Amerika ile bahar havası

 

Condoleezza Rice ile görüşen Abdullah Gül'ün sözlerinden, ses tonundan anlıyorum ki, Türk-ABD ilişkileri 'stratejik ortaklık düzeyine doğru iyileşiyor. Bu, sevindirici bir gelişme

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, meslektaşı Condoleezza Rice'ı havaalanına giderken arabasına aldı ve yarım saatten fazla baş başa görüştüler. İki saat süren heyetler arası görüşmeden sonra arabada ne konuştular?
Basına yansımadı. Rice gittikten sonraki ilk özel açıklamasını Milliyet'e yapan Gül, bu konuyu sorduğumda şunu söyledi:
- Sayın Rice gelmeden önce arkadaşlara, birçok konuyu görüşeceğimizi ama birinci önceliğimizin Kerkük olacağını söyledim. Heyetler arası görüşmelerde Kerkük meselesini gerçekten öncelikli maddemizdi. Rice'a endişe ve tezlerimizi anlattık. Arabada giderken de Rice ile tek konuyu konuştum, Kerkük meselesi!
Condoleezza Rice... Bu ilginç 'Afrikalı - Amerikalı' bayan kim? Kafa yapısı, kişiliği nasıl? Gül anlatıyor:
- Özgeçmişi çok parlak. Stanford Üniversitesi'nde çok etkileyici bir akademik geçmişi var. 1.5 milyar dolarlık araştırma fonunu yönetmiş. Önemli bilim ödülleri almış. Tuttuğunu koparan, sıcak, açık ve şeffaf konuşan bir kimse. Eskiden de tanışırdım. Kendisiyle daha çok görüşeceğiz.
Sorum üzerine Gül, Powell ile dostlukları gibi, Rice ile de aralarında sıcak bir dostluk oluştuğunu söyledi.

ABD 'Kerkük'ü iyi anladı
RICE gerçekten sempatik ve çekici bir kişilik. Akademik kariyeri parlak. Bunun görevine etkisi nedir?
- Akademik geçmişinden gelen bir özelliği olsa gerek, çok dinliyor, soruyor, anlatımlarında tutarlılık var. Ben kendisine Kerkük meselesini çok geniş hatta diplomasi ötesi, tarihî geçmişiyle de anlattım. Büyük ilgiyle dinledi. Kerkük'ün bugünkü sorunlarıyla tarihî geçmişi arasındaki ilişkiyi kendisi de çok güzel tahlil etti.
Rice'ın Avrupa'ya gidince yaptığı konuşmalarında 'Türkmen' faktörünü ihmal etmemesi anlamlı tabii... Peki ama Kerkük konusunda hâlâ Türkiye ve ABD farklı üsluplar mı kullanıyor?
- Üslup farkı elbette olacak. Fazla konuşmak da istemem. Bu aşamada yalnız şunu söyleyebilirim: Kerkük'ün anayasal statüsünün ne olacağına Irak halkı karar verecek!
Yani bütün Iraklılar! Kürtler bütün Iraklıların yüzde 20'si...
Rice ile bu konuda hemfikir misiniz?
- Evet, Kerkük'ün statüsünün ne olacağına Irak halkı verecek.
Bu noktada Gül, Irak'taki geçici yönetim yasasının 53. maddesini hatırlattı: "Bütün doğal kaynaklar, bütün Iraklılarındır."
Gül'ün 'Kimse hayale kapılmasın' sözü bu bağlamda özel bir önem kazanıyor. Kendi yorumum şu: Şii ve Sünni Araplarla Türkmenlerin tavrı belli ve bunlar çok büyük çoğunluk... Kürtler bu çoğunlukla ve çoğunluk yanında yer alacak ABD ile çatışmadan Kerkük'ü alabilir mi? Durumu Barzani'den daha iyi gören Talabani Kerkük için 'Brüksel modeli' demeye başladı zaten.
Talabani cumhurbaşkanı olursa Türkiye bunu nasıl karşılar?
- Her Irak vatandaşının cumhurbaşkanı olmaya hakkı var. Iraklılar neye karar verirse biz bunu saygıyla karşılarız, şu olsun, şu olmasın demeyiz, doğru da olmaz. Üstelik gözerin Bağdat'a çevrilmesi doğru da olur. Irak halkı kendi iç dengelerini herkesten iyi bilir. İşte önemli olan bu dengelerin bozulmamasıdır. Onun için bir 'herkes yönünü Bağdat'a çevirsin' diyorum. Huzurlu bir Irak herkesin lehine, kavgalı bir Irak herkesin aleyhinedir.
ABD nasıl bakıyor:
- ABD de bizim gibi Irak'ın bütünlüğünün hayati derecede önemli olduğunu biliyor. Irak'ın önündeki tehlikelerin ne olduğu konusunda ABD ile hemfikiriz.
Endişeleriniz azalmış gözüküyor?
- Doğrusu Rice ile görüşmelerimiz, endişelerimizi bir ölçüde azalttı, ama tabii duyarlılığımız aynen devam ediyor.
PKK sorunu?
- Rice, PKK'yi El Kaide gibi gördüklerini söyledi. PKK'ye karşı askeri bakımdan bir şey yapamamış olmanın rahatsızlığını da duyuyorlar, bize hak veriyorlar. Konu çok yönlüdür, PKK'ye baskı artacaktır.
Irak'ta muhtemel Şii iktidarı sizi rahatsız eder mi?
- Dedim ya, Irak halkı karar verecek. Biz ayrım yapmayız. Bizim Şii, Sünni, Kürt, Türkmen herkesle yakın temasımız var. Irak'ın en büyük Şii dinî lideri Sistani'dir; Iraklı olmayan bir kimseyle, Amerikalılarla da görüşmemiştir, sadece bir yabancıyla görüşmüştür: Türkiye'nin temsilci Büyükelçisi Osman Korutürk.

ABD 'stratejik ortak'
GÜL'ÜN ve tabii kurmaylarının da dikkatini çekmiş:
- Rice, kavramları çok itinalı kullanıyor. Uzunca bir süreden sonra, ilk defa Rice, Türk - Amerikan ilişkileri için 'stratejik ortaklık' terimini kullandı.
Belli ki Türk - ABD ilişkileri Rice ziyareti ile yeniden ısınıyor. Gül, Amarikalı işadamlarının KKTC'ye ziyaretini, Rice'ın bir girişimi olarak görüyor ve memnun tabii... Diyor ki:
- Kıbrıs Türk kesimi için yeni açılımlar olacak, hem ABD'den, hem AB'den. AB, KKTC Başbakanı Talat'ı resmen davet etti. Rumlar Annan'ın mektubunu reddettiler. Göreceksiniz, Rum kesimi üstünde ABD ve AB baskısı artacak. Ben Kıbrıs meselesini Çin'de bile anlattım. Çin, eski 'üçüncü dünya' ruhuyla Rumları destekliyordu. Rumların artık 'üçüncü dünya' olmadığını, asıl ezilenlerin Türkler olduğunu izah ettim. Olumlu gelişmeler bekliyorum.
ABD stratejik ortağımız. İncirlik'i daha fazla kullanmak istiyorlar. Ne diyorsunuz?
- ABD'nin Irak'ta demokrasi ve istikrar çabasını destekliyoruz. Yeni Irak hükümeti kurulunca komşu ülkelerle toplantı yaparak destek vereceğiz. İncirlik halen çok yararlı olmaktadır. Amerika'nın yeni taleplerini inceliyoruz. İyi niyetliyiz ama anlaşmalar açısından teknik incelemeler sonuçlanmadan şuna evet, buna hayır diyemem.
Gül'ün sözlerinden, hatta ses tonundan anlıyorum ki, Türk-Amerikan ilişkileri yeniden 'stratejik ortaklık' düzeyine doğru iyileşiyor. Bu, sevindirici bir gelişme.
Gül ABD - AB ilişkilerini düzeltip geliştirme konusunda ABD'nin yeni çabalarını çok olumlu bulduğunu da söyledi.
Rice'ın üslubunu da dikkate alırsak, Bush'un ikinci dönemi daha rasyonel ve uyumlu mu olacak? Gül'ün de bu görüşte olduğu izlenimini edindim.

Gül'ün Rice'a dair izlenimleri:

- Etkileyici bir akademik geçmişi var.

- Önemli bilim ödülleri almış.

- Tuttuğunu koparan, sıcak ve şeffaf konuşan biri.

- Çok dinliyor, soruyor, anlatımlarında tutarlılık var.

- Kavramları çok itinalı kullanıyor.

Taha Akyol, Milliyet
14.02.2005