkisi' olarak tanımlanmasa bile, hukuken
tanınmış ve devletlerin silahlı kuvvete başvurabileceği haller elbette
var. Öncelikle meşru müdafaadan söz ediyorum. Veya BM Güvenlik Konseyi'nin,
BM'nin kuruluş antlaşmasında (Yedinci Bölüm) belirtilen durumlarda,
üye devletleri, silahlı kuvvetlerin kullanılması da dahil, bazı
zorlayıcı tedbirleri uygulamaya davet etmesi, bu bağlamda hatırlanabilir.
Ancak devletlerin, hukuksal tanımları, nasıl da çarpıtıp kendi çıkarlarına
uygun zorlama (ve tabii hukuk dışı) yorumlara meylettiği de iyi
bilinen bir durumdur. Nitekim bugün, Irak'ın ABD tarafından işgali
de böyle bir zorlama tanıma bağlı olarak açıklanmaya çalışılmadı
mı? Bush Doktrini'nin, meşru müdafaa hakkının kapsamını, uluslararası
hukuk literatürü ve uygulamasında kabul görmeyen bir genişlikte
tanımlayıp, giriştiği macera buna bir örnek oluşturuyor.
Dünkü Radikal'de, Neşe Düzel'in konuğu olarak görüşlerini açıklayan
profesör Ümit Özdağ, gerekirse, ABD'nin bu Irak macerasına dayanak
gösterdiği bazı esasların, Türkiye tarafından da, ABD'ye karşı kullanılabileceğini
ileri sürüyordu. Her şeyden önce, olumsuzlanan bir hareketin karşısına,
yine aynı hareket tarzıyla çıkmanın nasıl bir etik anlayışına dayandığını
anlamak zor. Ama, gücü ve ulusal yaşamsal çıkarları merkez alan
'realist' yaklaşımlı uluslararası ilişkiler yorumlarında, bu realpolitik
söyleminin her şeye kadir olma hazzı verdiğini söylemek mümkün.
Elbette düşünce ve ifade özgürlüğü, her türlü fikrin savunulmasını
içerir. Fakat, örneğin Türkiye'nin de bağlı olduğu, Medeni ve Siyasal
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'de, savaş propagandasının
hukuk tarafından yasaklanması gereğine vurgu yapılması da, sanırım,
bugünün Türkiye'sinde pek göz ardı edilmemesi gereken bir hukuksal
standardı ifade etmeli. Dolayısıyla, kuvvet kullanmaya bağlı bir
siyasal tutumu ortaya koyan yorumlarda, hukukun da, bu yönde bir
siyasete alet edilmesinden önce, bunun, ifade özgürlüğünün sınırları
bağlamında tartılması beklenir.
Profesör Özdağ, o mülakatta, "Kerkük'ü de içine alan bir bölgede
bağımsız Kürdistan kurulmasıyla başlayan iç savaş" durumunda,
Türkiye'nin müdahale zemininin, 1926 Ankara Antlaşması olduğunu
ileri sürüyor. Bu antlaşmadan kasıt, sanırım, 5 Haziran 1926 tarihli,
Türkiye, Birleşik Krallık ve Irak Arasında Sınır Tesisine İlişkin
Antlaşma'dır. Ancak bu antlaşmada, antlaşma taraflarına, böyle bir
kuvvete başvurma yetkisi tanınmadığı gibi, ayrıca bu antlaşmanın
akdedildiği dönemi de dikkate almak gerekir. Bugün,
1945 öncesi uluslararası antlaşmaların, özellikle kuvvet kullanmaya
ilişkin konular bakımından yorumlanmasında, BM ilkeleri arasında
yer alan, kuvvete ve kuvvet kullanma tehdidine başvurma yasağı dikkate
alınmak zorundadır.
Her devletin, hukuken de korunan, ülkesel bütünlüğüne ve siyasal
bağımsızlığına yönelik bir kuvvet kullanma eylemi ya da bu yönde
açık bir tehdit karşısında haklarını koruması için gerekli tedbirlere
başvurması kabul edilir. Ancak, buna yol açan gelişmeleri tanımlarken,
o gelişmelerin, ne ölçüde gerçekten dış sorunlara bağlı olarak tanımlandığını
da dikkate almak gerekiyor. Ne de olsa, dış ilişkilerden çok, içte
daha etkili olunduğu düşüncesi ve asıl mesajın, dolaylı da olsa,
bu cephede verilmek istenmesi bilinen bir tutumdur. Ama, içte veya
dışta, birtakım sorun ve uyuşmazlıklarla baş edebilmenin kalkış
çizgisi de belli olsa gerek: Sadece, bu tanımları yaparken gerçeklerden
uzaklaşmamak.
Turgut Tarhanlı, Radikal
08.02.2005
|