| |
Çarşamba günü The Wall Street Journal gazetesinde (WSJ) çıkmış
olan bir yazıya mim koyun. İleride o yazıyı bir dönemde Türk-Amerikan
ilişkilerinin hangi noktaya geldiğinin delili olarak kullanabilirsiniz.
Gazetenin görüşler sayfası editörlerinden Robert L. Pollock tarafından
kaleme alınmış olan bu yazının başlığı şöyle: 'Avrupa'nın Hasta
Adamı-Yeniden'.
Alt başlığı özetini veriyor: "Türkiye'de İslamcılık ve solculuk
yan yana gelince Amerikan karşıtlığı delilik düzeyine ulaştı."
Diyeceksiniz ki, son zamanlarda Amerikan basını dahil birçok yerde
Türkiye hakkında pek çok yazı çıkıyor. Bunun ötekilerden farkı ne?
Niçin buna mim koyalım?
Wall Street Journal ilginç bir gazetedir. Amerikan kapitalizminin
(dolayısıyla küresel kapitalizmin) nabız atışlarını yansıttığı için
önemlidir. USA Today'den sonra tüm Amerika'da en fazla satan 'ulusal'
gazete olduğu için etkilidir. En akıcı, su gibi okunan inceleme
haberlere yer verdiği için ilginçtir.
Merkezi New York'ta olan ama bir süredir Asya ve Avrupa basımları
da yayımlayan bu gazetenin temel ilkelerinden birisi, haber bölümleriyle
ilan servisi arasındaki kesin ayrımdır. Aynı şekilde, gazetenin
muhabirleri ile görüşler sayfası çalışanları arasında büyük bir
zıtlık vardır. Muhabirleri 'ilerici' sayılır, o kadar ki geçen yıl
greve kalkışarak sıradan gazetelerde çalışan meslektaşlarını mahcup
ettiler. Editoryal sayfası ise fena halde Cumhuriyetçi ve sağcıdır.
Büyük sermayenin tavizsiz sözcüsüdür; ABD'nin ülke dışı çıkarlarının
savunulmasında en radikal görüşleri savunmaktan kaçınmaz.
WSJ uzun yıllar boyu Türkiye hakkında en olumlu yazıların yayımladığı
gazeteydi. Bu elbette ABD'nin sağcı Cumhuriyetçi elitlerinin Türkiye'ye
duyduğu sempatinin bir yansımasıydı. Ayrıca Türk makamlarının bu
sayfa yöneticileriyle iyi ilişkiler kurduğundan söz edilir, Türk
liderlerinin imzasını taşıyan yazılar yayımlama konusunda iknaya
açık oldukları söylenirdi. Yanılmıyorsam, Turgut Özal ve Tansu Çiller
imzalı yazılar çıkmıştı bu sayfalarda.
İşte bu WSJ'de hiçbir dönemde Türkiye hakkında bu kadar sert, bu
kadar ağır ve olumsuz yazı okumadım! Irak tezkeresinin Meclis'te
reddedildiği günler buna dahil.
WSJ editoryal sayfası ile Bush yönetimi ve sağcı Cumhuriyetçiler
arasındaki yakın ilişkileri düşünüldüğünde şu sonuca varmamak olanaksız:
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ankara ziyareti iki ülke arasındaki
kamuoyu sorununu çözmedi. Washington, Türk hükümetinin ülkedeki
Amerikan karşıtlığına karşı çıkmak bir yana, boş laflarla oyaladığına
inanıyor. Açılan kredi tükenmiştir.
Pollock, ağır saldırılarını hükümetle ve 'sessiz ve sinsice İslamcılık
yapmakla' suçladığı AKP ile sınırlamamış: Ağır sözlerden genel olarak
Türk basını ama özellikle 'Başbakan'ın en sevdiği gazete' diye nitelediği
Yeni Şafak da payını alıyor. Türk politikacıları da bu gibi 'iftiralar'
karşısında sessiz kalmakla ve mazeret olarak kamuoyunu göstermekle
suçlanıyor.
Yazar, 'bir ayağı çukurda' diye nitelediği CHP'nin de kafayı CIA
komplolarına taktığını ve bu 'deliliğe' karşı uyarı görevini yerine
getirmediğini belirtiyor.
Bu gibi yazılarda her zaman sözü edilen askerlerden ise tek cümleyle
bile bahis yok!
Pollock, yazısının sonunda ABD'nin son yıllarda Türkiye için yaptıklarını
hatırlatıyor: Askeri yardım, Bakü-Ceyhan hattına destek, Kongre'de
Ermeni soykırımı tasarısının engellenmesi, AB üyeliğine arka çıkmak
ve tabii PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslimi...
Ve en sondaki kilit cümle: "Türk liderler sığındıkları kamuoyunun
yönünün hâlâ değiştirebileceğini anlamalıdır. (Yoksa) Türkiye kolayca
ikinci sınıf bir ülke durumuna düşebilir: dar görüşlü, evhamlı,
marjinal ve -kaçınılmaz olarak- Amerika'da dostsuz ve Avrupa'da
istenmeyen."
Mim!
WSJ'de bu gibi yazıların durup dururken çıkmadığı biliniyor!
(Hamiş: Geçenlerde yazdığım üzere, Pollock'unkinden çok farklı bir
bakış açısıyla da olsa, Türkiye'deki Amerikan karşıtlığının ulaştığı
sağlıksız düzey hakkında soğukkanlı bir biçimde düşünmenin zamanının
geldiğini düşünüyorum. Ortadoğuvari komploseverlik kimileri için
baldan tatlı olsa da, ileride hepimizi ilgilendiren tuzaklar var!)
Haluk Şahin, Radikal
18.02.2005
|