İntikam mı, ne intikamı?

 

Amerika’nın Ankara büyükelçisi Eric Edelman, gazetelerin diplomasi muhabirlerini çağırıp, “Biz intikamcı hislerle hareket etmeyiz, yok öyle şey” dedi. Görüşme metnini büyükelçilik web sitesine de koydu Amerikalılar. Bu durumda bana susmak düşer, ama ne yapayım, her olayda Washington’un muhaliflere hiddetle uzanan elini görüyorum ben...

İsterseniz Büyükelçi Edelman’ın ne dediğine yakından bakalım: “Buraya geldiğimden beri, Türkiye’de, ABD’nin Türkiye’yi cezalandırmaya niyetli olduğunu söyleyen bir koronun varlığından haberdarım. Son iki yıldır ilişkilerimizin aldığı biçimle o görüşü bağdaştıramıyorum. ABD Türkiye’yi cezalandırmakla ilgilenseydi, tam da şu sıralarda bitmiş olan stand-by anlaşmasını izleyen bir program konusunda IMF’yi teşvik eder miydik? Irak’taki savaş yüzünden yaşadığı şoku düşünerek Türk ekonomisine destek çıkmak için bir milyar dolarlık bir ek ödenek koyar mıydık? 2004 baharında, hem ABD hükümeti hem de şahsen ben, Kıbrıs’ta bir uzlaşmaya ulaşılması için Türk hükümetiyle sürekli çalışır mıydık?”

Altını çizdiği iki nokta daha var büyükelçinin: Türkiye ile Büyük Ortadoğu Projesi için çalışmak ve 40 yıldan beri AB üyesi olmak isteyen Türkiye’ye destek vermek... Ardından, “Bunların intikamcı duygulara dayanan bir politika olduğu görüşüyle bağdaştığına inanmak zor” diye de eklemiş...

Bir şey söyleyeyim mi: Bu sözler, bana, Türk-Amerikan ilişkilerindeki kırılma noktalarına işaret olarak geldi. Başbakan veya hükümet üyesi olsam, IMF, Kıbrıs, Büyük Ortadoğu projesi ve AB perspektifi konularına biraz daha hassas yaklaşırdım...

Büyükelçi Edelman’ın cevabını okudunuz; cevabın, “ABD Türkiye’ye karşı intikamcı hislerle mi hareket ediyor?” sorusu üzerine verildiğini sanmanız normal. Hayır, büyükelçilikte yapılan basın toplantısında sorulan soru şu: “Bn. Rice hâlâ stratejik ortak olduğumuz hissini verecek biçimde konuştu burada, ama Rumsfeld gibi önemli isimler Irak’taki direniş yüzünden Türkiye’yi suçlamaya devam ediyor; bu suçlamalar yapılırken ikili ilişkilerin devamı nasıl sağlanacak?” Büyükelçi, daha önce kafasında taşıdığı cevabı, ‘uysa da uymasa da’, o soru üzerine vermiş işte...

Önceki gün burada görüşlerini aktardığım Carly Fiorina Amerika’da ‘dünyanın en güçlü kadın şirket yöneticisi’ olarak biliniyordu; cebine üç-beş kuruş koyarak kapının önüne koydu Hewlett Packart onu... Belki bunu dünyada benden başka yapan yok ama, geriye dönüp baktığımda, bu olayda bile, George W. Bush’un, “Ya bizimle birliktesiniz, ya da düşman” görüşüne meydan okumaya bir cevap olduğu kokusunu alıyorum. Kadın, “İslâm dünyası düşman” görüşüne, “Beyler, o dünya büyük bir uygarlığın mirasçısı” hatırlatmasını yapmıştı çünkü...

Üç gün önce kendisinden burada söz ettiğim CNN yöneticisi Eason Jordan’ın istifasıyla sonuçlanan süreç de, benim gözüme ABD yönetiminin intikamı olarak görünüyor... Ne yapayım, öyle...

Eason Jordan’ın durumunu, bizim gazeteler, “CNN istihbarat direktörü istifa etti” diye yansıttılar. Sanırsınız ki, adam, istihbaratçı. Oysa, dostum saydığım Eason Jordan, 24 saat haber sunan CNN International ile CNN logosuyla ABD’ye ve başka ülkelere yayın yapan bütün kanalların haber koordinatörüydü. İstihbaratçı değil, gazeteciydi yani...

11 Eylül sonrasında ABD’nin savaşkan tavrına Amerikan medyası iki farklı biçimde mukabele etti. Fox-Tv tipinde olanlar derhal şovenist bir havaya girip, Bush’un “Ya bizdensiniz” çizgisinde yayınlar yaptılar... Buna karşılık, yönetimin söylediklerine gazeteci kuşkusuyla yaklaşanlar da çıktı... CNN-Türk süreç boyunca ABD’nin savaş hevesini yansıtan bir çizgiye sahip olsa bile, ana kurum olarak CNN, Fox-Tv karşısında dengeli bir yayın politikası izledi 11 Eylül sonrasında; bunu büyük çapta Eason Jordan’a borçluyuz...

Carly Fiorina’nın HP şirketinden pılını pırtısını toplayarak ayrıldığı gün, Eason Jordan da, 23 yıl çalıştığı CNN’e istifasını sundu. Onun günahı ise, son Davos toplantısında, savaşta hayatını kaybeden gazetecilerden söz açılan bir oturumda, çenesini tutamayıp, “Ölen 63 gazeteciden bazıları ABD askerlerinin ateşiyle hayatını kaybetti” demesi... Neo-Con kalemler, ısrarlı baskılar uygulayarak, istifasını sağladılar. “Kendisini sevmem, ama adam öyle demedi” diyen iki kalem lehinde tanıklık ettiği halde...

Büyükelçi Edelman “ABD intikamcı hislerle hareket etmez” dediğine ve bir dizi argümanı birbiri ardına sıraladığına göre, kendisinin karşısına dikilmemi beklemeyin benden. Burada bütün yapacağım, “Siyasîlerin yerinde olsam, attığım adımlara dikkat eder, kırılma noktalarını sürekli gözlem altında tutardım” demekten ibaret olacak. Gördüğüm şu: Siyasîlerden durumun farkında olanlar ve dikkatli hareket edenler var; sözgelimi CHP lideri Deniz Baykal bunlardan ve erken alarm sistemi sayesinde görevinde kalabildi. Buna karşılık, olan-biteni umursamayıp yoluna yalın kılıç devam edenler de var; hem hükümette, hem de hükümet dışında...

Bu yorumu paylaştığım dostum, “Peki sen, sen ne olacaksın?” diye sorunca pek şaşırdım. O şaşkınlıkta ağzımdan çıkanları sizlerle de paylaşmak isterim: “Ben mi? Ne yaptım ki, koskoca ABD’nin benimle uğraşması gereksin?”

Dostlar dostlarını fazla önemser bazen...

Taha Kıvanç, Yeni Şafak
14.02.2005