Türkiye'de sol parti yok

 

Türkiye muhalefetini arıyor - 2

Zafer Üskül: Mevcut partiler halktan kopuk. Yeni bir parti bütün ezilenleri savunmalı. Noyan Özkan: Yeni partilerin önü açık. Melek Göregenli: Muhalefetin durumu 'öğrenilmiş çaresizlik'

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zafer Üksül, AKP'nin sistemi eleştirerek, devleti koruma eğilimindeki CHP karşısında büyük bir başarı elde ettiğini düşünüyor. Üskül'e göre bugün AKP'nin karşısında ciddi politikalar üreten bir muhalefet partisi yok.
İktidarın yıprattığı bilinir. AKP iktidar olmasına karşın oylarını nasıl artırabiliyor?
AKP'nin 2002 seçimleri öncesinde yaptığı muhalefet şuydu: Sistemi eleştirmek. Sistemi eleştiren bu parti, diğer unsurlarla birlikte kamuoyunda ciddi bir destek gördü. Halkın gözünde devletle bütünleşmiş, daha çok devleti koruma eğilimindeki CHP karşısında çok önemli bir başarı elde etti. Karşında ciddi bir muhalefet partisi yok ve bu parti elinden geleni yapıyor diye düşünen seçmenin AKP'ye avansı sürüyor.
AKP iktidarına alternatif bir muhalefet hareketi nasıl yapılabilir?
Türkiye'de orta sınıf çok güçlü değil, işsizlik çok yaygın, gelir dağılımı çok bozuk, genç işsizliği çok yaygın, üniversite mezunlarının çok önemli bir kısmı iş bulamıyor, eğitim sistemi sorunlarla dolu, sağlık sistemi son derece bozuk. Bunlar özellikle merkez soldaki bir siyasi partinin iktidarı ele geçirmesi için tüm muhalefet koşulları mevcut.
Mevcut tabloya rağmen sol neden zayıflıyor?
Türkiye'de bir sol parti olmadı ki sol başarısız oldu diyelim. Dışarıdan bir siyaset bilimci gelip Türkiye'deki siyasi partileri gözlemlese, kendisini sol olarak niteleyen ana muhalefet partisini düzeni korumayı amaçlayan bir muhafazakâr parti, değişimi isteyen iktidar partisininse biraz sol bir parti haline geldiğini söyleyebilir. AKP sol bir söylemle iktidara geldi ama söylenenle yapılanı ayırmalı. AKP birey haklarının kullanımı konusunda engelleri ortadan kaldırıyor ama kolektif hakların kullanılmasındaki sınırlar hâlâ yerinde duruyor. Sendikalar Kanunu'nda, toplu iş sözleşmesi düzeninde bir yığın yasak devam ediyor. Çalışma Yasası patron sınıfının istediği gibi çıkıyor. İLO sözleşmelerinin hükümleri hâlâ önemli ölçüde uygulanmıyor.
CHP'nin başarısız yönü nedir?
Muhalefeti iktidarın nasıl olsa bir gün yaşayacağı başarısızlığın kendi başarısını getireceği inancına dayanan CHP, Cumhuriyet'i koruyan bir statükocu parti görünümünde. Dolayısıyla bu statükonun korunmasından yararı olan, özellikle büyük kentlerdeki orta ve orta-üst tabakaların oyunu aldı. Bir taraftansa hiçbir sorunu çözülmemiş yığınlar sorunlarını şu veya bu şekilde çözebileceklerine inandıkları partiye yöneldi. Türkiye'de orta sınıf çökmüş, nüfusun büyük bir bölümü ekonomik sıkıntıda, işsizlik çok yaygın ve buna etnik ve dinsel sorunlar eklenmiş. Solun iktidara gelmesi için bundan daha iyi fırsat olabilir mi? Ama bu olumlu koşullardan yararlanmak elbette devleti savunarak olamaz. Siz Kerkük'teki Türkmenleri veya Kıbrıs'ı savunarak politika yapabilirsiniz ama Türkiye'deki insanların iş ve aş sorununa çözüm üretmezseniz iktidar olmazsınız. Örneğin AKP'nin geçirdiği İş Yasası konusunda CHP gerekli tepkiyi göstermedi. Yasayı Meclis dışına taşıyarak Kızılay Meydanı'nda 300 bin işçiyi toplasaydı, bunun o yasanın çıkması öncesinde etkisi olmayacağını düşünebilir mi? Ama CHP bunu yapmıyor, çünkü sol bir parti değil.
Türkiye'de yeni bir sol partinin farkı ne olmalı?
Bütün ezilenleri savunan bir parti olmalı. Sadece emekçileri değil, etnik, dinsel, kültürel farklılıklarından dolayı ezilenleri de. Emekçilerle birlikte düzenden zarar gören sermayeyi de savunacak. Bir yanda siyasi bir parti kenardaki insanların gidip hatırını soruyor, elini sıkıyor, küçük de olsa armağanlar veriyor ama sol partiler halktan kopuk. İktidarda olmasa bile belde belde bir sivil toplum örgütü gibi hareket ederek üyeleri insanların sorunlara çözüm üretme çabası içinde olmalı. Örneğin çok fazla yetişmiş insanı bulunan solda öğretmenler ihtiyaç duyan çocukların eğitimine katkı verebilir, öğrencilerin üniversiteye girmelerine yardımcı olabilir.
Uzun vadeli bir projeyle ortaya çıkılmalı. On, on beş yıl sonrasını düşünerek ortaya çıkacak bir sosyal demokrat parti, çok daha kısa sürede amaçlarına ulaşabilir. Ama önümüzdeki seçimde, 3 yıl sonra ben de Meclis'e girebilmeliyim diyerek yola çıkarsa, eskilere benzeme riski var.
Almanya'daki sol partiler Türk seçmenin oyunu alırken, Türkiye'deki sol partiler bunu neden beceremiyor.
Almanya'da seçme ve seçilme hakkı kazanan çok sayıda Türk var ve bunların büyük bir çoğunluğunu İslamcı yapı oluşturuyor. Baktığımızda Türkiye'ye oy vermeye geldiklerinde sağa, Almanya'da ise sosyal demokratlara oy veriyorlar. Çünkü onlarının haklarını orada savunan partiler bunlar. Aynı şeyi burada bir sol parti yapsa, aynı etnik ve kültürel farklılıkların oyunu alır.
Yeni bir sol parti, etnik ve kültürel farklılıkta ilk akla gelen Kürtler ve Alevilere yönelik nasıl bir söylem geliştirmeli?
Bu yurttaşların talebi nedir? Bir yurttaşlık kimliği kabul edilmek koşuluyla, kültürel kimliklerini korumak ve geliştirmek istiyor. Solun buna sahip çıkması, bütünleştirici olarak bireysel hakların bir adım önüne geçip topluluk haklarını savunmalı. Her grup kendi kültürel kimliğinin getirdiği haklara sahip olmalı. Sol bunu savunmazsa, seçmen yöresel olarak bunu savunan partilere kayıyor.
Erkan Mumcu'nun istifası muhalefeti hareketlendirebilir mi?
Farklı bir üslupla ortaya çıkan Erkan Mumcu'nun söyledikleri, hep eleştiri konusu olan genel siyaset üslubuna bir cevap oluşturacak izlenimi oluşturuyor. Çok zor olmayan medya desteği, gençliği ve karizmasıyla merkez sağda şansı var gibi görünüyor. Ancak muhalefetini Meclis'te CHP, AKP ve bağımsız milletvekillerini toplayarak kuracağı bir grupla yapmaya çalışırsa yeni siyaset söylemleriyle çelişir. Kısa vadede AKP'de bir çöküş yaratmaz. Milletvekili sayısından zayıflamasından çok Mumcu ve ekibinin ayrılmasıyla liberal kanadını kaybetmiş AKP'nin kamuoyunda biraz daha sağa yönelmiş görüntüsü önemli.

Muhalefetin durumu 'öğrenilmiş çaresizlik'
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Melek Göregenli, solculuğun, çok iyi, çok insanca bir şey olduğunun yeniden hatırlanmasının muhalefetin gelişmesi açısından yararlı olabileceğine inanıyor.

AKP'nin siyasi arenada tek başına ve seçeneksiz olduğu iddiası yaygın. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün, hâkim olana boyun eğmek hatta olabildiğince durumdan kârlı çıkmaya çalışmak, zamanın ruhunu belirleyen bir 'erdem' olarak egemen; hakikatler değil olgular üzerinden politika üretiliyor. Oy verenler de siyasi seçimlerini kendi hayatlarının ikbal hesapları üzerinden yapıyorlar. Zaman zaman AKP'nin oylarını yükselttiği yönünde araştırmalar yayımlanıyor ya da yaygın medyadaki hâkim söylem halkın 'daha memnun' olduğu yönünde kurgulanıyor. "İyiye gidiyoruz, daha da iyi olacağız inşallah". Bunun gerçek olup olmadığını bilmiyorum; bildiğim, devletin üniversitesinde çalışan akademisyenlerine printer mürekkebi bile veremediği ama bir akademisyen olarak ücretimden yakınmaktan, ücretimi en az benim kadar çalışan kat görevlisininkiyle karşılaştırdığımda utandığım; hastaneye gitmeye çalışırken yolda, kardan kıştan ölünebildiği ve insanlar öldürüldüğünde, öldürmenin meşruiyetinin terörist olup olmamaya göre ölçüldüğü. Bu "iyiye gidiyoruz çok şükür" söyleminin 'AKP'den başka seçenek olmadığı yönünde hareketsizleştirici ve umutsuzluğa iten bir inançsızlığa hizmet ettiğini düşünüyorum.

Toplumsal muhalefet açısından bakarsak bir gerileme yaşandığı aşikâr. Bunun nedenlerini nerede aramak gerekiyor?
İnsanlar, genel olarak davranışlarının sonuçlarına bakarak öğrenirler. Davranışlarınızla dünyanın değişmediğini gördüğünüzde vazgeçiyorsunuz. Bu, depresyonda görülen 'öğrenilmiş çaresizlik' durumunun bir benzeri. Dahası, dezavantajlı gruplar
-yoksullar, kadınlar, azınlıklar ve her türden 'farklılar'- değiştiremedikleri dünyayla başa çıkabilmenin bir yolu olarak, kendileriyle ilgili, hâkim grupların geliştirdiği olumsuz değer ve atıfları içselleştirerek, sistemi, yaşadıkları dünyayı, eşitsizlikleri meşrulaştırıyorlar. Yoksulsam, yeterince akıllı olmadığım veya az çalıştığım içindir; dünya adildir ve eşitsizlik her yerde vardır. Bireysel başarı, özerklik ve insanın hayat üzerinde kişisel iradesine vurgu -ki bunlar modernleşme göstergeleri- bu hâkim söylem, kolektif davranışa inancı azaltıyor. Liberalleşmenin böylesine vahşi, kuralsız yaşanması ve genel değer kaybı da buna eklenince, her koyun kurban edilmekten kurtulmanın bir yolunu arıyor ve buluyor. Yerel seçimler öncesi İzmir'de uzun dönemde ve on bini aşkın insanla yaptığımız çalışmalarda, orta ve orta-üst sınıflarda politikadan uzaklaşmanın yaygınlaştığını gördük. Bu olguları, hiç güçlü bir biçimde hesabı sorulmamış ve verilmemiş üç darbe ve bir savaş yaşayan ülkenin yurttaşları açısından düşündüğümüzde bence daha fazla politikaya inanç beklemek haksızlık olabilir.

Muhalefetin, özelde de sol muhalefetin yaşadığı ana sorun nedir?
Beyanı esas alırsak kendilerini 'sol' olarak tanımlayanların CHP'den İşçi Partisi'ne, özgürlükçü soldan ortodoks solculara kadar çok geniş bir yelpazede yer aldığını görüyoruz. Çeşitlilik iyidir kuşkusuz ama bu konuda, halkın 'sol'dan anladığının ne olduğunu öngörmemizi zorlaştırıyor galiba. Ulus-devletlerin kuruluş çağında geleceğe dönük bir proje olması anlamında gerekli bir şey olabilecek milliyetçilik, sermayenin küreselleştiğini kabul eden gruplar açısından bile, 'ulusalcılık' etiketiyle bir bağımsızlık projesi gibi sunuluyor. Örneğin, bu anlamda, yaşadığımız çağda, ulusal sınırları vurgulamak hatta sıkı sıkıya kapatmak, dış tehdide dayalı bir 'sol' kurgusu, devletçiliği, militarizmi, etnik grup ayrımcılığını, kısaca muhafazakârlığı pekiştiriyor. Diğer sol grupların militarizmle, şiddetle, cinsiyetçilikle ciddi olarak yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Devletçilikle, homofobisiyle yüzleşmesi gerek. Belki, yoksulların ve bütün dezavantajlı grupların devrimi bekleyecek kadar sabrı kalmadığını ve kendilerine doğruyu öğretecek bir öncü arayışında olmayabilecekleri üzerinde düşünmek, bir mega ideolojiden çok hayata hemen şimdi müdahale edebilmenin sözünü aramak gerek. Solculuğun, insanın kendisi ve başkaları için hayatı değiştirme arzusunun, hatta üzerine hiç vazife olmayan konulara kendini adamasının, orta yaşlı, kırgın, yarı-deli bir romantiklik hali olmadığının, çok iyi çok insanca bir şey olduğunun yeniden hatırlanması, hatırlatılması iyi olabilir. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yukarıda sözünü ettiğim öğrenilmiş çaresizlik halinin ancak hayata etkin müdahaleyle yani siyasetle 'öğrenilmiş güçlülük' durumuna dönüşebileceğini bilen insanlar var hâlâ. Bunun kıymetini bilmek gerekiyor.

AKP solun önünü açtı
Avukat Noyan Özkan: Yasal değişiklikler olumlu fakat daha önemlisi yasaların değil, kafaların değişmesi. 'Sıfır tolerans' söylemine karşın karakollarda işkence hâlâ sürüyor

Eski İzmir Barosu Başkanı avukat Noyan Özkan, milliyetçi sol yerine enternasyonalist bir solun benimsenmesinden yana. Özkan'a göre AKP ciddi hatalar yapıyor ve temel sorunlara çözüm getiremiyor.
O nedenle alternatif siyasi parti ve iktidar olanaklarının da önü açılmış durumda.
Muhalefetin cılız kalmasındaki başlıca nedenler nedir?
Ana muhalefet partisi CHP, sağcı bir politika izliyor. Gençler, kadınlar işçiler ve öğrencilere umut verecek bir stratejik planlamaları yok. Örneğin, nüfus planlaması, TSK harcamalarının kısıtlanması, Meclis'e seçilmedeki yüzde 10'luk barajın düşürülmesi, 12 Eylül generallerinin yargılanması, işsizliğe çare bulunması gibi konularda solcu refleksler veremiyor. Örneğin, kamu yönetimi reformu ve yerel yönetimlerde özerklik içeren belediye yasaları engelleniyor, ancak alternatifi kamuoyuna sunulmuyor. Milliyetçi sol yerine, enternasyonalist sol benimsenmelidir.
Türkiye'deki Siyasi Partiler Yasası, sizce parti içi dahil muhalefetin önünü kesiyor mu?
Siyası Partiler Yasası'nın değişmesiyle siyasi partilerin insan kalitesinin değişmesi mümkün değildir. Önemli olan tolerans, uzlaşı, demokrasi ve barış kültürünün yerleşmesi, sivil toplumun güçlenmesidir.
İzmir Barosu'nda yeni yönetimin 'işkence önleme grubunu lağvetmesi muhalefetin önünü kesme yöntemlerinden birine örnek mi?
İzmir Barosunda milliyetçi sol rüzgârla gelen yeni yönetimin ilk işi, demokratik katılım ve tartışma mekanizmalarını işletmeden ve tepkileri göz ardı ederek baro bünyesindeki işkenceyi önleme grubunu dağıtmak oldu. Bu karar alınırken, muhalefet adeta yok sayıldı. Ancak, yok sayılan muhalif avukatlar iki hafta içinde seçimsiz olağanüstü genel kurul için gerekli olan 950 imzayı fazlasıyla (1100) toplamış ve anılan kararın kaldırılması için baro başkanlığına başvurmuştur. Önceki yönetimler sırasında işkenceyi önleme grubu, yönetime karşı sorumlu olmakla birlikte, inisiyatif kullanan bağımsız bir komisyondu. Ayrıca, çalışmalarının uluslararası boyutu vardı. Sınır tanımıyordu. Yeni yönetim ise, insan haklarına evrensel olarak değil, kendi ülke sınırları içinde hapseden ulusal perspektiften bakıyor. Komisyonlar üzerinde mutlak otorite istiyor. Böyle olunca, aktif, dinamik, katılımcı ve demokratik bir sivil toplum örgütü olan İzmir Barosu, insan haklar ihlalleri ile mücadele alanında adeta bir devlet dairesine dönüştürülüyor.
Sizce Bergamalıların 'sivil itaatsizlik' eylemleri, muhalefete örnek gösterilebilir mi?
1989 yılından bu yana, İzmir, Bergama'da önce Eurogold ve sonra Newmont şirketinin altın işletme girişimine karşı çıkan Bergamalı köylüler, Türkiye'de ilk kez hükümetlerin yakın desteğini alan uluslararası şirketlere karşı, doğrudan barışçı eylemlerle bir çevre koruma muhalefeti yürüttü. Hava, su ve toprağına sahip çıkan köylüler, bakanlık, valilik, jandarma, DGM baskısına karşı örgütlendi ve yaptıkları barışçı eylemlerle seslerini duyurdu. Bergama köylülerinin çevre ve insan hakları mücadelesi, birçok bilimsel araştırmaya konu olan örnek bir muhalefettir. Ancak, her eylemlerinden sonra haklarında ceza davaları açıldı, köylü önderleri hakkında lekeleme kampanyaları düzenlendi ve çok sıkıntı çekildi.
AKP hükümeti, Türkiye'nin temel sorunlarına uyguladığı politikalarda başarılı mı?
Yalnızca işverenlerin ve ticaret sektörünün menfaatlerine göre politika yapması, ABD'ye bağımlı olması, nitelikli kadrolardan yoksun olması, ülkenin doğal kaynaklarına yağmacı yaklaşımı, güçlü lidere tapınma, kadın-erkek eşitliği ve laiklik ilkesine ikiyüzlü bakışı AKP'nin zayıf karnını oluştururuyor.
Fakat AB sürecinde oldukça başarılı buluyorum. Özellikle Kıbrıs sorununda çok iyi adımlar attı ancak, sonradan kutsal devletçilere teslim oldu. ABD'nin Irak'a askeri müdahalesine Genelkurmay'la birlikte izledikleri ABD yanlısı halktan kopuk politika, ülkeyi felaketin eşiğine getirdi. 1 Mart tezkeresinin reddinde, daha ziyade şans faktörü rol oynadı. Güneydoğu ve askerin siyasete müdahalesi sorunlarına çözüm getirecek güçlü bir siyasi irade ve samimiyetten yoksun.
Hükümetin icraatlarının sonuçları, alternatifleri öteliyor mu?
Aksine, AKP'nin iki yıl içinde temel sorunlara çözüm getirmeyeceği anlaşıldı. Ciddi hatalar yapmaya başladılar. Alternatif siyasi partiler ve iktidarlar çok kısa zamanda mümkün. AKP de DSP gibi yıpranıp gidecektir.
AB sürecinde yapılan yasal değişiklikler, temel hak ve özgürlüklerin önünün açılmasını sağladı mı?
Değişiklikler kâğıt üzerinde, Anayasa hariç, oldukça yeterlidir. DGM'lerin, OHAL ve ölüm cezasının kaldırılması, çok önemlidir. Ancak Anayası'nın sivil toplum desteğiyle tamamen değiştirilmesi gerekiyor. Önce devleti değil, önce yurttaşı hedefleyen, özgürlükçü bir anayasanın yeniden yazılması gerekiyor. Örneğin, Anayasa'nın geçici 15. maddesi, darbeci generallere ceza muafiyeti sağlıyor. Zorunlu din ve ahlak dersi maddesi hâlâ yürürlükte. Dernekler Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüşleri Kanunu gibi, bazı değişiklikler ise yetersiz. Ancak, önemli olan yasaların değil, kafaların değişmesi. Örneğin 'sıfır tolerans' söylemine karşın karakollarda işkence ve pek fena muamele hâlâ sürüyor. Hükümet, İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran'ın sunduğu azınlık hakları raporuna yapılan faşist, zorba saldırıları görmezden gelmekle, bu alanda samimi olmadığını kanıtladı.

Radikal
21.02.2005