|
YÖK Başkanı, rektörler toplantısı öncesinde basının karşısına geçip,
"çeşitli konular" hakkında görüşlerini dile getiriyor.
Dert ettiği konular, önem sıralamasına göre, başörtüsü, öğrenci
affı ve öğretim görevlilerinin maaş durumu...
Başörtüsü konusunda şöyle diyor:
"Bu konu, üniversitelerin konusu değil. Bu konu hem Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, hem Anayasa Mahkemesi, hem de Danıştay'ın
içtihadlarıyla, kararlarıyla açıklığa kavuşmuş bir konudur. Yargı
kararları, Anayasa Mahkemesi'nin kararları yürütmeyi de, yasama
organını da, Cumhurbaşkanı'nı da, bütün kurumları da bağlar. Bu
kararları aşabilmek için, bu yargı kararlarını etkisiz hale getirebilmek
için yapılacak yasal düzenlemeler, ya kanuna karşı hile oluşturur,
ya da Anayasa'ya karşı hile oluşturur..."
Bu açıklamaya verilebilecek en güzel cevap şu:
Size ne!
Bu durum YÖK'ü ve rektörleri ne ilgilendiriyor?
Anayasa'nın ve kanunların biricik müdafii siz misiniz?
Hem, neye ve hangi karara dayanarak bu konunun "açıklığa kavuşturulmuş"
olduğunu savunabiliyorsunuz? Hangi içtihad, açık yasa hükmünün önüne
geçebilir? Hangi yorum, yasa hükmünü nesheder? Ülkemizde, hukukî
dayanaktan yoksun birtakım uyduruk genelgeler dışında, hangi kanun
üniversitelerde kıyafeti sınırlandırmaktadır?
Madem konu Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
kararlarıyla açıklığa kavuşturuldu, Türkiye'den başka AİHM kararlarının
bağladığı hangi ülkenin üniversitesinde başörtüsü yasağı uygulanmaktadır?
YÖK Başkanı'nın bu soruya verdiği cevap şu:
"Her ülkenin kendi özellikleri var. Dinsel simgelerin kamusal
alanda hiçbir yere getirilmemesi konusunda bir eğilim ortaya çıktı.
Çağdaş değerlerin bulunduğu ülkelerle farklı bir konumda değiliz..."
Çağdaş ülkelerle farklı bir konumda değilsek, en az Türkiye kadar
çağdaş olan Fransa ve Almanya'da ortaya çıkan "yasaklama eğilimi"
üniversiteleri kapsamadı, buna ne diyorsunuz?
Ne desin?
"Söyleyeceklerim bu kadar" deyip toplantıyı bitiriyor.
Takıldığım iki husus var:
Birincisi, başörtüsü konusunun muhatabı YÖK müdür? Türkiye, iyi
kötü demokratik bir ülke. Bir anayasası var. Yarım yamalak işlese
de, anayasanın vazettiği bir "kuvvetler ayrılığı" ilkesi
var. Hatta bir Başbakanı, bir Bakanlar Kurulu, bir yasama organı,
son yıllarda siyasallaştığı yönünde suçlamalara maruz kalsa da bir
adalet mekanizması var... Bu "hiyerarşik" yapı içinde
YÖK'ün kıymeti nedir ki, kendini söz söyleme konumunda görebiliyor?
İkincisi, başörtüsü yasağına kılıf bulmakta zorlananların karşı
argüman olarak geliştirdikleri, "Türbanlının, iktidara gelmesi
durumunda, başkalarına hoşgörü göstermeyeceği" tezi...
İyi güzel de, "türbanlı" addedilen kesim, tam da "korkulduğu"
şekilde iktidara geldi ve ülkeyi yönetmeye başladı; kimin özgürlüğü
kısıtlandı, kimin kıyafetine müdahale edildi, hangi kesim toplumsal
hayattan tardedildi?
Kaldı ki, (örtünmeyi seçmeyen) başkalarının özgürlüğüne sahip çıkmak,
diğer başkalarına yönelik yasağı savunmayı mı gerektiriyor? Türbanlının
"başkaları"na yapacağını varsaydığınız şeyi, okullarınızda
türbanlıya yaparak mı demokratik özgürlükleri geliştireceksiniz?
Ahmet Kekeç, Yeni Şafak
14.02.2005
|