| |
Sekiz gün önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ı ağırlayan
Ankara'nın bugün Washington'dan, konumu ve siyasi kimliğiyle farklı
bir konuğu var: Strobe Talbott.
"Time" dergisinde 21 yıl gazetecilikten sonra, Clinton
döneminde 7 yıl ABD Dışişleri'nin "iki numarası" olarak
dış politikanın şekillenmesinde etkin rol oynayan, son 3 yıldır
da Brookings Enstitüsü'nün başkanlığını yürüten Talbott, TOBB Başkanı
Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun davetlisi.
Hisarcıklıoğlu, birkaç yıl önce, Washington'ın en eski ve en saygın
fikir kuruluşlarından Brookings bünyesinde bir Türkiye Programı
başlatılmasına destek vererek örnek alınması gereken bir vizyon
sergiledi. Dr. Ömer Taşpınar'ın direktörlüğündeki program, Türkiye'nin
meselelerinin ABD'de anlaşılmasına katkı yapan, Türk - Amerikan
diyaloğunun zeminini genişleten ortamlardan biri şimdi.
İşte Talbott, bugün Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile buluştuğunda, hem bu Türkiye Programı
sayesinde doğrudan bizimle ilgilenen, hem de kariyerinin basındaki,
akademideki ve devlet bünyesindeki bütün dönemlerinde Türkiye'yi
yakından takip etmiş bir uluslararası politika uzmanı kimliğinde
olacak.
Talbott, kendi deyimiyle, "Türkiye ile ilgili eğitimini sürdürmeyi"
ve Türk yetkililerin "kendi bölgeleri konusunda ne düşündüklerini"
öğrenmeyi umuyor. Bölge deyince Talbott'ın aklına gelen, Irak ve
İran'dan ibaret değil. Yine kendi ifadesiyle, "Ortadoğu barışı,
Balkanlar, Rusya, Gürcistan, Orta Asya" Talbott'ın Ankara'nın
nabzını tutmak istediği alanlar.
Pekiyi Talbott ne düşünüyor? Gerçi ziyaretinin amacı mesaj vermek
değil, öğrenmek. Ancak Bush yönetimini dışarıdan izleyen bu eski
Demokrat yetkilinin yorumları, Ankara'nın ABD'yi daha iyi anlamasına
yardımcı olabilir.
Erdoğan'a eleştiri
Talbott'la iki hafta önce Washington'daki ofisinde, önceki gün de
kendisi Ankara'dayken telefonla olmak üzere, iki kez sohbet ettik.
İkinci sohbetimizde, Türkiye konusunda son duruma ilişkin daha fazla
"ev ödevi yaptığını" ve Ankara'da birinci elden izlenimler
edindiğini söyleyen Talbott, anti - Amerikanizm konusunda vurgulu
konuştu:
"Türkiye'ye ilk kez 32 yıl önce gelmiş birisi olarak, anti
- Amerikanizmin bugünkü düzeyi beni şaşkınlığa uğrattı. Bunun aşılması
için herkese çok iş düşüyor ve sadece Amerikalılar'a da değil. İkili
işbirliğinin önemine inananlar, oluşan bu zehirli ortamın resmi
ilişkiyi çok zora soktuğunu görmeliler. Dışişleri'ndeyken Türkiye'nin
desteklenmesi, özellikle de AB'ye katılımı için o kadar çalıştıktan
sonra, anti -Amerikanizmin Türkiye'de ulaştığı boyut bende şok etkisi
yaptı."
Rice'ın Ankara'ya anti - Amerikanizm kaygısını ilettiğini bilen
Talbott, bu düşmanca hissiyatın yaygınlaşmasından doğrudan Türk
yetkilileri de sorumlu tutuyor. Daha doğrusu, Bush yönetiminin de
sahip olduğu bu izlenimi "hükümet dışı" konumu nedeniyle
daha açıkça ifade edebiliyor:
"Türk devlet adamları, örneğin başbakanınız, Türkiye'nin çıkarlarına
uygun olduğuna inandıkları şeyleri, tabii ki söyleyeceklerdir. Ama
benim dileğim, Başbakan'ın Davos'taki konuşması gibi ortamlarda,
Türk liderlerin mevcut anti - Amerikan hissiyatı aşmaya yardımcı
bir üslup taşıması olur, ateşe benzin dökmeleri değil."
Türkiye'nin önemi
Talbott, Bush yönetiminin dünyayla ilişkisini yeni bir işbirliği
üslubuyla yürütmesinden yana ve Rice'ın Avrupa - Ortadoğu turunun
bu açıdan "çok olumlu" işaretler verdiği kanısında.
Esasen Rice'ın Avrupa'daki mesajları, Talbott'ın iki hafta önce
bize söylediği "Bush, AB'ye inandığını, bu büyük Avrupa deneyinin
başarısını ABD'nin öncelikli hedefleri arasında saydığını anlatmalı"
sözleriyle uyumlu.
Talbott'ın AB vurgusu, Türkiye'ye verdiği önemle de doğrudan bağlantılı.
"Eğer Avrupa bu işi becerirse ve eğer Türkiye bu işi becerirse,
'Uygarlıklar Çatışması' sloganı da layık olduğu yeri bulacak, tarihin
kül tepesine karışacak" diyor Talbott ve ABD'nin transatlantik
diyaloğu yeniden güçlendirecek adımlar atmasının, Türkiye'nin AB
yolunu da kolaylaştıracağına inanıyor. Talbott'a göre, bu adımlar
birçok alanda gelmeli.
Örneğin, Bush yönetiminin haz etmediği Kyoto İklim Sözleşmesi ve
Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi konularda Washington'dan daha yaratıcı
ve işbirlikçi yaklaşım isteyen Talbott, Tahran'a karşı da daha etkili
bir "havuç - sopa" siyasetinden yana.
Talbott, İran'ın nükleer silahlardan vazgeçirilmesi için, "ABD'nin
Avrupa ile arasındaki ayrımı mümkün olduğunca kapatması" gerektiğini
düşünüyor.
"ABD, İran'a saldıracak mı" sorusuna yanıtı ise, "Hayır."
Başkan Bush'un ikinci döneminde bir tür "özgürlük misyonu"
üstlendiğini düşündürtebilecek konuşmalarında, İran'a, Suriye'ye,
Kuzey Kore'ye operasyon işaretleri görmenin yanlış olacağını söylüyor:
"İran'a karşı askeri eylemin koşulları yok. Hem ABD'nin Irak'ta
işi başından aşkın. Hem de Bush, böyle bir saldırı için iç kamuoyunda,
uluslararası düzeyde ve ABD ordusu içinde destek bulamaz."
Türkiye'de "bölgeyi iyi tanıyanlardan İran konusunda nasıl
daha etkili olunabileceğini öğrenmek" istediğini söyleyen Talbott,
kuvvet tehdidinin masada durmasının "bir yandan yaptırım gücü
sağladığı, ama bir yandan da, bu savaş yanlısı görünümün İran'da
sertlik yanlılarının elini güçlendirip reformcuları zor durumda
bıraktığı" inancında.
Irak Savaşı'na başından muhalefet etmemesini, "Pek öyle güvercin
değildim, çünkü Irak'a ilişkin devlet istihbaratı elimden geçti"
diye açıklayan Talbott, bugün oluşan tabloyu ise "karışık"
buluyor:
"Irak seçimlerinin, her şeye rağmen halk gözünde önemli bir
meşruiyet taşıdığını görmek ve buna saygı duymak gerekli. Bilinmeyen,
Irak halkının şimdi bu meşruiyeti nasıl kullanacağıdır."
ABD'nin Irak'tan asker çekmekte acele etmemesini isteyen Talbott,
şiddet durulmadıkça, Irak'ta özgürlükten söz edilemeyeceğini, "En
temel özgürlük, korkmama özgürlüğüdür. Bu yoksa, diğer özgürlükler
de olmaz" diye açıklıyor.
Ya Bush yönetiminin Ortadoğu'ya demokrasi getirme planı? Talbott'a
buna inanıp inanmadığını sorunca, dışişlerindeyken hazırlattığı,
rengarenk bir ven şemasını gösteriyor. Avrupa'yı entegre kılan onlarca
kurumun ve üyelerinin içiçe geçtiği halkalar. Hangi ülkelerin hangi
birliklerde yer aldığını yansıtan, Avrupa haritasını demokratik
örgütlenme ağı bazında yeniden çizen bir şema.
"Geniş Ortadoğu'nun böyle bir şeması yok" diyor Talbott.
"Elimizde neredeyse bomboş bir kağıt var. Bölgenin demokratikleşmesi,
bu kağıdın halkalarla dolmasına da bağlı."
Türkiye'nin, ABD (ve Talbott) gözündeki önemi bu halkaların oluşmasına
yapabileceği katkıyla da ilişkili.
Yeter ki Ankara, korkularının ve popülizmin esiri olmasın; gözünü
ABD, AB ve Ortadoğu ile ilişkilerini taşıyabileceği ufuktan ayırmasın.
Yasemin Çongar, Milliyet
14.02.2005
|