| |
İsmet Berkan, Türkiye'deki çeşitli sınıf ve tabakaları 'iç içe
geçmiş çemberler'e benzetmiş ve bugüne kadar iktidar olmuş 'sağ'
partilerin dış çemberlerden iç çemberlere insan taşıdığını söylemişti.
Yazısını 'bir sol sosyal demokrat programa ihtiyaç' olduğunu belirterek
bitiriyordu.
Ben yurtdışına çıkalı İsmet'in bu konuda yazmaya devam edip etmediğini
izleyemedim. Ama kendi açımdan, 'sol' ile bu 'çemberler' arasında
kurduğum ilişki üstüne birkaç şey söyleyeyim.
Türkiye yakın tarihinin büyük kısmını, belki tamamını, klasik literatürde
'ilk birikim' (primitive accumulation) denen şeyi yapmakla geçirdi.
Cumhuriyet'in erken dönemlerinde bunu oldukça 'korporatist' bir
anlayış ve program çerçevesinde yürütüyordu. Çokpartili rejime geçtiğimizden
beri, korporatizm büsbütün ortadan kalkmadı, ama popülizmin arkasında
kalarak soldu. Bu ikinci aşamada sermaye birikiminin önündeki engelleri
kaldırmak sağ partilerin başlıca kaygısı oldu.
Doğrusu, epey uzun zaman aldı ve bu çaba; bugün varılan noktayı
bu zamanla çarpıp böldüğümüzde, süreç çok da başarılı olmamış gibi
duruyor. Bunca önceliğe ve öncelik uğruna toplumun her düzeyinde
bunca 'fedakârlığa' rağmen, ortada hâlâ 'aman aman' bir birikim
yok.
Ama hiçbir şey yok da değil. Bugünkü durum, hikâyenin başladığı
yılların
ortamıyla kıyaslanamaz.
Bu yeni koşullarda, İsmet Berkan'ın (herhalde varolan manzaranın
bazı özelliklerinden etkilenerek) 'sol sosyal demokrat' demek gereğini
duyduğu bir 'varsayımsal' oluşum ne yapmalı, ne yapabilir?
Gene 'çember' esprisinden gidecek olursak, solun işi herhalde yeni
çemberler bulup oradakileri merkeze taşımak olmamalı. Bu tabii öncelikle
ilkesel açıdan böyle ama günümüzün ilke milke dinlemekten hoşlanmayan
'solcu adayları'na işin pragmatik açıdan da böyle olduğunu hatırlatmak
belki gerekiyor. Bu ülkede yıllardır bu işi yapmış, bu alanda gerekli
'know-how' neyse onu elde etmiş, deneyimli bir sağ var. Onlarla
aynı kulvarda yarışamazsınız, her seferinde fark atarak geçerler
sizi.
Onun için, evet, gene 'çember' esprisine bağlı kalıyorum, solun
işi çemberler arasındaki farklılıkları azaltmak olmalı. Bunu söylemek
de, zaten başından beri bildiğimiz, 'gelir dağılımında adalet sağlamak'tan
çok farklı bir şey değil, bir anlamda. Türkiye, sermaye birikimi
yapmaktan başka şeyler de düşünebilecek kadar sermaye birikimi yaptı
artık. Ama galiba bundan başka bir şey düşünmemeye o kadar alıştı
ki, böyle olduğunun farkına varamıyor ya da varsa bile başkaca ne
yapılabileceğini düşünmediği için bilmiyor.
Dış çemberlerden içeriye adam taşımak değil, merkez çemberlerden
dışarıya doğru 'donanım' taşımak, solun işi. 'Donanım' gibi bir
kavramı tercih ediyorum, çünkü konuyu yalnız 'gelir'le sınırlı tutmak
istemiyorum.
Herkese 'para kazandırmak' muhtemelen hâlâ mümkün değil, şu varolan
yapıda. Ama herkese gereğinde para da dahil birçok şeyi kazanabilir
hale gelecek bir donanım kazandırmak artık zorunlu. Daha iyi eğitim,
ihtiyaç listesinin başında geliyor. Ama her anlamda, her düzeyde
'toplumsallaşma' şimdiye kadar vahim derecelerde ihmal edilmiş bir
şey. Her türlü kültürel tüketim, zaten bir 'ihtiyaç' düzeyine bile
yükselemediği için, daha da beter ihmal edilmiş durumda.
Bir 'sol' olacaksa Türkiye'de, 'gelir dağılımı' vb. somut şeylerin
yanı sıra, bu gibi 'elle tutulmaz' kültürel nosyonlarla da iç içe
geçebilen bir sol olmalı. Ama bunun için öncelikle, kendini Türkiye'nin
hegemonik ideolojilerinin etkilerinden kurtarıp arındırılabilmeli.
Bu ideolojilerin kaçınılmaz sonucu olan 'taşralılık'tan kendini
sıyırabilmeli. En önemlisi, bunları yapabilmek için kiminle uzlaşmak,
kiminle kavga etmek gerektiğini bir kere daha düşünüp öyle karar
vermeli.
Murat Belge, Radikal
13.02.2005
|